Lefkoşa 23°USD49,96 ₺▲EUR55,81 ₺▼GBP67,01 ₺▲GRAM ALTIN6.222,90 ₺ Nöbetçi Eczaneler
SON DAKİKA

Denktaş ile Makarios’un Mirasından Arınmamız Şarttır!

“Kıbrıslı Türklerin Statü Evrimi ve Statüsüzlüğü Üstüne” adlı yeni kitabımda vardığım sonuçlardan biri, Kıbrıs Türk toplumunun...

4 dakika okumaHaber: Niyazi Kızılyürek
Paylaş
Denktaş ile Makarios’un Mirasından Arınmamız Şarttır!

Bu isimlerin yakın Kıbrıs tarihini ve Kıbrıs Sorununun seyrini derinden etkilediği ve büyük ölçüde belirlediğine kuşku yoktur. Nitekim, 1971 yılında ABD’nin Lefkoşa büyükelçiliğinden Washington’a gönderilen bir belgede adada “barış ve savaşın” bu liderlerin “niyetlerine bağlı olduğu” söyleniyordu: “Minik Kıbrıs Cumhuriyeti’nde barış ve savaş iki rakip ulusal liderin, Başpiskopos Makarios ile Kıbrıslı Türk Rauf Denktaş’ın niyetlerine bağlıdır. Dış görünüş bakımından birbirine bu kadar zıt iki adam düşünülemez. (...) Buna karşın, pek çok ortak tarafları vardır. Çıplak kafalı bu iki adam Kıbrıs’ın ayni yöresinden, Baf bölgesinden geliyor. İkisi de İngiliz sömürge yönetiminin son on yıllarında orta sınıfın alt katmanlarına mensup ailelerde yetiştiler. Batı dünyasını öncelikle Ada’daki yansımalarından tanımış olmalarına karşın her ikisi de etnik toplumlarının sorunlarına yaklaşımlarında birer Doğu Akdenizli olarak kaldılar."

“Barış ve Savaş” belki Amerikalı diplomatların iddia ettiği gibi tamamen Makarios ile Denktaş’ın “niyetlerine bağlı” değildi ama çözüm veya çözümsüzlük büyük oranda bu iki liderin tutumuna bağlıydı. Nitekim, yaşananlar buna tanıklık edecekti. Makarios 1974 öncesinde, Denktaş da 1974-2003 arasında izlediği politikalarla tarihe çözümsüzlüğün mimarları olarak geçtiler. En azından, benim bulgularım bu yöndedir.

Aralarındaki benzerliklere gelince. Ortak noktaları sadece “çıplak kafalı” “Baflı” veya öksüz olmaları değildi. Kuvvetli olduklarını düşündüklerinde “çözümsüzlük çözümdür” politikasına yöneliyorlardı ve verili koşullarda elde edebilecekleriyle yetinmeyi bilmiyorlardı. Hep “daha fazlasını” istiyorlardı. Ne reel politik durumun muhakemesini doğru yapabiliyorlardı, ne de verili koşullarda neyin mümkün olduğunu takdir edebiliyorlardı. İkisi de maksimalist ve inatçıydı. İnandıkları politikaları inatla ve ısrarla savunuyorlardı. İdeallerine kıskançlık ve inatla bağlıydılar ama Ötekinin varlığını hesaba katmıyorlardı.

Trajik Figürler

Aslında trajik figürlerdi. Çünkü, onlar  “haklı” olduklarına inanıyorlardı ve Hegel’in dediği gibi, trajediler “haklının haklıyla” kavgasından doğar. “Kendilerine içkin mutlak hakikatlerden” hareket ediyorlardı ve kendi kararlarının her zaman “hakikatten” kaynaklandığı ve “haklı” olduğunu düşünüyorlardı. Ötekinin de haklı olabileceğini görmüyorlardı.

Denktaş ile Makarios’un “trajik” duruma düşmelerinin Aristoteles’in “megali amrtia” (“büyük hata/günah”) dediği türden kişisel zaaf veya şahsi değer yargıları yüzünden olduğunu düşünmüyorum. Onları muhakeme etme, ölçüp biçme, tereddüt etme gibi pratik aklın nimetlerinden alı koyan ve kendi hakikatlerini sorgulamaktan uzak tutan şeyin, Kıbrıs’a büyük ve dar bir ilkeden, milliyetçilik ilkesinden bakmalarıydı.

Tarihsel ve toplumsal bir olgu olarak adada yükselen Helen ve Türk milliyetçiliğinin sekter taşıyıcılarıydı. Yeri geldiğinde Türkiye ile Yunanistan hükümetlerini karşılarına almaktan bile kaçınmadıkları gibi, iki ülkeyi karşı karşıya getirmekten de çekinmiyorlardı. Haklılık algısına dayanan ahlaksal akıl yürütme tarzları, inatçı kişilikleri, davalarına tereddütsüz olarak sahip çıkmaları gibi şahsi özellikleri, karşıt kutuplarda yer alan, çatışan milliyetçiliklerin büyülü etkisiyle daha da kışkırtılıyordu. Kıbrıs’a “bir ve tek büyük ilkeden” bakıyorlar, ve bu dogmatik ilkeden (milliyetçilikten) baktıkları için de uzlaşmaya yönelemiyorlar, barış yapamıyorlardı.

İkisinin de sonu iyi olmadı. İkisi de bir bakıma “İfrat Kurbanı” oldu. İfrat, şahsi trajedilerinin ötesine taştı ve temsil ettikleri toplumları tefrite sürükledi. Her iki toplum da büyük zararlara uğradı. “Eksik” ve “noksan” kaldılar.

Sadece Geçmişi Belirlemediler Geleceği de İpotek Altına Aldılar

Fakat, her şeye rağmen ideolojik ve siyasi mirasları yeni kuşaklar üzerinde derin izler bıraktı. Geçmiş icraatlarıyla Kıbrıs Sorununun çözümünü zora sokmuşlarsa, bıraktıkları mirasla adanın geleceğini de ipotek altına aldılar.

Makarios Kıbrıs Rum siyasetinde temel referans olmayı sürdürürken, Denktaş’ın politikalarına sık sık geri dönüldüğünü görüyoruz. Kimi iki-devletli konfederasyondan söz ediyor, kimi de etno-federalizmi en uç noktalara taşıyor. Bu yaklaşımların temel referans noktaları Denktaş’ın “müktesebatına” uzanıyor.

Oysa, Denktaş’ın izinden gitmenin çözümsüzlük ve statüsüzlük anlamına geldiğine yakın tarih tanıktır. Uzlaşma ve kalıcı barış, haklı olduğumuz kadar haksız olduğumuzu da idrak etmemizle mümkündür. Ötekini ve meşru çıkarlarını gözetmek, barış politikasının temel ilkeleri arasında yer alır. Maksimalist kuvvet politikaları ister “kan ve demirin” gücünden, isterse diplomatik veya başka üstünlüklerden gelsin, Ötekinin varlığını ve kırılganlığını dikkate almadığından uzlaşma ve barış çabalarını sekteye uğratır.

Arınmak Şarttır!

Toplumları önümüzdeki yıllarda neyin beklediğini elbette öngöremeyiz. Fakat, Kıbrıs Rum toplumunun Kıbrıs Cumhuriyeti devletinin tek yöneticisi olarak varlığını Avrupa Birliği içinde sürdüreceğine kesin gözüyle bakabiliriz. Fakat, Kıbrıslı Rumlar bölünmüş bir ülkede değil, adanın bütününde güvenlik içinde ve yurt duygusuna sahip olarak yaşamak istiyorlarsa, Makarios’un Kıbrıslı Türkleri görmeyen, küçümseyen siyasi mirasından arınmaları şarttır.  

Kıbrıs Türk toplumuna gelince. Kıbrıslı Türklerin bugünkü statüsüzlük koşullarında etno-politik bir varlık olarak ayakta kalması zordur. Kıbrıs Sorununun geldiği aşamada Kıbrıs Türk toplumunun kolektif ve otonom bir özne olarak varlığını koruyarak güçlendirmesi, ancak uluslararası tanınmışlığı olan Federal Kıbrıs Devletinin parçası olmakla mümkündür. Bu da Denktaş’ın izinden giderek değil, istikamet değiştirmekle mümkündür.

Bitirirken bir noktanın altını özellikle çizmek istiyorum: Rauf R. Denktaş ile Başpiskopos Makarios’un yakın Kıbrıs tarihindeki yeri ve önemi yadsınamaz. Bu şahsiyetler yaptıkları ve yapamadıklarıyla adlarını Kıbrıs tarihine kazıdılar. Fakat, onlar dünün dünyasına aittirler. Ortak bir gelecek tahayyülü olmayan etnik çatışma döneminin dünyasına... Huzurlu, barışçıl ve ortak bir gelecek arayan Kıbrıs onları yadsıyamaz ama izlerinden de gidemez. Arınmak şarttır!   

photo-2026-10-31-14-01-26.jpg

Bu yazı toplam 332 defa okunmuştur.

Bu habere tepkiniz?

Paylaş

Yorumlar

İlgili Haberler