Tam adıyla Avram Noam Chomsky, 1928'de ABD'nin Philadelphia kentinde doğdu…
Dilbilimci, filozof, düşünür ve siyasi aktivisttir.
-*-*-
Dilbilimci olmanın ötesinde, O’nu çok geniş kitlelerin tanımasını sağlayan ikinci alan ise siyasi düşüncesidir.
-*-*-
Kısaca solcudur…
Kendisini özgürlükçü sosyalist (libertarian socialist) olarak tanımlar ve anarşist/anarşo-sendikalist düşünce geleneğine yakın durur...
-*-*-
ABD'nin dış politikası ve askeri müdahalelerini yerden yere vuran bir karakterdir…
-*-*-
Ama en değer verilen görüşleri, “Medya insanları nasıl yönlendirir?” sorusuna yanıt olarak ürettikleridir…
-*-*-
Edward S. Herman ile birlikte yazdığı Manufacturing Consent (Rızanın İmalatı) adlı 1988 tarihli kitapta, demokratik toplumlarda medyanın nasıl olup da iktidarların ve büyük ekonomik çıkarların etkisi altında kamuoyunu belirli biçimlerde yönlendirebildiğini tartışır.
-*-*-
Çeşitli kaynaklara göre buradaki temel düşüncesi kabaca şudur:
“Propaganda yalnızca diktatörlüklerde olmaz. Demokratik ülkelerde de medya yapısı, ekonomik çıkarlar, devlet kaynaklarına bağımlılık ve siyasi güç ilişkileri haberlerin nasıl sunulduğunu etkileyebilir.”
-*-*-
Bu nedenle Chomsky, özellikle “medya özgür mü?” sorusundan ziyade “medyanın ekonomik ve siyasi yapısı hangi haberlerin görünür olmasını sağlıyor?” sorusuna odaklanır.
-*-*-
Chomsky’ye göre, elitist demokrasi anlayışında halkın karar alma süreçlerine katılan aktif yurttaşlar olarak değil, yönlendirilmesi gereken bir "pasif seyirci kitle" olarak görüldüğünü belirtir:
-*-*-
Chomsky’ye göre “… medya ve propaganda mekanizmaları, toplumun ilgisini magazin, tüketim ve yüzeysel tartışmalarla dağıtarak halkı apolitize eder.”
-*-*-
Ve yine Chomsky’ye göre “… amaç, ekonomi ve siyaset gibi kritik kararların halk tarafından sorgulanmasını engellemek ve bu yetkiyi yönetici/sermaye elitlerine bırakmaktır.”
-*-*-
Chomsky, Türkiye’de basının ve ifade özgürlüğünün üzerindeki artan baskıların halkı bilgilendirilmemiş, pasif izleyicilere dönüştürme riski taşıdığını vurgular ve şöyle der: "Gittikçe otoriterleşen yapının toplum üzerindeki hakimiyeti genişledikçe özgürlükler kısıtlanıyor. Basın özgürlüğüne yönelik baskılar artarak halkın bilgi alma hakkı engelleniyor."
-*-*-
Haaa bazı kaynaklara göre Chomsky’yi Batı ülkeleriyle Türkiye karşılaştırmasında en çok etkileyen unsur, Türkiye'deki sivil toplumun ve aydınların seyirci kalmayı reddetmesidir.
Chomsky, Türkiye'deki halkın ve aktivistlerin Batı'daki muadillerine kıyasla ağır bedeller ödeme riskine rağmen susmadığını ve sorumluluk aldığını savunur…
-*-*-
Chomsky, Türkiye’deki akademisyenlerin, gazetecilerin ve hak savunucularının ağır devlet baskısına rağmen pasifleşmeyip direnmelerini Batı’daki entelektüellere ders olacak nitelikte gördüğünü defalarca dile getiren biridir…
-*-*-
Özet olarak belirtecek olursak, Chomsky'ye göre egemen güçler (hem küresel hem yerel) Türkiye'deki insanları da medyayı ve siyasi baskıları kullanarak karar süreçlerinin dışında tutmak ve pasif birer seyirciye dönüştürmek ister. Ancak Chomsky, Türkiye toplumunun ve muhalif dinamiklerinin Batı'daki birçok topluma kıyasla bu "seyirci olma" durumuna daha güçlü biçimde itiraz ettiğini ve bedel ödeme pahasına aktif kaldığını da savunur!
-*-*-
İşte “seyirci olma” durumuna itiraz eden, ayağa kalkan, muhalifliği sertleştirenler, şu anda tek tek hapsedilmektedir… Komedyenler bile!
-*-*-
Ve gelelim ülkemize…
-*-*-
KKTC’de de Türkiye’nin istediği, Türkiye’de “aldığının” aynısıdır!
Medya ve siyasi baskılar kullanılarak, sessiz, sakin, itiraz etmeyen, sürekli biat eden pasif seyirci!
-*-*-
Türkiye bunu hem bir hak olarak görür hem de bu hak gördüğü durumu, her türlü propaganda ile dayatmaktan geri durmaz…
-*-*-
Mesela son günlerde Erhan Arıklı ve Oğuzhan Hasipoğlu’nun CTP ile ilgili açıklamaları, tam da bu propagandanın en ucuz söylemleridir…







