Bağımsızlık Yolu Genel Sekreteri Cansu N. Nazlı, eski eşi tarafından öldürülen kadınla ilgili yaptığı açıklamada, devletin kadına yönelik şiddeti önleme ve kadınları koruma konusunda yasal yükümlülüklerini yerine getirmediğini belirtti. Nazlı, “Kız kardeşimiz kendisinin başvurabileceği her yola başvurmaya çalışmış” diyerek, yaşanan cinayetin önlenmesinde devletin sorumluluğuna dikkat çekti.
Nazlı, öldürülen kadının daha önce mahkemeye başvurduğunu, koruma emri aldığını ve eski eşinin koruma emrini ihlal dahil çeşitli suçlardan mahkum edilerek ceza aldığını Bugün Kıbrıs aracılığıyla öğrendiklerini belirtti.
Kadının kendisini korumak için başvurabileceği her yolu denediğine işaret eden Nazlı, “Ancak yasada yazan pek çok tedbir ve uygulama yaşamda olmadığından devlet hem kız kardeşimizin yaşam hakkını korumayı başaramamış, hem de failin şiddet suçunu tekrar tekrar işlemesini önleyememiştir” dedi.
“HÜKÜMETİN HER KADIN CİNAYETİNDE SORUMLULUĞU VAR”
Kadına yönelik şiddetin önlenmesi ve kadınların şiddetten korunması için bugüne kadar çok sayıda açıklama yaptıklarını, yazdıklarını ve eylem gerçekleştirdiklerini belirten Nazlı, bu olay özelinde bazı noktaların yeniden öne çıkarılmasının gerekli olduğunu ifade etti.
Nazlı, ilk olarak Şiddet Önleme Merkezlerine dikkat çekti. Mevzuatta şiddet tehdidi ve şiddet durumunda kadınların başvurabileceği merkezlerin tanımlandığını belirten Nazlı, bu merkezler kurulmuş olsaydı risk değerlendirmesi, takip ve ihtiyaç duyulan her türlü desteğin tek bir merkezden koordineli ve organize biçimde sağlanabileceğini söyledi.
“Birçok kadının şiddetten korunmasına doğrudan etkisi olacak bu merkezleri ve sığınma evlerini kurmayan hükümetin yaşanan her kadın cinayetinde sorumluluğu var” diyen Nazlı, sorumluluğun yalnızca mevcut hükümetle sınırlı olmadığını vurguladı.
Şiddet Önleme Merkezlerini kurmayıp kadınları şiddete karşı korumasız ve güvensiz bırakanın yalnızca mevcut hükümet olmadığını belirten Nazlı, İstanbul Sözleşmesi’nin 2011’de iç hukukun bir parçası haline gelmesinden itibaren hükümet eden tüm partilerin siyasi sorumluluğu bulunduğunu söyledi.
Nazlı, “Şu an muhalefette olan rejim partilerinin noksanlığını daha yüksek sesle sorguladığı bu tedbirlerin alınmasını ve Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Dairesinin teşkilatlanmasını neden hükümetleri döneminde yapmadıkları halen izaha muhtaç” ifadelerini kullandı.
“ASLAN PAYI İSKELE POLİSİNİN”
Kadına yönelik şiddetin önlenmesi ve kadınların korunması açısından en önemli ve hayati eksikliklerin önemli bir bölümünün Polis Teşkilatında bulunduğunu belirten Nazlı, kadına şiddetle ilgili birimlerin her bölgede olması ve köy karakollarına kadar teşkilatlanması gerektiğini kaydetti.
Bu talebi her fırsatta yükselttiklerini ifade eden Nazlı, söz konusu olay özelinde ise “aslan payının İskele Polisinin” olduğunu söyledi.
Polis teşkilatlanmasında merkezden uzaklaşıldıkça pek çok hassasiyet gibi kadına yönelik şiddetle ilgili hassasiyetlerin de berhava olduğunu belirten Nazlı, İskele Polisinin bu konuda en sıkıntılı bölge polisi konumunda olduğunu işaret etti.
Nazlı, bölgede şiddete uğrayan kadınların şikayetlerinin alınması ve bu şikayetlerle ilgili ciddi tahkikat yürütülmesi konusunda karşılaşılan sorunların kronik hale geldiğini belirterek, öldürülen kadının geçmişte yaptığı başvuruların da ayrıca araştırılması gerektiğini söyledi.
“İSKELE POLİSİNİN ŞİKAYETLERİ NE KADAR CİDDİYE ALDIĞI ARAŞTIRILMALI”
Nazlı, cinayetle ilgili yürütülecek tahkikatın yanı sıra, kadının aldığı şiddet tehdidi, mahkeme emri ihlali, şiddet şikayeti veya ihbarlarının İskele Polisi tarafından ne kadar ciddiye alındığının, bunların ne kadarının soruşturulup ne kadarının ilerletildiğinin de ayrıca soruşturulması gerektiğini ifade etti.
“Burada dava numarası olan ceza tahkikatlarından söz etmiyorum” diyen Nazlı, şikayet ya da ihbar konusu edildiği halde dosya açılmayan vakaların bulunup bulunmadığının araştırılması gerektiğini belirtti.






