Çağdaş çağdaşlıklık günümüzde çok kullanılan bir sözcük. Akademisyen, politikacı, sanatçı, sendikacı, gazeteci gibi değişik uğraşlarda olan kişilerin sıkça dile getirdiği kavramlardan biri. Çağdaş eğitim, çağdaş sağlık, çağdaş kültür, çağdaş sanat, çağdaş altyapı, çağdaş plan-proje, çağdaş yaşam vb.
Öylesine çok kullanılıyor ki, kimi zaman karşısındakini küçümsemek amacıyla “entel” bir söylemle, kendisini ve düşüncesini yüceltmek için çağdaşlığı bir ayrıcalık olarak kullananlara bile rastlarız. Böylece “ÇAĞDAŞ” sözcüğü, düşünsel bir ölçüt olmaktan çıkarılıp bir üstünlük sıfatına dönüştürülür. Ve karşısındakini ötekileştirir.
Türkçe Sözlükte “çağdaş” şöyle tanımlanır: “Aynı çağda olanlardan her biri. Bulunulan çağda olan, muasır.”
Ancak yazar eleştirmen Asım Bezirci’nin de ifade ettiği gibi, çağımızda birbirine karşıt çeşit çeşit olgular bir arada bulunmaktadır. O nedenle şimdiki çağda bulunma her zaman ileri ve çağdaş olmanın sağlam bir ölçütü olamaz. Nasıl ki geçmiş çağda bulunma “geriliğin” sağlam bir ölçütü olamazsa.
Peki çağdaşlığa sağlam ölçüt nedir?
Her toplumsal ve tarihsel olguya sınıfsal bakmak gerektiği gibi “çağdaş” kavramına da sınıfsal bakmak doğru bir ölçüttür. Daha yerinde bir deyişle, olguların ve kavramların niteliğini sınıfsal pusulayla belirlemek bizleri doğru bir sonuca ulaştırır.
Hangi sınıfa göre çağdaşlık? Hangi sınıf için çağdaşlık? Bu sorular sorulmadan çağdaşlık kavramını açıklamak eksik ve yanıltıcı olur.
Çünkü egemen sınıflar için çağdaş olan, emekçi sınıflar için sömürü, güvencesizlik ve yoksullaşma anlamına gelebilir. Sermayenin özgürlüğü ile emeğin özgürlüğü aynı şey değildir. Örneğin piyasanın büyümesi, zenginin daha zengin olması toplumun refahını sağlamaz. Teknolojik gelişme de tek başına toplumsal ilerlemenin göstergesi ve çağdaşlığın bir ölçütü olamaz.
Bu nedenle yalnızca zamana, teknolojiye, modaya ya da egemen anlayışa ve neoliberal piyasaya uyum sağlamak çağdaşlık olarak kabul edilemez.
Çağdaşlık, hangi sınıfın çıkarına hizmet ettiğine bakılarak sorgulanmalıdır.
Emekçilerin sömürülmesini artıran, eşitsizliği büyüten, insanı yalnızlaştıran ve doğayı tahrip ederek ve kirleterek tüketen bir düzen yeni ve çağdaş olabilir mi?
Mesele yalnızca “YENİ” olanı savunmak da olmamalı. Yeninin kimin çıkarına olduğunu sorgulamaktır mesele. Sınıfsal bakış tam da burada önem kazanır.
Egemen sınıfların çıkarlarına hizmet eden bir yenilik, onlar açısından çağdaş olabilir. Ancak emekçi sınıfların özgürlüğünü ve toplumsal eşitliği, adaleti geriletiyorsa, bu ne menem bir çağdaşlıktır?
Gerçek çağdaşlık, insanın insanı sömürmediği, emeğin değer gördüğü, eşitliğin, adaletin ve özgürlüğün gerçek anlamına kavuştuğu, bilimin ve sanatın toplumun gelişimine, aydınlanmasına hizmet ettiği bir geleceği kurma mücadelesidir.
Egemen sınıflar ise, kendi çıkarlarına hizmet eden her şeyi çağdaşlık olarak nitelerler. Piyasanın büyümesini, özelleştirmenin yaygınlaşmasını kamusal düzenin daraltılmasını, sömürünün derinleşmesini, bireyciliği ve toplumsal dayanışmanın ortadan kalkmasını “yenilik” ve “çağdaşlık” adı altında piyasaya sürerler.
NEOLİBERALİZMİN YENİLİKLERİ...
Bugün neoliberal anlayışın “yenilik” olarak sunduğu birçok şeyi sorgulamak gerekir. Çünkü her yeni olan şey, insanlık için iyi veya faydalı olmayabilir.
Piyasanın insan ilişkilerinde tüketimi öne çıkardığı, insanları giderek yalnızlaştığı ve başarının çoğu zaman parayla ölçüldüğü, bencilleştirdiği bir düzeni “çağdaşlık” olarak görmek doğru mu?
Şair Fikret Demirağ’ın dizelerinde ifade ettiği gibi;
“İnsanlığı kayanlar kalabalığında... Elini sallasan elli benciliğe çarpan” bir düzende hangi çağdaşlıktan söz edebiliriz?
İnsanların sürekli birbirleriyle yarıştığı, dayanışmanın azaldığı, sevinç ve dert ortaklığının aşındığı ve eğitimin, sağlığın, sanatın ve bilginin patronların para kazandığı alanlara dönüştüğü bir sistem çağdaş ve ileri olabilir mi?
İnsanı doğadan, toplumdan ve kendi tarihinden kalleşçe ve sinsice koparır neoliberalizmin yenilikleri. İnsanı yalnızca tüketen, satın alan ve kendisini pazarlayan bir bireye dönüştürür. Bu yenilik ve çağdaşlık kimin çıkarına peki?






