Yeşil Hattın kuzeyinde yaşayan ezici çoğunluğun buna onay verdiğini söylemek sanırım abartı olmaz.
Kıbrıslı Türkler, bir çözümde “yama” gibi durmak istemiyor.
Kıbrıs Cumhuriyeti’ne ya da yeni bir Kıbrıs devletine “yama” olmayı kabullenmiyor çoğunluk…
Ama…
“Vilayet” olmayı da istemiyor.
Yani Türkiye’nin bir iline dönüşmeyi…
Peki bugün bize dayatılan ve her gün iliklerimize kadar yaşadığımız o çıplak gerçeklik tam olarak nedir?
Gelin kendimize karşı dürüst olalım.
Bugün bir “yama” olma tehlikesiyle mi yüz yüzeyiz, yoksa çoktan bir “vilayet” olmanın eşiğine mi getirildik?
***
Bakınız; Büyükelçi inceden inceye, usulca yaklaşan seçime dair mesajlar veriyor.
Burası iddia ettikleri gibi gerçekten “egemen” bir devlet olsa, “Beyaz Ev”deki o demokrasiye ve halk iradesine müdahale siciliyle bir daha bu topraklara adım dahi atamazdı.
Tabii ateşkes koşullarının gölgesi ve o malum şartlar olmasaydı…
***
“Seçim” havasına her girildiğinde bu toprakların tadını kaçırıyor birileri…
Ama bu toplum, o tanıdık oyunu her defasında bozmasını, vakti geldiğinde gereğini yapmasını biliyor.
Örneğin geçenlerde dediler ki: “Partimize hırsız diyemezsiniz…”
Kimse de “parti”ye dememişti bunu…
Kendi partilileri dahil hırsızlara hırsız diyorlar, yolsuzlara yolsuz, rüşvetçilere rüşvetçi…
Yalancıya yalancı diyorlar, hilekâra hilekâr…
Ama akıllarında kendilerini aklayacak, pek çok kirliliği ve ayıbı tüm partiye yönlendirecekler… Böylece partililer kenetlenecek.
Sanki partiler dahil ahali bilmiyor kimlerin fesat olduğunu, ihale oyunlarının hangi masalarda döndüğünü, afların niçin ilan edildiğini, rüşvet pazarlıklarını, sahte diplomaları, kimleri kurtarmak için yasaların yapıldığını…
***
Şimdi bir de güvenlik meselesi var.
Sanki biri “polisi” suçlamış gibi…
Yine aynı kurnaz çarpıtma…
Kendi ayıplarını örtme çabası…






