Lefkoşa 32°USD47,91EUR55,51GBP64,90GRAM ALTIN6.737,19 Nöbetçi Eczaneler
SON DAKİKA

Buradan Başlayabiliriz!

İnsanların yıllardır söylediği bir söz var: “Ne yama oluruz ne de vilayet…”Yeşil Hattın kuzeyinde yaşayan ezici çoğunluğun buna...

2 dakika okumaHaber: Cenk Mutluyakalı
Paylaş
Buradan Başlayabiliriz!

Yeşil Hattın kuzeyinde yaşayan ezici çoğunluğun buna onay verdiğini söylemek sanırım abartı olmaz.

Kıbrıslı Türkler, bir çözümde “yama” gibi durmak istemiyor.
Kıbrıs Cumhuriyeti’ne ya da yeni bir Kıbrıs devletine “yama” olmayı kabullenmiyor çoğunluk…

Ama…
Vilayet” olmayı da istemiyor.
Yani Türkiye’nin bir iline dönüşmeyi…

Peki bugün bize dayatılan ve her gün iliklerimize kadar yaşadığımız o çıplak gerçeklik tam olarak nedir?

Gelin kendimize karşı dürüst olalım.

Bugün bir “yama” olma tehlikesiyle mi yüz yüzeyiz, yoksa çoktan bir “vilayet” olmanın eşiğine mi getirildik?

***
Bakınız; Büyükelçi inceden inceye, usulca yaklaşan seçime dair mesajlar veriyor.

Burası iddia ettikleri gibi gerçekten “egemen” bir devlet olsa, “Beyaz Ev”deki o demokrasiye ve halk iradesine müdahale siciliyle bir daha bu topraklara adım dahi atamazdı.

Tabii ateşkes koşullarının gölgesi ve o malum şartlar olmasaydı…

***
“Seçim” havasına her girildiğinde bu toprakların tadını kaçırıyor birileri…

Ama bu toplum, o tanıdık oyunu her defasında bozmasını, vakti geldiğinde gereğini yapmasını biliyor.

Örneğin geçenlerde dediler ki: “Partimize hırsız diyemezsiniz…”

Kimse de “parti”ye dememişti bunu…

Kendi partilileri dahil hırsızlara hırsız diyorlar, yolsuzlara yolsuz, rüşvetçilere rüşvetçi…
Yalancıya yalancı diyorlar, hilekâra hilekâr…

Ama akıllarında kendilerini aklayacak, pek çok kirliliği ve ayıbı tüm partiye yönlendirecekler… Böylece partililer kenetlenecek.

Sanki partiler dahil ahali bilmiyor kimlerin fesat olduğunu, ihale oyunlarının hangi masalarda döndüğünü, afların niçin ilan edildiğini, rüşvet pazarlıklarını, sahte diplomaları, kimleri kurtarmak için yasaların yapıldığını…

***
Şimdi bir de güvenlik meselesi var.

Sanki biri “polisi” suçlamış gibi…
Yine aynı kurnaz çarpıtma…
Kendi ayıplarını örtme çabası…

Kimi “rakamlar” ortada yok tabii…

Çok merak ediyorum, örneğin, bu ülkeye kimlikle giriş öncesindeki 10 yılda neydi rakamlar ve ne oldu ardından…

Hani “verileri” açıklamaya çok meraklısınız ya…
Buyurunuz!

Bir de cezaevi rakamları…

Geçtiğimiz ay Merkezi Cezaevi’nde örgütlü sendikamızın başkanı Güven Bengihan verileri paylaşmıştı…

871 tutuklu…
286’sı TC…
103’ü TC-KKTC…
231’i diğer ülke…
251’i “KKTC” yurttaşı…

Yani büyük çoğunluğu “yurttaş” değil…
Yine büyük çoğunluğu “kimlikle” girmiş ülkeye…

İnsan hakları aktivisti, avukat Aslı Murat geçen hafta benzer rakamları paylaştı, “Cezaevinde yabancıların sayısı, KKTC vatandaşlığı bulunanların yaklaşık 1,6 katı” gerçeğinin altını çizdi.

Bu tabloyu yabancı düşmanlığı üretmek için değil, kayıt dışı yaşamın, muhaceret ve ülke içi denetim eksikliğinin sonuçlarını tartışmak için önümüze koymalıyız” dedi haklı olarak…

Yine gündem değiştirmeye yöneldi “yönetim” takımı…

Bu kez “nüfus sayımı” üzerinden…

“İnsanları evlere kapatarak sayım mı yapsınlar…”

Aman da aman, ne kadar da halkını düşünen, ne kadar da incelikli bir idare!

Evlere kapanmayalım bence de…

Siz önce önünüzde duran o bilgisayarların tuşuna basın da “yurttaş sayısı”nı açıklayın bir hele…

Buradan başlayabiliriz öncelikle!

Bu yazı toplam 18 defa okunmuştur.

Bu habere tepkiniz?

Paylaş

Yorumlar

İlgili Haberler