A+
A-
Devlet Planlama Örgütü’nün (DPÖ) Bakanlar Kurulu tarafından onaylanan programında “yeni taş ocağı açılmayacak, mevcutlar azaltılacak” taahhüdü yer almasına rağmen, Çevre Bakanlığı Değirmenlik bölgesinde bakir bir araziyi yeni bir taş ocağına tahsis etmek için düğmeye bastı.
Kıbrıs’ın en hayati yaşam kaynaklarından biri olan yer altı su rezervlerinin tam kalbinde yer alan bu adım, adanın zaten kırılgan olan su varlığı ve doğal ekosistemi açısından adeta bir çevre felaketine kapı aralıyor.
Söz konusu arazinin 2006 Beşparmak Dağları Akiferi Koruma Emirnamesi sınırları içerisinde kalması ve parselde faal içme/kullanma suyu kuyularının bulunması, yaratılacak tahribatın boyutunu geri dönülemez bir noktaya taşıyor.
Akifer koruma alanının ve su kuyularının hiçe sayılarak dinamit patlatmaları ve ağır iş makineleriyle ekosistemin hançerlenmesine göz yumulması tepkileri büyütürken, Üstel Hükümeti'nin sessizliğini koruduğu süreçle ilgili “Geleceğimizin can damarı olan su kaynaklarını ve bakir bir doğayı feda ederek yeni bir alana taş ocağı açtırmak hangi rüşvetin bedelidir?” sorularının yükselmesine neden oldu.
Kendi Bakanlar Kurulu kararıyla çelişen adım
Bakanlar Kurulu, 19 Şubat 2025 tarihinde Ü(K-I)257-2025 sayılı kararla DPÖ tarafından hazırlanan 2025-2027 Orta Vadeli Programı onaylamıştı. Söz konusu resmi programın “Taşocakçılığı” başlığı altında şu açık ve bağlayıcı hedef yer alıyor:
"Yeni taş ocağı açılmasına ve mevcut taş ocaklarının büyütülmesine izin verilmeyecek ve mevcut taş ocağı sayısı azaltılacaktır."
Programda ayrıca mevcut taş ocaklarındaki denetim sisteminin etkinleştirilmesi, çevreyle uyumlu işletmecilik anlayışına geçilmesi ve faaliyetleri tamamlanan bölgelerin rehabilite edilmesi hedefleri sıralanırken; Çevre Koruma Dairesi’nin bu kararın tam aksine sıfırdan yeni bir ocak için işlem yürütmesi çelişkiyi gözler önüne seriyor.
ÇED süreci "Formalite" mi?
Çevre Koruma Dairesi tarafından yayımlanan resmi duyuruya göre, proje için ÇED Halkın Katılımı Toplantısı 28 Eylül 2026 Pazartesi günü saat 10.30’da Lefkoşa-Balıkesir’de gerçekleştirilecek. İlgili yurttaşların ve sivil toplum örgütlerinin toplantıdan sonraki üç iş günü içinde görüş bildirebileceği belirtiliyor.
Ancak elde edilen bilgilere göre, proje için geriye kalan işlemlerin önemli bir bölümü tamamlandı ve ÇED raporu kapsamında yalnızca ilgili dairelerden gelecek görüşler bekleniyor. ÇED sürecinin tamamlanmasının hemen ardından izin belgesinin düzenleneceği yönündeki bilgiler, "ÇED süreci çevresel riskleri gerçekten değerlendirecek bağımsız bir mekanizma mı, yoksa önceden verilmiş bir kararın prosedürel kılıfı mı?" sorusunu gündeme taşıyor.
Sahne arkası: TC Karayolları itiraz edince yeni parsel mi bulundu?
Girişimin arka planı ise dikkat çekici bir iddiayı barındırıyor. Daha önce özel bir yatırım çevresine Karayolları Dairesi’nin kullandığı taş ocağı sahasının devredilmek istendiği, ancak söz konusu alanın Türkiye Cumhuriyeti Karayolları tarafından yürütülen proje sahası içerisinde kalması nedeniyle Türkiye’den gelen itiraz üzerine işlemin durdurulduğu kaydedildi.
Hükümetin, bu iptalin ardından taş ocağı projesinden vazgeçmeyerek aynı yatırım planı için el değmemiş 25 numaralı parseli devreye soktuğu öne sürülüyor. Araziye ilişkin tahsis planlarında "North Flag" firması ile "Gerçek Beton - Prescon ortaklığı" isimleri telaffuz ediliyor.
Akifer koruma alanı, su kuyuları ve yüksek gerilim hattı
Taş ocağı yapılmak istenen 25 numaralı parsel, çevre ve kamu güvenliği açısından hayati riskler barındırıyor.
Arazi, 2006 yılında yayımlanan Beşparmak Dağları Akiferi Koruma Emirnamesi sınırları içinde yer alıyor ve yer altı su rezervleri için doğrudan tehdit oluşturuyor.
Parsel, Girne-Değirmenlik Dağ Yolu’nun kritik üçgen kavşağında bulunuyor. Arazinin üç yönden ana yollara olan mesafesi 50 metrenin bile altına iniyor. Patlatmaların ve ağır iş makinelerinin ana ulaşım aksı için ciddi tehlike yaratacağı vurgulanıyor.
Parsel içerisinde faal su kuyularının bulunduğu ve Teknecik Elektrik Santrali’nden bölgenin iletim şebekesini beslemek amacıyla inşası süren yeni yüksek gerilim enerji hattının doğrudan bu arazinin ortasından geçtiği ifade ediliyor.
Sarpten’den Ataoğlu’na: "Hangi rüşvetin bedeli?"
Konuyu sert sözlerle gündeme taşıyan Biyologlar Derneği eski Başkanı Hasan Sarpten, hem Jeoloji ve Maden Dairesi’nin hem de Çevre Koruma Dairesi’nin bağlı olduğu Turizm, Kültür, Gençlik ve Çevre Bakanı Fikri Ataoğlu’na seslendi.
Ülkede 20’ye yakın faal kırma kum-çakıl ocağının bulunduğunu, günlük 15 bin tonun üzerinde çekim yapıldığını ve mevcut işletmecilerin "talep yetersizliği ve kriz" gerekçesiyle kapasite daralması yaşadığını belirten Sarpten, şu soruları yöneltti:
"Taş ocakçıları 'yeterli talep yok, sektör krizde' derken, ülkedeki ihtiyaç mevcut ocaklardan rahatlıkla karşılanırken ve daha önce defalarca yeni ocak açılmayacağı yönünde kararlar alınmışken şimdi yeni bir ocak açmak da nereden icap etti?
Fikri Bey; siz çevre bakanısınız! Göreviniz çevreyi kullanmak değil, korumak olmalıdır. Mevcutları düzenleyip tek bir taş ocağını bile rehabilite edememişken, tamamen yeni bir alana taş ocağı açtırmak hangi rüşvetin bedelidir?
Proje arazisinin 2006 Beşparmak Dağları Akiferi Koruma Emirnamesi’ne göre koruma alanı içerisinde kaldığı ve yer altı suları için ciddi bir tehdit olduğu bilindiği halde yeni bir ocak izni verirken vicdanınız rahat mı?"
Hükümetten ve ilgili bakanlıktan, ÇED toplantısı öncesinde gerek Orta Vadeli Program hedefleriyle oluşan tezat gerekse ortaya atılan iddialara ilişkin henüz bir açıklama yapılmış değil.