Lefkoşa 31°USD47,91EUR55,51GBP64,90GRAM ALTIN6.737,19 Nöbetçi Eczaneler
SON DAKİKA

Bilge Azgın: Çifte standart ve Interpol’a vereceğimiz tek bir kişi yok!

Siyaset bilimci Bilge Azgın, Derinya olaylarıyla ilgili Interpol’e bildirilen isimler üzerinden yürütülen tartışmalara ilişkin değerlendirmesinde, "Çifte standart ve Interpol’a vereceğimiz tek bir kişi yok!" dedi.

4 dakika okumaHaber: Kıbrıs Postası
Paylaş
Bilge Azgın: Çifte standart ve Interpol’a vereceğimiz tek bir kişi yok!

Siyaset bilimci Bilge Azgın, Derinya’da 1996 yılında meydana gelen ve Tasos İsak ile Solomou Spiru Solomou’nun yaşamını yitirmesiyle sonuçlanan olaylarla ilgili Interpol’e bildirilen isimler üzerinden kapsamlı değerlendirmede bulundu.

Azgın, Tasos İsak’ın ölümüyle ilgili soruşturma kapsamında 6 Türk’ün isminin Interpol’e bildirildiğini, bu isimler arasında dönemin Türk-Bir Başkanı olan Erhan Arıklı’nın da bulunduğunu ifade etti.

Solomou Spiru Solomou’nun Türk bayrağını almak amacıyla tırmandığı direkte öldürülmesiyle ilgili olarak ise 30 Ekim 1996 tarihinde 5 Türk’ün isminin Interpol’e bildirildiğini belirten Azgın, bu isimleri dönemin Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri Komutanı Korgeneral Hasan Kundakçı, 28. Tümen Komutanı Tümgeneral Mehmet Karlı, KKTC Polis Genel Müdürü Atilla Sav, Çevik Kuvvet Müdürü Erdal Emanet ve dönemin Tarım Bakanı Kenan Akın olarak sıraladı.

Azgın, değerlendirmesinde özellikle dönemin Başpiskoposu 1. Hrisostomos’un olaylardaki rolünün de sorgulanması gerektiğini savundu.

Erhan Arıklı’nın, kendisinin Derinya’da bulunmamasına rağmen “ülkücüleri Kıbrıs’a getirdiği, onları yönlendirdiği ve azmettirdiği” gerekçesiyle suçlandığını belirten Azgın, benzer şekilde dönemin Korgenerali Hasan Kundakçı’nın da Solomou’nun ölümüyle ilgili olarak suçlandığını ifade etti.

Azgın, Kundakçı’nın “silahsız birine vur emri verdiği” gerekçesiyle yıllarca Interpol tarafından arandığını ve bu nedenle Türkiye dışına çıkmadığını ileri sürdü.

Buna karşılık 8 bin motosikletliyi Girne’ye gitmek amacıyla organize eden Yorgos Hacikostas’ın Politis gazetesine verdiği röportaja dikkat çeken Azgın, Hacikostas’ın dönemin Başpiskoposu tarafından makamına çağrıldığını, kendisine destek verildiğini ve 15 bin Kıbrıs lirası yardım yapıldığını aktardığını belirtti.

Azgın, Klerides hükümetinin söz konusu gösteriyi iptal ettiğini duyurmasının ardından Başpiskopos 1. Hrisostomos’un sürüşün iptal edilmemesi gerektiğini savunduğunu ve Hacikostas’a “Kıbrıs kan dökülmeden özgürlüğüne kavuşmaz” yönünde telkinde bulunduğunun röportajda anlatıldığını kaydetti.

Bu ifadelerin, olaylarda azmettiricilik tartışmasının yalnızca Türk tarafındaki isimler üzerinden yürütülmesini sorgulatması gerektiğini savunan Azgın, “70 yaşlarında Hristiyan bir din adamı, 25 yaşındaki bir genci bu şekilde gaza getirip ‘özgürlük için kan dökülmesi gerektiğini’ vurguluyor” ifadelerini kullandı.

Azgın, tartışmanın KKTC iç siyasetine yansımasına da dikkat çekerek, kamuoyunda Kıbrıslı-Türkiyeli kutuplaşmasının derinleştiğini savundu.

Bu sürecin, Güney Kıbrıs Cumhurbaşkanı Nikos Hristodulidis’in “Bir şeyin yapılmasını istediğimizde bunun yapılabileceğini gösterdik” yönündeki açıklamasının ardından İsak ve Solomou dosyalarında girişimlerin yoğunlaştırılacağını açıklamasıyla yeniden gündeme geldiğini belirten Azgın, yaşanan tartışmaların Kıbrıs Türk toplumunun farklı kesimlerini birbirine karşı konumlandırdığını söyledi.

Rum basınının 8 bin motosikletlinin katıldığı gösteriye ilişkin anlatımını da eleştiren Azgın, olayın özellikle “savaş karşıtı gösteri” şeklinde sunulduğunu savundu.

Azgın, bu anlatımın gösteriye katılanları “Amerika’da Vietnam Savaşı’na sivil itaatsizlikle karşı çıkmış 68 kuşağı solcu üniversite öğrencileri ve hippileri” gibi göstermeye yaradığını ifade etti.

Rum siyasetçilerin yaşamını yitiren iki genci “kahraman” ilan ettiğini belirten Azgın, “Bu gençler niye öldüler? Ne için?” sorusunu yöneltti.

Azgın, “Sınırı mı delebildiniz? İddia ettiğiniz gibi Türk bayrağını direkten aşağı indirip yerine Yunan bayrağı mı dikebildiniz? Girne’ye mi gidebildiniz?” ifadeleriyle olayın sonuçlarını sorguladı.

Başpiskopos’un “kan dökülmeden özgürlük olmaz” yönündeki sözlerine atıfta bulunan Azgın, “Kan döküp ülkenin tamamını Türk işgalinden mi özgürleştirebildiniz?” diye sordu.

İki gencin ölümleri üzerinden “kahramanlık destanı” yaratılmaya çalışıldığını savunan Azgın, Rum siyasetçilerin gençlerin ölümleri üzerinden siyaset yapmak yerine kendilerinin olayın ön saflarında yer alması gerektiğini ileri sürdü.

Azgın, değerlendirmesinin Interpol boyutunda ise kurumun siyasi, askeri, dini veya ırki nitelikteki olaylara müdahalesini yasaklayan 3. maddesine dikkat çekti.

Rum yönetiminin Kundakçı’yı “askeri bir politikadan” dolayı değil, silahsız bir göstericinin ölümüyle sonuçlanan adli bir olayda “doğrudan eylem talimatı veren kişi” olarak kaydettirmeyi başardığını savunan Azgın, böylece olayın siyasi niteliğinin geri plana itilerek adli suç tanımının öne çıkarıldığını ileri sürdü.

Azgın, aynı yaklaşımın Erhan Arıklı’nın da aralarında bulunduğu Interpol’e bildirilen ve haklarında kırmızı bülten çıkarıldığını belirttiği 11 kişi açısından da geçerli olduğunu savundu.

Rum tarafının 1964 yılından itibaren bu tür siyasi ve hukuki manipülasyonları iyi yaptığını iddia eden Azgın, “Kıbrıslı Türkler de kendi aralarında kavga etmeye devam etsinler. Birbirlerine karşı kin ve nefret kusmaya devam etsinler” ifadelerini kullandı.

Derinya olaylarının “siyasi” değil de yalnızca “adli suç” olarak tanımlanmasının kabul edilemez olduğunu savunan Azgın, ara bölgedeki Birleşmiş Milletler unsurlarının zorlanarak Türk tarafına geçilmeye çalışılması ve Türk bayrağının indirilmesi amacıyla direğe tırmanılmasının siyasi boyut taşıdığını ileri sürdü.

KKTC’nin tanınmaması nedeniyle Interpol’e başvuramadığını belirten Azgın, buna karşın Güney Kıbrıs’ın 1964 yılından beri uluslararası alanda tanındığını ve Rum siyasi tezlerinin bu nedenle daha geniş bir karşılık bulduğunu savundu.

Azgın, Erhan Arıklı’nın iç siyasetteki söylemlerinin ve farklı kesimler arasındaki Kıbrıslı-Türkiyeli kutuplaşmasına etkisinin elbette eleştirilebileceğini belirterek, ancak Rum tarafının hazırladığı Interpol dosyasının Arıklı’nın çok ötesinde bir mesele olduğunu söyledi.

Rum tarafının dönemin Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ı da olayların “azmettiricisi” olmakla suçladığını ileri süren Azgın, Denktaş’ın siyasi bir figür olması nedeniyle isminin Interpol’e bildirilmediğini savundu.

Azgın, “Tek taraflı bir yargılama ve cezalandırma sistemi üzerine kurulu olan, Derinya olaylarının azmettiricilerini Rum tarafında değil de sadece ön yargılı biçimde Türk tarafında arayan Interpol’e vereceğimiz hiçbir kimse yoktur” ifadelerini kullandı.

Rum siyasilerin yaptığı ileri sürülen hukuki ve siyasi manipülasyonların sorgulanması gerektiğini savunan Azgın, tartışmaların Kıbrıslı Türkler arasında yeni bir kutuplaşmaya dönüşmemesi gerektiğini belirtti.

Azgın, değerlendirmesinin sonunda 1996 yılında yaşamını yitiren Tasos İsak ve Solomou Spiru Solomou için ise “25 yaşlarında yaşamlarını bir hiç uğruna kaybeden iki genç Rum insan için çok üzgünüm. Allah rahmet eylesin” ifadelerini kullandı.

Bu habere tepkiniz?

Paylaş

Yorumlar

İlgili Haberler