Siyaset bilimci Bilge Azgın, Derinya’da 1996 yılında meydana gelen ve Tasos İsak ile Solomou Spiru Solomou’nun yaşamını yitirmesiyle sonuçlanan olaylarla ilgili Interpol’e bildirilen isimler üzerinden kapsamlı değerlendirmede bulundu.
Azgın, Tasos İsak’ın ölümüyle ilgili soruşturma kapsamında 6 Türk’ün isminin Interpol’e bildirildiğini, bu isimler arasında dönemin Türk-Bir Başkanı olan Erhan Arıklı’nın da bulunduğunu ifade etti.
Solomou Spiru Solomou’nun Türk bayrağını almak amacıyla tırmandığı direkte öldürülmesiyle ilgili olarak ise 30 Ekim 1996 tarihinde 5 Türk’ün isminin Interpol’e bildirildiğini belirten Azgın, bu isimleri dönemin Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri Komutanı Korgeneral Hasan Kundakçı, 28. Tümen Komutanı Tümgeneral Mehmet Karlı, KKTC Polis Genel Müdürü Atilla Sav, Çevik Kuvvet Müdürü Erdal Emanet ve dönemin Tarım Bakanı Kenan Akın olarak sıraladı.
Azgın, değerlendirmesinde özellikle dönemin Başpiskoposu 1. Hrisostomos’un olaylardaki rolünün de sorgulanması gerektiğini savundu.
Erhan Arıklı’nın, kendisinin Derinya’da bulunmamasına rağmen “ülkücüleri Kıbrıs’a getirdiği, onları yönlendirdiği ve azmettirdiği” gerekçesiyle suçlandığını belirten Azgın, benzer şekilde dönemin Korgenerali Hasan Kundakçı’nın da Solomou’nun ölümüyle ilgili olarak suçlandığını ifade etti.
Azgın, Kundakçı’nın “silahsız birine vur emri verdiği” gerekçesiyle yıllarca Interpol tarafından arandığını ve bu nedenle Türkiye dışına çıkmadığını ileri sürdü.
Buna karşılık 8 bin motosikletliyi Girne’ye gitmek amacıyla organize eden Yorgos Hacikostas’ın Politis gazetesine verdiği röportaja dikkat çeken Azgın, Hacikostas’ın dönemin Başpiskoposu tarafından makamına çağrıldığını, kendisine destek verildiğini ve 15 bin Kıbrıs lirası yardım yapıldığını aktardığını belirtti.
Azgın, Klerides hükümetinin söz konusu gösteriyi iptal ettiğini duyurmasının ardından Başpiskopos 1. Hrisostomos’un sürüşün iptal edilmemesi gerektiğini savunduğunu ve Hacikostas’a “Kıbrıs kan dökülmeden özgürlüğüne kavuşmaz” yönünde telkinde bulunduğunun röportajda anlatıldığını kaydetti.
Bu ifadelerin, olaylarda azmettiricilik tartışmasının yalnızca Türk tarafındaki isimler üzerinden yürütülmesini sorgulatması gerektiğini savunan Azgın, “70 yaşlarında Hristiyan bir din adamı, 25 yaşındaki bir genci bu şekilde gaza getirip ‘özgürlük için kan dökülmesi gerektiğini’ vurguluyor” ifadelerini kullandı.
Azgın, tartışmanın KKTC iç siyasetine yansımasına da dikkat çekerek, kamuoyunda Kıbrıslı-Türkiyeli kutuplaşmasının derinleştiğini savundu.
Bu sürecin, Güney Kıbrıs Cumhurbaşkanı Nikos Hristodulidis’in “Bir şeyin yapılmasını istediğimizde bunun yapılabileceğini gösterdik” yönündeki açıklamasının ardından İsak ve Solomou dosyalarında girişimlerin yoğunlaştırılacağını açıklamasıyla yeniden gündeme geldiğini belirten Azgın, yaşanan tartışmaların Kıbrıs Türk toplumunun farklı kesimlerini birbirine karşı konumlandırdığını söyledi.
Rum basınının 8 bin motosikletlinin katıldığı gösteriye ilişkin anlatımını da eleştiren Azgın, olayın özellikle “savaş karşıtı gösteri” şeklinde sunulduğunu savundu.
Azgın, bu anlatımın gösteriye katılanları “Amerika’da Vietnam Savaşı’na sivil itaatsizlikle karşı çıkmış 68 kuşağı solcu üniversite öğrencileri ve hippileri” gibi göstermeye yaradığını ifade etti.
Rum siyasetçilerin yaşamını yitiren iki genci “kahraman” ilan ettiğini belirten Azgın, “Bu gençler niye öldüler? Ne için?” sorusunu yöneltti.






