Çölün ortasında kilometrelerce uzaktan bakıldığında modern bir metropolü andıran Şibam şehri, görenleri hayrete düşürüyor.
Ancak bu dikey mimarinin ardında gelişmiş inşaat makineleri ya da betonarme yapılar bulunmuyor.
Dünyanın en eski dikey şehirlerinden biri kabul edilen kentteki yüzlerce kule ev, yaklaşık 500 yıl önce tamamen doğal malzemelerle inşa edildi.
İngiliz kaşif Freya Stark’ın 1930’lu yıllarda “Çölün Manhattanı” olarak adlandırdığı Şibam, 1500’lü yıllarda yaşanan büyük bir sel felaketinin ardından surlarla çevrili dar bir alana yeniden kuruldu.
Yer darlığı ve güvenlik endişeleri nedeniyle yatayda genişleyemeyen kent sakinleri, çözümü gökyüzüne doğru büyümekte buldu.

Tamamen toprak, saman ve sudan yapıldılar
National Geographic’te yer alan içeriğe göre, bölge toprağının saman ve suyla karıştırılıp güneşte kurutulmasıyla elde edilen tuğlalar, ahşap kirişlerle desteklendi.
Yapının devasa ağırlığını taşıyabilmesi için alt kat duvarları son derece kalın, üst katlar ise daha ince örüldü.
Penceresiz zemin katlar depolar ve hayvanlar için kullanılırken, üst katlar yaşam alanı ve misafirhane olarak tasarlandı.
Sıkı sokak düzeni sayesinde çöl sıcağında gölge alanlar oluşturan bu mimari harikası, doğanın yıpratıcı etkilerine karşı ise sürekli bakım istiyor.
Yağmur ve rüzgarın kerpici aşındırmaması için kulelerin dış cepheleri düzenli olarak yeni çamur katmanlarıyla sıvanıyor.
1982 yılından bu yana UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alan yaklaşık 500 yıllık Şibam kuleleri, yaşanan sel felaketlerine ve çatışma ortamına rağmen beton ve çelik kullanılmadan kurulan dünyanın en sıra dışı kenti olarak zamana meydan okuyor.