Avrupa Birliği (AB) Komisyonunun 2026 Genişleme Paketi kapsamındaki "Türkiye Raporu" kamuoyuyla paylaşıldı.
Raporda Türkiye’nin stratejik konumu, Avrupa güvenliğine katkıları ve uluslararası arabuluculuk rolü, işleyen bir piyasa ekonomisinin oluşturulmasında ulaştığı ileri düzey ve AB tedarik zincirlerinin dayanıklılığına katkısı olumlu değerlendirilirken, "demokrasi, hukukun üstünlüğü, temel haklar, yargı bağımsızlığı" alanlarında bazı sorunlar bulunduğu iddia edildi.
AB Komisyonunun Türkiye, Sırbistan, Arnavutluk, Karadağ, Kuzey Makedonya, Bosna Hersek, Kosova, Ukrayna ve Moldova'ya ilişkin son değerlendirmelerinin yer aldığı 2026 Genişleme Paketi, AB Komisyonunun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Marta Kos tarafından duyuruldu.
Kos, Türkiye'nin AB üyeliği hedefi ile üyelik kriterlerindeki gidişat arasındaki makası açtığını, bu yüzden üyelik müzakerelerinin 2018'den itibaren durma noktasına geldiğini iddia ederek, Türkiye ile AB arasında bölgesel bağlantısallık, iklim, göç gibi "ortak çıkarın" olduğu alanlarda işbirliğinin geliştiğini, bunun hem AB hem de Türkiye için faydalar sağladığını kaydetti.
Kos, "AB'nin, bu ülkeyle günümüz Avrupası'ndaki yeni gerçeklikleri yansıtan, işbirliğine dayalı ve karşılıklı yarar sağlayan bir ilişki geliştirme konusunda stratejik çıkarı bulunmaktadır." dedi.
Türkiye ile AB arasındaki ticaret hacminin 210 milyar avroya ulaştığını belirten Kos, bazı Avrupalı şirketlerin Gümrük Birliği'ni güncelleme konusunda "açık çıkarı" olduğunu söyledi.
Kos, ayrıca "Bizim de açık bir menfaatimiz var. Bizim menfaatimiz, Türkiye'yi özellikle NATO’nun en güçlü ikinci üyesi olması nedeniyle stratejik bir ortak olarak görmemizdir." diye konuştu.
Doğu Akdeniz ve Ege'deki gelişmelerin taraflar arasında ilişkileri zorlaştırabileceğini ifade eden Kos, şunları söyledi:
"Türkiye'den uluslararası hukuka, iyi komşuluk ilişkilerine ve AB üyesi devletlerin egemenliğine saygı göstermesini bekliyoruz. AB ayrıca, AB-Türkiye işbirliğini daha da güçlendirmenin bir yolu olarak, Kıbrıs müzakerelerinin yeniden başlamasına ve bu süreçte ilerleme kaydedilmesine büyük önem vermektedir. BM Genel Sekreteri'nin resmi görüşmelerin yeniden başlatılmasına yönelik çabalarını bütünüyle destekliyoruz."
RAPORDAN BAŞLIKLAR
Raporda, Türkiye'nin, AB aday ülkesi ve önemli bir ortağı olduğunun altı çizildi.
Aralık 2024'te kabul edilen AB Liderler Zirvesi'nde AB'nin, Doğu Akdeniz'de istikrarlı ve güvenli bir ortamın oluşturulmasına ve Türkiye ile işbirliğine dayalı, karşılıklı fayda sağlayan ilişkilerin geliştirilmesine yönelik stratejik çıkarın yeniden altını çizdiği kaydedilen raporda şu ifadeler yer aldı:
"AB adayı ülke, NATO ve AGİT üyesi ve kritik bir jeostratejik konumda bulunan yakın komşu olarak Türkiye, Avrupa güvenliğinde ve bölgeler arası bağlantısallık gündeminde önemli bir rol oynamaktadır. AB-Türkiye Gümrük Birliği de AB tedarik zincirlerinin dayanıklılığına ve çeşitlendirilmesine katkıda bulunan önemli bir unsurdur."
Raporda, artan jeopolitik zorluklar, özellikle Suriye, Ukrayna, Gazze, daha geniş Orta Doğu bölgesi ve Güney Kafkasya'daki gelişmelerin Türkiye'nin stratejik bölgesel rolünü daha belirgin hale getirdiğinin altı çizildi.
AB ve Türkiye'nin ortak çıkar alanlarında yeniden angajman sağlamaya devam ettiğine dikkati çekilen raporda, "Bu doğrultuda, ortak çıkar alanlarında üst düzey temaslar artırılmıştır. AB, belirlenmiş koşullara bağlı olarak Türkiye ile aşamalı, orantılı ve geri döndürülebilir bir yaklaşımla yapıcı angajmanını yeniden sürdürmektedir." ifadesine yer verildi.
Türkiye'nin katılım sürecinin etkin biçimde koordine edilmesi için kurumsal düzenlemeler oluşturduğuna işaret edilen raporda, "Dışişleri Bakanlığı bünyesindeki AB Başkanlığı, bakanlıkların tamamına yayılan irtibat noktaları ağıyla birlikte yeterli kaynaklara sahiptir. Başkanlık, AB Delegasyonu ile etkili işbirliğini sürdürmekte ve AB'nin genişleme sürecine ilişkin bilgilendirme faaliyetlerinden sorumlu bir iletişim birimini bünyesinde barındırmaktadır." değerlendirmesine yer verildi.
Diğer taraftan Türkiye ile katılım müzakerelerinin "2018'den bu yana durma noktasında kaldığı" anımsatılan raporda, AB'nin demokratik standartlar, hukukun üstünlüğü ve temel haklar gibi alanlarda endişelerinin giderilmediği iddia edildi.
Raporda, AB-Türkiye işbirliğinin daha da geliştirilmesi açısından Kıbrıs meselesine ilişkin çözüm müzakerelerinin yeniden başlamasına ve ilerleme kaydedilmesine özel önem verildiği anımsatıldı.
İyi komşuluk ilişkilerinin Türkiye'nin AB'ye katılım sürecinin temel unsurlarından biri olduğu kaydedilen raporda, "Türkiye, rapor döneminde diğer genişleme ülkeleriyle ikili ilişkiler iyi seyretmiştir. Bununla birlikte, başta Yunanistan ve Kıbrıs olmak üzere bazı komşu AB üyesi ülkelerle ilişkiler sorunlu olmaya devam etmiştir." ifadeleri kullanıldı.
Raporda, Türkiye'nin derin tarihi, kültürel ve halklar arası bağlara dayanan, Batı Balkanlar ile güçlü ve çok boyutlu ilişkiler sürdüğüne dikkat çekildi.
Türkiye'nin ayrıca "önemli bir güvenlik aktörü" olmayı sürdüğü belirtilen raporda, Türkiye'nin NATO'nun Kosova Gücü (KFOR) barış gücü misyonuna ve EUFOR Althea Operasyonu'na önemli katkı sağladığının altı çizildi.
Raporda, Türkiye'den, Kıbrıs meselesinin BM çatısı altında adil, kapsamlı ve sürdürülebilir bir çözüme kavuşturulmasına yönelik müzakereleri, ilgili BM Güvenlik Konseyi kararları ile AB'nin dayandığı ilkeler ve AB müktesebatı doğrultusunda aktif biçimde desteklemesinin beklendiği ifade edildi.
Raporda, Türk vatandaşlarının AB'ye seyahat ederken hala vize zorunluluğuna tabi olmakla birlikte, AB Komisyonu'nun halklar arası temasları daha da kolaylaştırmak amacıyla 15 Temmuz 2025'te Schengen vizesine başvuran Türk vatandaşları için daha elverişli vize kurallarını (kademeli vize uygulaması) kabul ettiği anımsatıldı.
TÜRKİYE'YE YÖNELİK TEHDİTLER
Raporda, Türkiye'nin halihazırda siber saldırılar, yapay zeka destekli dezenformasyon kampanyaları, kritik altyapıdaki güvenlik açıkları ve göç akımlarının olası manipülasyonu dahil olmak üzere çeşitli hibrit tehditlerle karşı karşıya olduğuna işaret edildi.
Bu karmaşık güvenlik ortamının devam eden bölgesel çatışmalar nedeniyle daha da çetrefilli hale geldiği belirtilen raporda, "Özellikle insansız hava araçları (İHA) ve insansız deniz araçlarından kaynaklanan tehditler ile Rusya'nın 'gölge filosunun' yol açtığı güvenlik ve çevre riskleri nedeniyle deniz güvenliği önemli bir endişe kaynağı olmayı sürdürmektedir. Ukrayna'daki devam eden savaşın etkisiyle Karadeniz bölgesindeki durum değişkenliğini korumaktadır." değerlendirmesi yapıldı.
DIŞ POLİTİKA
Raporda, dış politika alanında Türkiye'nin AB ile kapsamlı görüş alışverişine açık olmayı sürdürdüğüne dikkat çekilerek, rapor döneminde AB ile Türkiye arasında dış politika ve güvenlik politikası konularında çeşitli istişareler gerçekleştirildiği aktarıldı.
Raporda, "Türkiye'nin stratejik özerklik arayışını sürdürürken önemli jeopolitik aktörlerle ilişkilerini dengeleyen, arabuluculuk ve diplomatik girişimlerde bulunan aktif ve çok katmanlı dış politikasını sürdürmüştür. Artan jeopolitik değişimler, Türkiye'nin yükselen stratejik bölgesel rolünü daha belirgin hale getirmiş ve ortak zorlukların ele alınmasında AB ile Türkiye'nin ortak çıkar ve sorumluluğunu ortaya koymuştur." mesajı verildi.
Komisyon raporunda, "Türkiye, dünyanın çeşitli ülkeleriyle yoğun ilişkiler ve stratejik ortaklıklar geliştirmeyi sürdürdü. Bölgesel jeopolitik rolünü güçlendirip normalleşme çabalarını ilerletirken, kolaylaştırıcı ve arabulucu olarak ve insani yardım sağlayan bir ülke olarak konumunu pekiştirmeye çalıştı." değerlendirmesi yapıldı.
Komisyonun raporunda Türkiye'nin BM, Avrupa Konseyi ve Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) dahil uluslararası kuruluşlarda aktif rol oynadığının altı çizildi.
"Türkiye, Türk Devletleri Teşkilatı ve İslam İşbirliği Teşkilatındaki kilit rolünü sürdürdü." ifadesinin kullanıldığı raporda diğer yandan bu platformlarda Türkiye'nin AB tutumlarına uyumunun düşük kaldığı, bu kuruluşları ise Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ni (KKTC) meşrulaştırma çabalarını ilerletmek için kullandığı, böylece BM himayesindeki çözüm görüşmelerinin yeniden başlamasına elverişli bir ortam yaratma çabalarını zayıflattığı öne sürüldü.
Raporda, Türkiye'nin silahsızlanma ve silahların yayılmasının önlenmesi alanında uluslararası antlaşma ve sözleşmelerin çoğuna taraf olduğu belirtilerek, "İhracat kontrol rejimlerine ve siyasi açıdan bağlayıcı diğer düzenlemelere katılıyor, hukuken bağlayıcı yükümlülüklerine ve siyasi taahhütlerine uyuyor." denildi.
Raporda Türkiye'nin Avrupa'nın güvenliğine sunduğu katkılara değinilerek, "Türkiye, Ortak Güvenlik ve Savunma Politikası kapsamında AB’nin kriz yönetimi misyon ve operasyonlarına aktif olarak katılmaya ve önemli katkılar sunmaya devam etti. Bosna-Hersek’teki AB Gücü Althea Operasyonu’na AB dışından en fazla asker gönderen ülke olmayı sürdürdü. Kosova’daki NATO barış gücü KFOR’a önemli katkı sağlamaya ve BM barışı koruma operasyonlarına katkıda bulunmaya devam etti. Türkiye, gelecekte Avrupa güvenliğinin güçlendirilmesinde önemli rol oynayabileceğini vurgulayarak OGSP’ye ve AB savunma girişimlerine katılma arayışını sürdürdü. Aynı zamanda bir AB üyesini NATO ile işbirliğinin dışında tutma politikasını devam ettirdi." ifadelerini kullandı.
RUSYA VE ABD İLE İLİŞKİLER
Rusya-Ukrayna Savaşı konusunda Türkiye'nin 2025'te Rusya ile Ukrayna arasında doğrudan görüşmelere ev sahipliği yapmak da dahil olmak üzere kolaylaştırıcı ve potansiyel arabulucu rolü oynamayı sürdüğü anımsatılan raporda, Türkiye'nin Ukrayna ile ilişkilerinin stratejik önemini koruduğu ve çok sayıda üst düzey temas gerçekleştirildiği hatırlatıldı.
Raporda, Türkiye'nin Ukrayna'nın yeniden inşasına güçlü ilgi gösterdiği, ayrıca "Gönüllüler Koalisyonu" girişimine de katıldığı anımsatıldı.
Raporda aynı zamanda "Türkiye aynı zamanda üst düzey temaslar, düzenli istişareler ve güçlü ekonomik bağlar yoluyla Rusya ile yakın ilişkilerini sürdürdü." denildi.
Türkiye'nin ABD ile ilişkilerine de yer verilen raporda, "Türkiye, ABD için hem önemli hem de ilişkilerin güçlükler barındırdığı bir ortak olmayı sürdürdü. İki cumhurbaşkanının Eylül 2025’teki görüşmesinden sonra, NATO çerçevesi de dahil olmak üzere üst düzey temaslar devam etti." tespiti yapıldı.
ORTA DOĞU
Orta Doğu'da da Türkiye'nin dengeli bir tutum sergilediği, gerilimin düşürülmesi ve çatışmanın sona erdirilmesi için diplomatik çabalar yürüttüğüne işaret edilen raporda, "Türkiye'nin bu tutumu, İran Savaşı'na diplomatik çözüm bulunması ve Körfez/Hürmüz Boğazı'nda seyrüsefer özgürlüğünün yeniden tesis edilmesi gerektiği yönündeki AB pozisyonuyla örtüşmüştür." değerlendirmesine yer verildi.
Orta Doğu barış süreci konusunda Türkiye'nin iki devletli çözüm bağlamında AB ve Türkiye'nin yaklaşımının örtüştüğü kaydedilen raporda, "Diğer taraftan Ankara'nın meşru bir siyasi muhatap olarak gördüğü Hamas da dahil olmak üzere bazı konulardaki Türkiye'nin tutumu, Hamas'ı terör örgütü olarak tanımlayan AB'nin tutumuyla bağdaşmamaktadır." ifadeleri kullanıldı.






