Holguín’in ay sonundaki Kıbrıs ziyareti ve ekim bitmeden yapılması beklenen AB-Türkiye görüşmesi, Guterres’in görev süresi dolmadan yeni bir fırsat yaratabilir. Ancak liderler güven artırıcı önlemlerde ve müzakere yönteminde hâlâ uzlaşmış değil. Planlanan sosyal buluşma olumlu bir adım; yine de sürecin bugünkü hali, Devekuşu Kabare’nin başlığa taşıdığımız repliğini hatırlatıyor.
Yusuf Kanlı
Birleşmiş Milletler genel sekreteri’nin özel temsilcisi María Ángela Holguín’in ekim ayının son haftasında Kıbrıs’a dönmesi, AB ile Türkiye arasında Kıbrıs müzakerelerini ve ikili ilişkileri ele alacak üst düzey bir görüşmenin yapılması bekleniyor. Bu temaslar, BM Genel Sekreteri António Guterres’in yıl sonunda görevini bırakmasından önce yeni bir fırsat yaratabilir. Ancak liderler henüz güven artırıcı önlemlerde ve müzakerelerin yönteminde uzlaşamadı.
Bir zamanlar büyük sanatçı kimliği kadar ailesinin Kıbrıs kökeni dolayısıyla da sevdiğimiz Zeki Alasya ile Metin Akpınar’ın Devekuşu Kabare’deki Yasaklar oyununda, Metin Akpınar’ın söylediği “Ha gayret, ha gayret: Kıbrıs’ta nah muzafferiyet” repliği, bugünkü Kıbrıs sürecini anlatmak için neredeyse biçilmiş kaftan. Diplomasi için “ha gayret” deniyor; temaslar, ziyaretler ve yeni toplantılar gündeme geliyor. Ama taraflar kritik konularda uzlaşamadığı için sonuç yine “nah muzafferiyet” oluyor.
Takvim yoğun, sonuç belirsiz
Kıbrıs diplomasisinin takvimi önümüzdeki haftalarda yoğunlaşıyor. Holguín’in ekim ayının son haftasında adaya dönmesi bekleniyor. Kıbrıslı Rum lider Nikos Hristodulides, ekim bitmeden AB ile Türkiye arasında üst düzey bir görüşme yapılacağını ve toplantıda hem Kıbrıs müzakerelerinin yeniden başlamasının hem de AB-Türkiye ilişkilerinin ele alınacağını açıkladı. Holguín’in ziyareti, BM Genel Sekreteri António Guterres’in 31 Aralık’ta görev süresini tamamlamasından önceki son ciddi girişimlerden biri olabilir.
Buna karşılık, diplomasideki hareketlilik henüz müzakere masasına dönüşmüş değil. Liderler güven artırıcı önlemlerin tümünde anlaşmadı; gelecekteki görüşmelerin yöntemi de netleşmedi. Pyla’da yapılması planlanan ortak sosyal buluşma, tarafların birbirini daha iyi tanımasına ve güven geliştirmesine katkı sağlayabilir. Fakat henüz böyle bir buluşma gerçekleşmediği gibi, gerçekleşmesi de başlı başına siyasi ilerleme anlamına gelmeyecek.
Holguín, cuma günü ANKA’ya gönderdiği mesajda sorumluluğu açık biçimde liderlere bıraktı: “Müzakereleri yeniden başlatma kararı liderlere aittir.” BM’nin süreci kolaylaştırma ve liderlerin çabalarını destekleme kararlılığını vurgularken, onları birlikte çalışmaya ve siyasi eşitlik temelinde nasıl bir arada yaşayabileceklerini araştırmaya çağırdı.
Kahve başka, siyasi eşitlik başka
Liderlerin birlikte Pile’de sosyal faaliyetlere katılması, ileride bir zamanlar Anastasiadis ile Akıncı’nın yaptığı gibi buluşup kahve içmeleri ve sohbet etmeleri elbette olumlu olur. Birbirini tanımak ve güven geliştirmek yalnızca toplumların değil, yönetenlerin de ihtiyacı. Ancak böyle bir temas, Kıbrıs meselesindeki temel anlaşmazlıkların çözümü yerine geçemez. Kahve sohbeti güveni besleyebilir; ortak yönetimde kararların nasıl alınacağını belirleyemez.
Kıbrıslı Türkler için siyasi eşitlik, görüşmelerin sonunda ele alınacak ya da güvenlik düzenlemeleri karşılığında pazarlık konusu yapılacak bir başlık değil. Eşitlik, müzakere sürecinin başlangıç ilkesi olmalı ve ortak yönetimde etkin katılımı güvence altına almalı. Bu da dönüşümlü başkanlığı ve karar süreçlerinde Kıbrıslı Türklerin olumlu oyunu içeriyor.
Kıbrıslı Türkler bu düzenlemeleri, gelecekte kurulacak ortak yönetimde çoğunluğun iradesi karşısında etkisiz kalmamak için gerekli güvenceler olarak görüyor. Kıbrıs Rum tarafının garantörlük sisteminin ve güvenlik düzenlemelerinin değiştirilmesine yaptığı vurgu ise siyasi eşitliğin bu konularda verilecek tavizlere bağlanabileceği kaygısını doğuruyor.
Böyle bir takas Kıbrıslı Türkler açısından kabul edilemez. Yönetimde siyasi eşitlik, güvenlik çerçevesinde yapılacak değişikliklerin karşılığı olarak pazarlık edilemez. Bir tarafın eşitlik taleplerini erteleyip diğer tarafın güvenlik beklentilerini öncelemek, yeni bir dengesizlik yaratır.
Erhürman’ın görüşme yöntemi üzerinde müzakereler başlamadan uzlaşılmasını istemesinin nedenlerinden biri de bu. Hristodulides, görüşmelerin 2017’de Crans-Montana’da kesildiği yerden, iki toplumlu ve iki kesimli federasyon çerçevesinde sürmesini savunuyor. Erhürman ise federal bir sürece açık olduğunu belirtirken siyasi eşitliğin ve müzakere yönteminin baştan netleştirilmesini istiyor. Ayrılık yalnızca varılacak çözüm modeliyle ilgili değil; tarafların temel kaygılarının süreç boyunca nasıl korunacağıyla da ilgili.
Holguín’in son mesajında yaptığı “metodoloji” ve “esas” ayrımı bu noktada önem taşıyor: “Metodoloji, gündemin nasıl müzakere edileceğini; esas ise neyin müzakere edileceğini belirler.” Görüşme yöntemi üzerinde uzlaşmak, taraflardan çözüm vizyonlarından vazgeçmelerini istemiyor. “Her şey üzerinde anlaşılmadan hiçbir şey üzerinde anlaşılmış sayılmaz” ilkesinin, bazı anlaşmaların erken uygulanma olasılığının, gizliliğin ve kamuoyunun nasıl bilgilendirileceğinin belirlenmesi süreci daha öngörülebilir kılabilir.






