Tarihi bulguları 5 bin yıl öncesine dayanan ve ünlü ressam Picasso’ya da ilham veren Vounous ve Çatalköy- Esentepe Belediyesi organizasyonu ile 1-16 Eylül tarihleri arasında yapılacak 8.Uluslararası Vounous Pişmiş Toprak Sempozyumu bağlamında bu projenin ilk ateşini yakan ve projedeki kararlı liderliğini sürdüren Rauf Ersenal ile tarihte uzun bir yolculuğa çıktık ve Çatalköy’deki Vounous alanında oluşturulan son durakta buluştuk.
“Vounous halkı bizimle diyalog kurmanın yollarını buldular ve bunu da seramiklerde kültürlerini, yaşamlarını, inançlarını yansıtma ile yaptılar”
5 bin yıl öncesinin Vounous Nekropü’ndan hareketle Uluslararası Vounos Pişmiş Toprak Sempozyumu’nun tarihten arkeolojiye, sosyal yaşamadan kültüre, medeniyetler tarihinden politikaya (merkezi ve yerel diplomasi), turizmden eğitime ve tabi ki sanata uzanan geniş bir etkileşim ve/veya dokunduğu alanlar var. Burası çok küçük bir alan ama ben yine de Vounos’un medeniyetler tarihindeki karakteristik özelliği ve önemini sorarak başlamak istiyorum.
Rauf Ersenal: Burada medeniyetler tarihini etkileyen bir medeniyetten bahsedemeyiz çünkü medeniyetler daha büyük ve kapsamlı kitleleri etkileyen oluşumlardır. Burada daha doğru tabirle bir kültürel bir kitle/yapıdan bahsedebiliriz. Araştırmacıların çoğunun tahminlerine göre Anadolu’dan Erken Tunç Çağı’nda (M.Ö. 2500-2300 arası) Kıbrıs’a göç eden insanların burada bir hayat kurması, bu hayatlarını binlerce yıl devam ettirmesi ve en sonunda da ortadan kaybolması gibi genel bir kronolojik geçmişten bahsedebiliriz. O dönemde Anadolu'nun yerli halkının ise Luviler olduğu uzmanlar tarafından ileri sürülmektedir. Dillerini çözemediğimiz, ne konuştuklarını anlamadığımız Vounous halkı bizimle diyalog kurmanın yollarını, kendilerini nasıl anlatacaklarının dilini buldular ve bunu da seramiklerde kültürlerini, yaşamlarını, inançlarını yansıtma ile yaptılar. Bugün arkeologlar bu seramikleri yorumladığında aynı dili konuştuğumuz görülüyor. Bu evrensel dilde Kıbrıs’ın başka yerinde olmayan ekmekleri yoğuran kadınlar var, ekinleri çift sürme tekniği var, gemilerinin varlığı, atların varlığı ve daha birçok şey var. Dağdan suyu kanallarla nasıl getirdiklerini seramiklere yansıttılar. İnançlarıyla ilgili şeyleri de çok iyi yansıttılar. Vounous Çanağı dediğimiz yuvarlak forumda bir tapınak ritüeli var. İçinde 4 boğanın, 17-18 insanın olduğu bir tapınak ritüelini yansıttıkları eser çok önemlidir. Yeraltı, yerüstü tanrıları, gök tanrıları ve Toprak Ana ile Baş tanrı boğa figürini de bu seramikte yer alıyor. Çok tanrılı bir dine inandıklarını da o figürinlerden anlıyoruz.
Erken Tunç Çağın’nda Kıbrısta krallıklar yoktu. Farklı tepelerde yaşayan (her bir tepede bir ailenin yerleşim yeri olabilir) ailelerin oluşturduğu kültürel bir varlıktı. Tanrıların onlara sundukları nimetlere şükrederler ve tanrılara da bunları yeniden üresin, doğsun diye sunarlardı. Bu yeniden doğma inançları günümüzle kopuk değildi. Şimdi de kurban kesme vs. gibi ritüeller var. Ölülerini gömerken onlara çok saygı gösterirlerdi ve aile mezarlarının yanlarına tekrar doğduklarında kullanmaları için o zamanki yaşamı/imkanları anlatan çizimler bıraktılar. Üretime yönelik bir topluluktu ve barış-huzur içinde yaşıyorlardı.

“Bulunan sembollerden ana erkil bir topluluk olduğunu tahmin ediyoruz”
Kadın egemen bir topluluk olduğu bilgisini de vermiştiniz. Bu barış ve huzurda bunun da etkisi olabilir mi?
Rauf Ersenal: Olabilir tabi ki. Burada çıkarılan erkek figürinlerine çok rastlanmadı. Somut bir erkek tanrı figürini kullanılmadı. Yaygın olarak tarak formlu kadın figürinleri görüyoruz. Bulunan sembollerden ana erkil bir topluluk olduğunu tahmin ediyoruz. Bu objelerde baş tanrı boğanın (gücün sembolü erkek) varlığı görüldü.
Vounous arkeoloji ile 1930’larda tanıştı. Buradan çıkan eserlerin bir bölümü Paris Louvre Müzesi’nde sergileniyor. Kıbrıs adasının diğer yerleri gibi Vounous da her dönemde hırsızların-soyguncuların kaçak kazılarıyla adeta soyuldu.
O dönemlerde temel yaşama imkanları sağlayan jeolojik altyapılar belirleyici olmuyor muydu?
Evet. İnsan için jeolojik koşullar öncelikliydi. Bu jeolojinin içinde su ve toprak vardır. Jeolojik yapı insanların güvenli yerlerde sığınmasını da sağlardı. Denizden gelen insanlar suyu takip ederek tepelerdeki kaynağa geldiler ve orada yerleşik hayata geçtiler. Bölgede kuşlar, yaban domuzları, ördekler ve en çok da geyiklerin de varlığını yine seramik üzerindeki figürinlerden görüyoruz. Av da vardı ve ekip biçtikleri için de beslenme ihtiyaçlarını da karşılıyorlardı. Yüksek yerde oldukları için denizi de görüp olası saldırılara karşı tedbir de alabiliyorlardı.
Vounous arkeoloji ile 1930’larda tanıştı ve önce kaçak sonrasında da İngiliz yönetiminden izinli kazılarla keşfedildi. Üç farklı arkeoloğun kazılarında tarihin perdesini aralayan farklı bulgulara rastlandı. İlk kazıyı Kıbrıslı Rum pre-historya uzmanı arkeolog P.Dikaios yaptı ve iki partide yaptığı kazılarla toplam 47 mezar kurtardı. Sonrasında 1933’te ünlü Fransız arkeolog J.Claude Schaeffer geldi ve önemli Engomi kazılarının da yer aldığı toplam bir yıl süren kazılarda eserler çıkardı. Bu eserlerin yarısı (Üç küre tabanlı ünlü ekmek yapan kadınlar figürinlerini kapsayan seramikler de dahil) Paris Louvre Müzesi’nde sergilenmektedir. Sonra da Avustralyalı arkeolog James Stewart geldi ve en uzun kazıyı o yaptı. Diğer ikisi tepenin Batıya bakan yamacında Orta Tunç dönemine ait bulgulara erişmişti ama Stewart tepenin en doğu yamacında yaptığı kazılarda Erken Tunç çağına ait bulgulara erişti. O zamandan sonra da başka bir resmi kazı yapılmadı. 1974 öncesi hırsızlar-soyguncular vasıtasıyla kaçak kazılarla burası soyuldu. Özellikle İngiliz zamanında ihraç izni ile serbest koleksiyoncular vasıtasıyla da yurtdışına götürüldü.
Kıbrıs’taki müzelerde Vounous’tan eserler yok mudur?
Ersenal: Bu eserlerin büyük bir bölümü Güney Lefkoşa’daki Arkeoloji Müzesi’nde sergileniyor. Erken ve Orta Tunç dönemi eserlerinin neredeyse tamamı Vounous eserleridir. Özgün ve tekcil(unıque) kaplardı. Vounos için oraya gidip bakmak lazım. Bunlara kırmızı astarlı Filya kültürü eserleri de derler. Kuzeydeki örneğin St.Barnabas Müzesi’nde de ve Larnaka’da yeni açılan Arkeoloji Müzesi’nde ben Vounous eserlerini çok az bile olsa gördüm.

“Louvre’deki üç küre tabanlı objeyi Picasso bir kadın figürüne dönüştürdüğünde Vounous’tan esinlendiğini tesbit edebiliyorum. Picasso,Vounous eserine yeniden hayat veriyor”
Ünlü ressam Picasso’ya Vounous hangi açılardan ve bağlamda ilham vermiştir?
1944 yılında Fransız bir seramik sanatçı arkadaşı onu Paris’teki Louvre Müzesi’ne götürür. O müzede gezisinde Akdeniz bölgesine özgü eserlere hayran kalır ve bazı yaptığı objelerinde Akdeniz kültürlerinden etkilendiği de görülür. Ünlü Rum arkeolog Karageorgis bu etkileşimi 1954 yılında dile getirir. Daha sonra Kıbrıs Üniversitesi’nde araştırmalar yapan iki doktor akademisyen ortak bir makale yayınlar ve Picasso’nun bazı eserlerinde Kıbrıs eserlerinden de ilham aldığını belirtirler. Somut Vounous eserleri ismi kullanılmaz ama üç küre tabanlı objeyi Picasso bir kadın figürüne dönüştürdüğünde (Vounous eserine yeniden hayat veriyor) ben buna bakıyorum ve Vounous’tan esinlendiğini tesbit edebiliyorum. Bilimsel değil ama bu tesbit çok önemlidir.
“Avrupa’da güvenli müzelerde,hak ettikleri şekilde sergileniyor. Onlar kurtarılmış objelerdir. Böylece Kıbrıslılar dünyanın bütün müzelerinde vardır”
Zaman zaman ülkemizdeki çeşitli medeniyetlere ait eserlerin yasal ve/veya yasal olmayan yollardan Batıya kaçırıldığını konusunda haklı da olan eleştiriler oluyor ama orada Kıbrıs’ın geçmişine ait medeniyetler tarihi bir şekilde müzelerde dünya halkları ile buluşuyor. Sizin de söylediğiniz gibi sanatçılara ilham oluyor, esin kaynağı oluyor. Araştırmacılara bilimsel makalelerinde kaynak oluyor. Bu da olayın olumlu yanı değil midir?
Batı’nın bu medeniyetlere ait eserleri çok iyi koruduğu ve tanıtımda da kullandığı kesindir. Onlar kurtulmuş(kurtarılmış) objelerdir. Bu eserler Avrupa’da güvenli müzelerde hak ettikleri şekilde sergileniyor. Bizim bugünkü müzecilik ve sunum anlayışımıza baktığımızda “İyi ki gitmişler” diyebiliyorum. Onlar gittikleri yerde bir anlam/kimlik kazandı ama o orijinal Kıbrıs kimliği de bozulmadı. Bu eserler vasıtasıyla Kıbrıslı kimliği dünyanın dört bir yanında dolaşmakta ve diğer toplumlarla buluşmaktadır. Kıbrıslılar dünyanın bütün müzelerinde vardır. Türkiye’de Ankara-İstanbul gibi şehirlerdeki arkeoloji müzelerinde de vardır. Bize getirip vermelerini talep etsek nereye koyacağız zaten depolarımız doludur.







