Sanatın, tarihin ve kültürlerin buluştuğu eşsiz şehir Venedik, dünyanın en önemli çağdaş sanat etkinliklerinden birine, Venedik Bienali'ne ev sahipliği yapmaya devam ediyor.
Bu yıl 61. kez düzenlenen Bienal, sanatın yalnızca estetik deneyim olmadığını; kayıplar, savaşlar, geçmiş, hafıza ve insanlığın ortak sorunlarıyla güçlü bağlar kurduğunu bir kez daha hatırlatıyor.
1895 yılından bu yana düzenlenen Bienal'in bu yılki başlığı In Minor Keys (Minör Tonlarda). Tema, dünyanın giderek yükselen gürültüsü karşısında daha sessiz, daha incelikli ve dikkatli bir dinleme biçimine davet niteliğinde…
Dünyanın farklı coğrafyalarından sanatçıların eserlerini bir araya getiren Bienal, yalnızca çağdaş sanatın yeni ifade biçimlerini keşfetme olanağı sunmuyor; aynı zamanda yaşadığımız dünyanın çelişkileriyle, kırılganlıklarıyla ve giderek derinleşen sorunlarıyla yüzleşmeye de çağırıyor.
Bienal iki ana sergi alandan oluşuyor. Bunlar Giardini'nin ulusal pavyonları ve Arsenale'nin görkemli tarihî mekânları. Bunun yanında farklı mekanlarda, farklı sergilerle bienal adeta tüm şehre yayılıyor.
Farklı coğrafyalardan ve disiplinlerden gelen sanatçıların, oldukça farklı malzemeler, teknikler, anlatım biçimleri ve performanslarla benzer konular üzerine kafa yorduğunu görüyorsunuz.

Kimi sanatçılar devasa yerleştirmelerle, kimileri küçücük figürlerle, kimileri görüntü ve seslerin iç içe geçtiği videolarla sanatseverlerin karşısına çıkarken kimileri de doğrudan performanslarla kendilerini ifade ediyor.
Çok farklı kültürlerden, dillerden, deneyimlerden, tarihlerden ve eğitimlerden gelen sanatçılar, ilk bakışta birbirlerinden çok farklı görünseler de bir noktada ortak dertlerde buluştukları duygusunu hissettiriyor.

Bir coğrafyada savaşın izlerine tanıklık ederken başka bir coğrafyada kayıplara, kişisel hafızaya, bir diğerinde ise sessizlik kavramına odaklanabiliyorsunuz.
Aslında çağdaş sanatın en önemli özelliklerinden biri de bu... Kişisel deneyimlerden evrensel anlatılar yaratabilmesi…

Bu bienal'in sanatseverlere düşündürdüğü en önemli konulardan biri de, sanatın ifade biçimlerinin günümüzde ne denli değişime uğradığı.
Artık geleneksel resim ve heykelin çok ötesine geçen çağdaş sanat; gündelik nesneleri, arşivleri, belgeleri, hareketli görüntüleri, fotoğrafları ve teknolojiyi de anlatımının bir parçası hâline getiriyor.
Öte yandan çağdaş sanatı anlamak her zaman kolay olmuyor. Bazen yalnızca bakmak ve düşünmek yetmiyor; sanatçının ne anlatmak istediğini kavrayabilmek için eserin hikâyesini okumak, üretildiği koşulları, sanatçının yaşadığı coğrafyayı hatta tarihini de bilmek gerekiyor.

Bienal'de dikkatimi çeken en önemli temalardan biri de bellek konusu oldu.
Geçmişin izleri, unutulan ve kaybolan kültürler, yerinden edilen insanlar, farklı sanatçıların ellerinde yeniden hayat buluyordu.

Maraş'ın hafızası Venedik'te
Kıbrıs Pavyonu, kuşkusuz benim için bienalin en anlamlı duraklarından biriydi.










