- Haberler
-
Kıbrıs
Üstel: Kıbrıs Türk halkının egemenliği, güvenliği ve geleceği AB’nin siyasi raporlarına teslim edilemez
yayınlandı
5dk, 8sn
Başbakan ve Ulusal Birlik Partisi Genel Başkanı Ünal Üstel, Avrupa Komisyonu’nun 2026 Türkiye Raporu’nda Kıbrıs meselesine ilişkin yer verilen değerlendirmelere sert tepki gösterdi.
Başbakan Üstel’in açıklaması şöyle:
“Avrupa Komisyonu’nun yayımladığı 2026 Türkiye Raporu’nda, Anavatan Türkiye’nin Kıbrıs politikasının, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin egemenlik haklarının, Maraş açılımının ve Türkiye ile KKTC arasında geliştirilmesi öngörülen enerji projelerinin hedef alınmasını şiddetle reddediyoruz. Bu rapor, Avrupa Birliği’nin Kıbrıs meselesinde tarafsız ve adil bir yaklaşım sergilemekten ne kadar uzaklaştığını bir kez daha ortaya koymaktadır.
Ne yazık ki Birleşmiş Milletler ve Avrupa Birliği, Kıbrıs meselesinin tarihsel sürecinde Kıbrıs Türk halkına karşı adil davranamamış, tarafsızlık ilkelerini koruyamamış ve giderek Rum-Yunan ikilisinin siyasi tezlerinin adeta borazanlığına soyunmuştur. 1963 yılında Kıbrıs Cumhuriyeti’nin ortaklık yapısı silah zoruyla yıkılırken, Kıbrıs Türk halkı devlet kurumlarından dışlanırken, köylerimiz saldırıya uğrarken ve insanlarımız can güvenliğinden mahrum bırakılırken uluslararası toplumun sergilediği tutum hafızalarımızdadır.
Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin 186 sayılı kararıyla, Kıbrıs Türklerinin dışlandığı Rum yönetiminin adanın meşru hükümeti olarak muhatap alınması, Kıbrıs meselesindeki tarihsel adaletsizliğin en önemli dönüm noktalarından biri olmuştur. Avrupa Birliği ise 2004 yılında, Annan Planı’na Kıbrıs Türk halkı evet, Rum halkı hayır demesine rağmen, Rum yönetimini bütün adayı temsilen üyeliğe kabul ederek bu adaletsizliği daha da derinleştirmiştir. Çözüme evet diyen Kıbrıs Türk halkı izolasyonlara mahkum edilirken, çözüme hayır diyen Rum tarafı ödüllendirilmiştir.
Bugün aynı Avrupa Birliği’nin Kıbrıs Türk halkına siyasi çözüm reçetesi sunmaya kalkışması, geçmişteki bu çifte standardı ibretlik bir şekilde gözler önüne sermektedir. Avrupa Birliği’nin iki devletli çözüm yaklaşımını hedef alması da kabul edilemez.
Kıbrıs’ta iki ayrı halk, iki ayrı demokrasi, iki ayrı devlet ve iki ayrı egemen yönetim bulunmaktadır. Bu gerçek, siyasi raporlarla veya tek taraflı kararlarla ortadan kaldırılamaz. Kıbrıs Türk halkı Rum yönetiminin azınlığı değildir ve hiçbir zaman olmayacaktır. Egemen eşitliğimizin ve eşit uluslararası statümüzün kabulü, bizim açımızdan adil ve sürdürülebilir bir çözümün temelidir.
Maraş konusunda da Avrupa Birliği’nin yalnızca Rum tarafının taleplerini esas alan yaklaşımını reddediyoruz. KKTC’nin kendi egemenliğindeki tasarruflarına ilişkin tutumu açıktır. Atılan adımların uluslararası hukuk ve mülkiyet hakları çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğini savunuyoruz. Türkiye ile KKTC arasında planlanan Anamur–Teknecik doğal gaz boru hattının raporda eleştiri konusu yapılması ise son derece düşündürücüdür.
Kıbrıs Türk halkının enerji güvenliğini güçlendirecek, ekonomik kalkınmasına katkı sağlayacak ve refah seviyesini yükseltecek projelerin Rum yönetiminin onayına bağlanmak istenmesini kabul etmiyoruz. Türkiye’den KKTC’ye getirilen su, halkımız için nasıl hayati bir kazanım olmuşsa, doğal gaz ve elektrik bağlantıları da geleceğimiz açısından aynı derecede stratejik öneme sahiptir.
Avrupa Birliği, Rum yönetiminin enerji projelerini desteklerken Kıbrıs Türk halkının enerji güvenliğine yönelik girişimlere karşı çıkmasının yarattığı çifte standardı açıklamak zorundadır. Aynı şekilde Türkiye’nin adadaki askeri varlığının hedef alınmasını da reddediyoruz. Kıbrıs Türk halkı 1963–1974 yılları arasında yaşadıklarını unutmamıştır.
Anavatan Türkiye’nin etkin ve fiilî garantörlüğü, halkımızın güvenliği bakımından vazgeçilmezdir. Türk askerinin adadaki varlığı bizim için bir tehdit değil, güvenliğimizin en önemli teminatıdır. Avrupa Birliği, Doğu Akdeniz’de Rum-Yunan ikilisinin girişimlerini desteklerken Türkiye’nin ve Kıbrıs Türk halkının meşru hak ve çıkarlarını görmezden gelen bir yaklaşım sergilemektedir.
Buradan Avrupa Birliği’ne ve Birleşmiş Milletler’e açıkça sesleniyorum: Kıbrıs meselesinde gerçekten adil ve kalıcı bir çözüm istiyorsanız, önce Kıbrıs Türk halkına karşı yıllardır sürdürülen eşitsiz muameleyi, ambargo ve izolasyonları sorgulayınız. Rum tarafını adanın tek sahibi olarak gören anlayıştan vazgeçiniz. Kıbrıs Türk halkının iradesini, egemenliğini ve eşit uluslararası statü talebini yok sayarak kalıcı bir uzlaşmaya ulaşılamayacağını kabul ediniz.
Kıbrıs Türk halkının geleceği Brüksel’de hazırlanan tek taraflı raporlarla değil, kendi özgür iradesiyle belirlenecektir. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti olarak Anavatan Türkiye Cumhuriyeti ile tam bir dayanışma içerisinde, egemen eşitliğimizden, devletimizden, güvenliğimizden ve halkımızın haklarından asla taviz vermeyeceğiz.
Avrupa Birliği’ne sesleniyorum: Kıbrıs Türk halkını yok sayan hiçbir yaklaşım adil değildir. Rum-Yunan tezlerini tekrarlamak çözüm üretmez. Kıbrıs’ta kalıcı barışın yolu, adadaki iki halkın haklarına ve siyasi eşitliğine,ayrı egemenliğine saygı gösterilmesinden geçmektedir.
Kıbrıs Türk halkı yalnız değildir. Anavatan Türkiye ile birlikte haklarımızı, devletimizi ve geleceğimizi kararlılıkla savunmaya devam edeceğiz.”
Üstel: Kıbrıs Türk halkının egemenliği, güvenliği ve geleceği AB’nin siyasi raporlarına teslim edilemez