Gazeteciler, tutuklamalara, sansüre, erişim engellerine ve medya kuruluşlarına kayyım atanmasına karşı cumartesi günü Türkiye’nin birçok kentinde yürüdü. İzmir’de gazetecilerle birlikte yürüyen Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel’in yanı sıra hemen her siyasi partiden üst düzey isimler ve gazetecilik geçmişi bulunan milletvekilleri eylemlere destek verdi. Yürüyüşler, Ergenekon dönemi protestolarından bu yana gazetecilerin gerçekleştirdiği en geniş katılımlı sokak hareketi olarak öne çıktı.
Yusuf Kanlı
Türkiye’de gazeteciler, cumartesi günü haber merkezlerinden çıkarak basın özgürlüğü mücadelesini sokağa taşıdı. “Sansüre Hayır, Habere Özgürlük” sloganıyla düzenlenen eşzamanlı eylemlerde gazeteciler, medya çalışanları ve destekçileri İstanbul, Ankara, İzmir, Bursa, Eskişehir, Antalya, Adana, Kocaeli, Van ve Diyarbakır’da bir araya geldi.


Bazı başka kentlerde de basın açıklamaları ve dayanışma etkinlikleri düzenlendi. Böylece protesto, Türkiye’de gazetecilerin mesleki hakları için gerçekleştirdiği eylemlerde uzun süredir görülmeyen bir coğrafi yaygınlığa ulaştı.
Eylemler için 24 Ekim tarihinin seçilmesi tesadüf değildi. Cumartesi günü, muhalif yayın çizgisiyle bilinen TELE1’e kayyım atanmasının birinci yıldönümüydü. Yürüyüşler ayrıca Halk TV’ye yönelik polis baskınının ve kanala kayyım atanmasının, haber siteleriyle sosyal medya hesaplarına getirilen erişim engellerinin ve gazeteciler hakkında art arda verilen tutuklama ve ev hapsi kararlarının hemen ardından yapıldı.


Meslek örgütleri, bu müdahalelerin artık birbirinden kopuk soruşturmalar olarak değerlendirilemeyeceğini savundu. Açıklamalarda tutuklamalar, yayın durdurma kararları, kayyım uygulamaları ve dijital engellemelerin toplam etkisinin, iktidarı denetleyebilen ve toplumu bilgilendirebilen bağımsız kurumların sayısını azalttığı vurgulandı.
İstanbul ve Ankara’da binlerce kişi yürüdü
İstanbul’da gazeteciler ve destekçileri Kadıköy Boğa Heykeli önünde toplandıktan sonra İskele Meydanı’na yürüdü. Yürüyüşte tutuklu gazetecilerin fotoğrafları taşındı; “Gazetecilik suç değildir”, “Habere özgürlük”, “Korkmuyoruz, susmuyoruz” ve “Özgür basın susturulamaz” sloganları atıldı.
Agence France-Presse, polisin İstanbul’daki katılımı en az 3 bin kişi olarak açıkladığını aktardı. Ankara’da da en az 3 bin kişinin katıldığı bildirilen yürüyüş, Kolej Kavşağı’ndan Sakarya Caddesi’ne kadar sürdü. Eylemlere gazetecilerin yanı sıra sendikacılar, avukatlar, akademisyenler, insan hakları savunucuları, siyasi parti temsilcileri ve yurttaşlar katıldı.
Cumartesi günkü seferberliği daha önceki dayanışma eylemlerinden ayıran temel özellik, ülke çapında ve eşzamanlı biçimde örgütlenmesiydi. Türkiye’de gazeteciler tutuklamaların ardından adliye önlerinde açıklamalar yapıyor, cezaevleri veya haber merkezleri önünde dayanışma toplantıları düzenliyor. Ancak farklı siyasi ve mesleki geleneklere sahip basın örgütlerinin aynı slogan ve taleplerle birçok kentte sokağa çıkması oldukça ender görülüyor.


Özgür Özel İzmir’de gazetecilerle yürüdü
Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel, gazetecilere ve halkın haber alma hakkına desteğini göstermek amacıyla İzmir’de düzenlenen yürüyüşe katıldı.
Alsancak Türkan Saylan Kültür Merkezi önünde başlayan yürüyüş, Kıbrıs Şehitleri Caddesi üzerinden Gündoğdu Meydanı’na kadar sürdü. Özel, yürüyüşün ön sırasını siyasi parti kortejine dönüştürmek yerine gazetecilerin iki sıra arkasında yürüdü. Bu tercih, eylemin siyasi partilerin değil, gazetecilerin ve basın meslek örgütlerinin girişimi olarak kalması bakımından anlamlıydı.
Yürüyüş, katılımcıların Gündoğdu Meydanı’ndaki Zübeyde Hanım Anıtı’na kalem bırakmasıyla sona erdi. Kalem bırakma eylemi, tutuklama, sansür veya idari ve ekonomik baskılar nedeniyle yazması engellenen gazetecileri simgeliyordu. Cezaevindeki BirGün muhabiri İsmail Arı’nın dayanışma mesajı da kalabalığa okundu.
Özel’e İzmir milletvekilleri, yerel yöneticiler ve belediye başkanları eşlik etti. Haberlerde Deniz Yücel, Murat Bakan, Ednan Arslan, Seda Kaya Ösen, Tuncay Özkan, Salih Uzun, Yüksel Taşkın, Ümit Özlale ve Gökçe Gökçen’in de aralarında bulunduğu geniş bir milletvekili grubunun katıldığı belirtildi.
Farklı kentlerdeki eylemlere, geçmişte gazetecilik yapmış veya basın dünyasıyla güçlü mesleki bağları bulunan milletvekillerinin de katılması ayrıca dikkat çekti. Bu isimler yürüyüşlerde yalnızca siyasi parti temsilcisi olarak değil, siyasi ve adli baskının gazetecilik üzerindeki sonuçlarını yakından bilen kişiler olarak da yer aldı.
Muhalefetin neredeyse tamamından destek
Yürüyüşler, Türkiye’deki muhalefet partilerinin hemen tamamından üst düzey destek gördü.
Ankara’daki eyleme Yeni Parti, Cumhuriyet Halk Partisi, DEM Parti, İYİ Parti, Demokrasi ve Atılım Partisi, Saadet Partisi, Türkiye İşçi Partisi, Türkiye Komünist Partisi ve Emek Partisi temsilcileri katıldı. Yürüyüşte ayrıca sendikalar, barolar, tabip odaları, meslek kuruluşları ve sivil toplum örgütleri yer aldı.
Siyasi destek eylem gününden önce başlamıştı. Türkiye İşçi Partisi kendi kanallarından yürüyüşe katılım çağrısı yaptı. İYİ Parti, “İYİ’ler gazeteciliğin yanında olacak” açıklamasıyla desteğini duyurdu. Özgür Özel ise Halk TV ile dayanışma amacıyla düzenlenen bir toplantıda yurttaşları 24 Ekim yürüyüşlerine katılmaya çağırdı.
Ankara’daki yürüyüşe, yakınlarını büyük facialarda ve saldırılarda kaybeden ailelerin de katılması eylemin toplumsal boyutunu güçlendirdi. 10 Ekim Ankara Garı saldırısı, Çorlu tren faciası, 6 Şubat depremleri, İliç maden faciası ve başka felaketlerde yakınlarını kaybedenler gazetecilerle dayanışma gösterdi.
Bu katılım, meslek örgütlerinin temel tezini destekliyordu: Gazetecilik üzerindeki baskı yalnızca basın çalışanlarının sorunu değildir. Kamu adına hesap sorulması engellendiğinde adalet arayan ailelerin, mağdurların ve yurttaşların seslerini duyurma imkânı da daralır.
Tek tek dosyalardan ortak bir krize
Yürüyüşlerin arkasında geniş bir şikâyet listesi bulunuyordu. Meslek örgütleri, gazetecilerin haberleri, soruları ve yorumları nedeniyle gözaltına alınmasına ve tutuklanmasına tepki gösterdi. Elektronik kelepçeyle uygulanan ev hapsi kararlarını, dezenformasyon yasası kapsamındaki soruşturmaları ve gazetecilerle haber kuruluşlarının sosyal medya hesaplarına getirilen erişim engellerini eleştirdi.
Hükümetin ve yetkililerin en güçlü karşı tezi, gazetecilerin ve medya sahiplerinin meşru ceza soruşturmalarından muaf tutulamayacağıdır. Halk TV Yönetim Kurulu Başkanı Cafer Mahiroğlu hakkında yürütülen soruşturmada savcılık rüşvet, ihaleye fesat karıştırma ve kara para aklama iddialarını gündeme getirdi. Mahiroğlu suçlamaları reddederek soruşturmanın siyasi amaçlı olduğunu savundu.
Basın özgürlüğü tartışması, yalnızca suçlamaların içeriğiyle ilgili değil. Meslek örgütleri, henüz kesinleşmiş mahkeme kararı bulunmadan bir yayın kuruluşuna kayyım atanmasının şirket yönetimini ve editoryal denetimi değiştirdiğine dikkat çekiyor. Soruşturma yürütülürken delilleri koruyacak, ancak yayın bağımsızlığını ortadan kaldırmayacak daha ölçülü tedbirlerin neden uygulanmadığını soruyor.
Ergenekon döneminden bu yana en büyük yürüyüşler
Gazetecilerin kitlesel sokak eylemleri Türkiye’de sık rastlanan bir durum değil. Meslek örgütleri düzenli olarak açıklamalar yapıyor; adliyeler, cezaevleri ve haber merkezleri önünde dayanışma gösterileri düzenliyor. Ancak çok sayıda kentte eşzamanlı yürüyüş yapılması, farklı basın kuruluşları ve meslek örgütleri arasında alışılmadık ölçüde geniş bir uzlaşma gerektiriyor.
Cumartesi günkü yürüyüşler, coğrafi yaygınlığı, siyasi destek çeşitliliği ve toplam katılımı bakımından Ergenekon soruşturmaları dönemindeki “Basına Özgürlük” mitinglerinden bu yana gazetecilerin gerçekleştirdiği en büyük ortak sokak hareketi olarak öne çıktı.
Mart 2011’de Ahmet Şık ve Nedim Şener’in de aralarında bulunduğu gazetecilerin gözaltına alınmasının ardından İstanbul’da yaklaşık 3 bin gazeteci ve destekçi yürümüştü. Dönemin önde gelen gazetecileri, yazarları, televizyoncuları ve siyasetçileri bu eyleme katılmış; yürüyüş, gazeteciliğin suç kapsamına alınmasına karşı mesleki direnişin simgelerinden biri olmuştu.
Cumartesi günkü eylemler ise tek bir kentte yoğunlaşmadı. AFP’nin aktardığı polis tahminlerine göre yalnızca İstanbul ve Ankara’daki toplam katılım yaklaşık 6 bine ulaştı. Buna İzmir ve diğer kentlerdeki gösteriler de eklendi. Dolayısıyla Ergenekon dönemiyle yapılan karşılaştırma tek bir resmî toplam sayıya değil, katılımın ölçeğine, coğrafi yaygınlığına ve eşzamanlı örgütlenmeye dayanıyor.
Uluslararası ilgi var, yorum çeşitliliği sınırlı
AFP, yürüyüşleri dünya haber akışına taşıyan başlıca kuruluş oldu. Ajansın haberi Times of Israel ve Barron’s gibi yayınlarda yeniden yayımlandı. Reuters ise İstanbul’daki eylemi fotoğraf servisi aracılığıyla belgeledi. Reuters görüntülerinde gazeteciler, sendika üyeleri ve muhalefet destekçileri ellerinde fotoğraf makineleri ve basın özgürlüğü pankartlarıyla görülüyordu.
Al Jazeera, protestoları gazetecilerin tutuklanması, Halk TV’ye el konulması ve bağımsız haber sitelerine getirilen kısıtlamalarla ilişkilendiren kısa bir video yayımladı. Haberde, hükümetin gazetecilerin mesleki faaliyetleri nedeniyle hedef alındığı iddiasını reddettiği de aktarıldı.
Uluslararası Gazeteciler Federasyonu ile Avrupa Gazeteciler Federasyonu ise eylemlerden önce Türkiye’deki meslek örgütlerine destek verdi. İki federasyon, adli baskının ve medyaya siyasi müdahalenin sona erdirilmesini, gazetecilerin serbest bırakılmasını ve editoryal bağımsızlığa saygı gösterilmesini istedi.
Mesele yalnız gazetecilerin özgürlüğü değil
Cumartesi yürüyüşleri herhangi bir ceza soruşturmasındaki suçlamaların doğru veya yanlış olduğunu belirlemedi. Türkiye’nin basın özgürlüğü sorununu da tek günde çözemedi. Ancak farklı biçimlerde uygulanan müdahaleleri ortak bir ulusal tartışmanın parçası hâline getirdi.
Gazetecilerin mesajı açıktı: Basın özgürlüğü yalnızca muhabirlerin kişisel özgürlüğüne veya medya sahiplerinin ticari haklarına indirgenemez. Gazeteciler tutuklanma, kapatılma, erişim engeli ya da idari denetim korkusuyla soru soramaz ve araştırma yapamazsa toplum da iktidarın nasıl kullanıldığını öğrenme imkânını kaybeder.
Geniş katılım, muhalefet partilerinin neredeyse tamamının desteği ve gazetecilik geçmişi bulunan siyasetçilerin yürüyüşlerde yer alması, sorunun mesleki dayanışma sınırlarını aştığını gösterdi. Ergenekon dönemindeki mitinglerden bu yana ilk kez gazeteciler, basın üzerindeki baskının aynı zamanda toplumun haber alma hakkına yönelik bir müdahale olduğunu böylesine geniş ve örgütlü bir sokak hareketiyle dile getirdi.