Doğu Akdeniz’de son dönemde yaşanan gelişmeleri artık birbirinden bağımsız değerlendirmek mümkün değildir…
Suriye’de Türkiye ile İsrail arasında giderek yükselen askerî gerilim, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin İsrail, Fransa ve diğer ülkelerle geliştirdiği savunma ilişkileri ve Rum tarafında yeniden yükselen çatışmacı söylemler aynı fotoğrafın parçaları olarak karşımızda duruyor...
İsrail’in Suriye’de Türkiye’nin artan askerî nüfuzunu kendi güvenliği açısından tehdit olarak değerlendirmesi ve Ebu Zuhur hava üssünü vurması, Ankara-Tel Aviv hattındaki gerilimin artık yalnızca diplomatik olmadığını gösterdi…
ABD’nin iki ülke arasında doğrudan bir çatışma yaşanabileceğine ilişkin uyarıları ve tansiyonu düşürme diplomasisi de durumun ciddiyetini ortaya koyuyor…
…
Peki aynı İsrail’in Türkiye’nin hemen güneyinde, Kıbrıs’ta giderek güçlenen askerî ilişkilerini nasıl değerlendireceğiz?
Rum Yönetimi bugün yalnızca İsrail ile değil, Fransa başta olmak üzere farklı ülkelerle savunma ve güvenlik ilişkilerini geliştiriyor…
İsrail-Yunanistan-GKRY üçgeninde ortak tatbikatlardan silahlanmaya kadar uzanan askerî iş birliği derinleşiyor…
Rum Yönetimi bütün bunları “güvenlik” gerekçesiyle açıklıyor…
Üstelik mesele yalnızca silahlanma da değil…
Rum tarafında son dönemde 1974 öncesini hatırlatan söylemlerin yeniden yükselmesi, “Girne’ye döneceğiz”, “Girne’yi geri alacağız” şeklindeki siyasi ve toplumsal mesajların sık sık gündeme getirilmesi ve Rum siyasilerin Kıbrıslı Türk siyasilere karşı yaptıkları saldırgan açıklamaları göz ardı edilemez…
Ortam birilerinin kışkırtması ile kasıtlı olarak gerilmek isteniyor…
…
Bu söylemler, Rum Yönetimi tarafından bir yandan Türk askerinin Ada’dan çıkarılmasının ve Türkiye’nin garantörlüğünün sona erdirilmesinin talep edildiği bir dönemde yapılıyor…
İşte asıl soru burada ortaya çıkıyor…






