Lefkoşa 38°USD48,09EUR56,15GBP65,59GRAM ALTIN7.182,93 Nöbetçi Eczaneler
SON DAKİKA

Suriye’den Kıbrıs’a uzanan tehlikeli oyun…

Doğu Akdeniz’de son dönemde yaşanan gelişmeleri artık birbirinden bağımsız değerlendirmek mümkün değildir… Suriye’de Türkiye ile İsrail arasında giderek yükselen askerî gerilim, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin İsrail,…

2 dakika okuma
Paylaş
Suriye’den Kıbrıs’a uzanan tehlikeli oyun…

Doğu Akdeniz’de son dönemde yaşanan gelişmeleri artık birbirinden bağımsız değerlendirmek mümkün değildir…

Suriye’de Türkiye ile İsrail arasında giderek yükselen askerî gerilim, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin İsrail, Fransa ve diğer ülkelerle geliştirdiği savunma ilişkileri ve Rum tarafında yeniden yükselen çatışmacı söylemler aynı fotoğrafın parçaları olarak karşımızda duruyor...

İsrail’in Suriye’de Türkiye’nin artan askerî nüfuzunu kendi güvenliği açısından tehdit olarak değerlendirmesi ve Ebu Zuhur hava üssünü vurması, Ankara-Tel Aviv hattındaki gerilimin artık yalnızca diplomatik olmadığını gösterdi…

ABD’nin iki ülke arasında doğrudan bir çatışma yaşanabileceğine ilişkin uyarıları ve tansiyonu düşürme diplomasisi de durumun ciddiyetini ortaya koyuyor…

Peki aynı İsrail’in Türkiye’nin hemen güneyinde, Kıbrıs’ta giderek güçlenen askerî ilişkilerini nasıl değerlendireceğiz?

Rum Yönetimi bugün yalnızca İsrail ile değil, Fransa başta olmak üzere farklı ülkelerle savunma ve güvenlik ilişkilerini geliştiriyor…

İsrail-Yunanistan-GKRY üçgeninde ortak tatbikatlardan silahlanmaya kadar uzanan askerî iş birliği derinleşiyor…

Rum Yönetimi bütün bunları “güvenlik” gerekçesiyle açıklıyor…

Üstelik mesele yalnızca silahlanma da değil…

Rum tarafında son dönemde 1974 öncesini hatırlatan söylemlerin yeniden yükselmesi, “Girne’ye döneceğiz”, “Girne’yi geri alacağız” şeklindeki siyasi ve toplumsal mesajların sık sık gündeme getirilmesi ve Rum siyasilerin Kıbrıslı Türk siyasilere karşı yaptıkları saldırgan açıklamaları göz ardı edilemez…

Ortam birilerinin kışkırtması ile kasıtlı olarak gerilmek isteniyor…

Bu söylemler, Rum Yönetimi tarafından bir yandan Türk askerinin Ada’dan çıkarılmasının ve Türkiye’nin garantörlüğünün sona erdirilmesinin talep edildiği bir dönemde yapılıyor…

İşte asıl soru burada ortaya çıkıyor…

Bir taraftan İsrail, Fransa ve Yunanistan’la askerî kapasitenizi güçlendireceksiniz, diğer taraftan Kıbrıs Türk halkından Türk askerinin çekilmesini ve Türkiye’nin etkin ve fiilî garantisinden vazgeçmesini isteyeceksiniz…

Ardından da Girne üzerinden 1974 öncesini çağrıştıran mesajlar vereceksiniz…

Bütün bunların yalnızca tesadüf olduğunu kabul etmemiz mi bekleniyor?

Elbette bugün elimizde İsrail veya Rum Yönetimi’nin Türkiye’ye ya da KKTC’ye yönelik yakın tarihli bir askerî saldırı hazırlığı içerisinde olduğunu kanıtlayan doğrulanmış bir belge yok…

Yunan basınının en son gündeme taşıdığı ve yaklaşık 2 yıldır İsrail medyasında yer alan haberler ve iddialar dışında somut bir gösterge bulunmuyor…

Ama niyet beyanları açıktır…

Güvenlik politikaları yalnızca saldırının gerçekleşeceği gün düşünülmez...

Tehditler, askerî kapasite, ittifaklar ve siyasi söylemler birlikte değerlendirilir…

Suriye’de Türkiye’nin askerî etkinliğini hedef alan İsrail’in Kıbrıs’ın güneyinde giderek daha güçlü bir stratejik ortak haline gelmesi bu nedenle önemlidir…

Bugün Kıbrıs’ta asıl tartışılması gereken konu Türk askerinin neden çekilmesi gerektiği değil, Rum Yönetimi’nin İsrail’in bölgesel politikalarıyla neden bu kadar iç içe geçtiğidir…

Böylesine değişen bir bölgesel güvenlik ortamında Türk askerinin ve Türkiye’nin garantörlüğünün neden her zamankinden daha gerekli olduğu açıkça ortadadır…

Çünkü Suriye’den Doğu Akdeniz’e, oradan Kıbrıs’a uzanan gelişmeler bize tek bir şeyi hatırlatıyor:

Barışı korumanın yolu caydırıcılığı ortadan kaldırmak değil, onu daha da güçlendirmektir…

Bu habere tepkiniz?

Paylaş

Yorumlar

İlgili Haberler