Öğrenmenin amacı bilgi edinmekten, sınavda başarılı olmaya kaydı.
Çocuklarımıza okuma-anlama, matematiksel düşünme, problem çözme, eleştirel düşünme ve iletişim gibi beceriler yeterince kazandıramıyoruz.
Öğrenci okulda öğrendiği bilgiyi gerçek yaşamda nerede kullanacağını göremiyor. Finansal okuryazarlık, medya okuryazarlığı, yapay zekâ okuryazarlığı, girişimcilik, iletişim, psikolojik dayanıklılık ve yurttaşlık gibi alanlar hâlâ ikincil durumda.
Her öğrenciden aynı hızda, aynı yöntemle ve aynı başarı ölçütleriyle öğrenmesi bekleniyor. Oysa öğrencilerin ilgi, yetenek, öğrenme hızı ve ihtiyaçları birbirinden çok farklı. Üstelik teknolojinin baş döndürücü hızla artığı günümüzde bu fark katlanarak artıyor.
Aşırı iş yükü, ötekileştirilen tavır, düşük mesleki özerklik, sürekli değişen uygulamalar ve öğretmeni şikayet etme; öğretmenin enerjisini, motivasyonunu ve öğretim performansını doğrudan etkiliyor.
Öğrencinin başarısı yalnızca yeteneğine değil; ailesinin ekonomik durumuna, yaşadığı bölgeye ve gittiği okulun kaynaklarına bağlı bir hale geldi. Kamusal eğitim tükenme noktasında…
Eğitim politikaları yeterli veri, araştırma ve etki analizi yapılmadan sadece siyasi kaygılara göre değişiyor. Sürekli bir şeyler yapılıyormuş gibi görünüyor ama sistemde hiçbir kalıcı iyileşme gerçekleşmiyor.
Okullardaki “Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik Servisini” gereksiz göreme anlayışı, sınırlı rehberlik hizmeti, akran zorbalığı, şiddet, dışlanma olaylarının okul öncesinden lise son sınıfa kadar her düzeyde sıkça görülmesine neden oluyor.
Eğitim sistemi öğrenciyi diploma almaya hazırlıyor; ekonomi ise beceri sahibi insan arıyor. Bunun sonucunda diplomalı ama iş bulmakta zorlanan gençler ile çalışan bulmakta zorlanan sektörler aynı katlanarak artıyor.
Ama bütün bunların altında çok daha büyük bir sorun var: Eğitim sistemleri, geleceğin dünyasına bugünün ihtiyaçlarıyla öğrenci yetiştirmeye çalışıyor.
Çocukların nasıl öğreneceği değişiyor.
Bilgiye erişim değişiyor.
Meslekler değişiyor.
Çalışma hayatı değişiyor.
Gençlerin beklentileri değişiyor.
Ama okulun organizasyonu, ders anlayışı, sınav sistemi, öğretim yöntemleri ve eğitim yönetimi yerinde sayıyor.
Kamusal eğitimin gerçekten sorunlu olduğunu anlamak için şu 5 soru çok güçlü bir başlangıç sağlar:
1. Öğrenci hangi becerilere sahip olarak mezun oluyor?
2. Öğretmen sistem içerisinde kendisini değerli ve etkili hissediyor mu?
3. Eğitim başarısı öğrencinin ailesinin ekonomik durumundan bağımsız mı?
4. Eğitim politikaları veriye ve kanıta mı, siyasi tercihlere mi dayanıyor?
5. Bugünün okulu öğrenciyi geçmişin düzenine mi, geleceğe mi hazırlıyor?
Kamusal eğitimde bu soruların anlamlı cevaplar vermesini sağlamak, yalnızca okulların ya da öğrencilerin başarısını artırmak anlamına gelmez; bir toplumun geleceğini doğrudan geliştirmek demektir.







