Rehberlik ve Psikolojik Danışma Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Nuri, Dünya Şiddetsizlik Günü kapsamında KIBRIS’a yaptığı açıklamasında şiddetin görmezden gelindikçe normalleştirildiğini vurguladı
Görünüşü ‘küçük’, etkisi büyük… Amerikan Psikoloji Birliği’nin araştırmalarına göre görünüşte ‘küçük’ saldırıların birikimli etkisi öfke, depresyon ve umutsuzluk gibi ciddi duygusal tepkilere yol açıyor.
Kadına şiddetin görünmeyen yüzü… Türkiye’de 2024 yılında gerçekleştirilen Kadına Yönelik Şiddet Araştırması’na göre kadınların %28,2’si psikolojik, %18,3’ü ekonomik, %12,8’i fiziksel şiddete maruz kaldı.
“Türkiye’de her 7 çocuktan biri zorbalık mağduru”… Türkiye Büyük Millet Meclisi Akran Zorbalığını Araştırma Alt Komisyonu’nun 2026 raporuna göre, her 7 çocuktan biri zorbalık mağduru olarak raporlanırken; 6-17 yaş grubundaki çocukların %13,8’inin zorbalığa uğradığı kaydedildi.
Candan MERT
Şiddet, yalnızca fiziksel müdahaleyle sınırlı kalmayarak psikolojik, ekonomik, dijital ve sözel biçimlerde de günlük yaşamın farklı alanlarında kendini gösteriyor. Küçük görülen incitici davranışlardan aile içi şiddete ve akran zorbalığına kadar uzanan şiddet biçimleri, özellikle çocuklar ve gençler üzerinde uzun süreli psikolojik ve sosyal etkilere yol açabiliyor. Rehberlik ve Psikolojik Danışma Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Cahit Nuri, Dünya Şiddetsizlik Günü kapsamında KIBRIS’a yaptığı açıklamada, günlük hayatta fark edilmeden kullanılan şiddet biçimlerine, aile içi şiddetin çocuklar üzerindeki etkilerine ve akran zorbalığında aile, öğretmen ve toplumun alması gereken rollere dikkat çekti. Aile içinde şiddete tanık olan çocukların bu davranışları modelleyerek ilerleyen dönemlerde yeniden tekrar edebildiğini kaydeden Nuri, şiddetin normalleşmesini önlemek için aile, okul ve toplumun birlikte hareket etmesi gerektiğini vurguladı
“Şiddet 6 türde ortaya çıkıyor”
Şiddet denince akla genellikle fiziksel zararın geldiğine dikkat çeken Yrd. Doç. Dr. Cahit Nuri, dünya genelindeki bütün uzmanların şiddetin çok daha geniş bir kavram olduğunu vurguladığını söyledi. Türkiye Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın sınıflandırmasına göre şiddet altı ana türde ortaya çıktığını dile getiren Nuri, bu türleri ‘fiziksel’, ‘cinsel’, ‘psikolojik’, ‘ekonomik’, ‘ısrarlı takip’ ve ‘dijital şiddet’ olarak sıraladı. Fiziksel şiddetin birinin ‘vücuduna zarar vermek’ anlamına geldiğini kaydeden Nuri, psikolojik şiddetin ise ‘bir kişiyi kontrol etmek için duyguların veya ihtiyaçların kullanılması’ olduğunu aktardı.
En fazla şiddet ‘küçük saldırganlıklarda
Günlük hayatta fark edilmeden uygulanan şiddet biçimlerinin başında ‘küçük saldırganlıkların geldiğini vurgulayan Nuri, “Psikoloji literatüründe ‘küçük saldırganlıklar’ olarak geçen bu kavram, günlük hayatta sözlü ya da sözsüz, kasıtlı ya da kasıtsız yapılan aşağılayıcı, küçük düşürücü veya incitici davranışlar olarak tanımlanıyor.” dedi. Bu anlamda küçük saldırganlıkların üç alt kategoride sınıflandırıldığına dikkat çeken Cahit Nuri, bunların ‘mikro-saldırı’, ‘mikro-hakaret’ ve ‘mikro-geçersizleştirme’ olarak sıralandığını söyledi. Bu çerçevede ‘mikro-saldırının genellikle kasıtlı olarak yapılan ırkçı veya cinsiyetçi hakaretler gibi aşağılayıcı sözlü veya sözsüz davranışlar olduğunu dile getiren Nuri, ‘mikro-hakaretin ise ‘genellikle kasıtsız olan duyarsız veya kaba yorumlar olduğunu kaydederken, buna örnek olarak ‘Sen bu işlerden anlamazsın’ veya ‘Bu kadar alıngan olma’ gibi küçümseyici ifadelerin verilebileceğini belirtti.
Nuri, ‘mikro-geçersizleştirme’ kavramını da açıklarken, bu kavramın ‘hedef gruptaki bir kişinin düşüncelerini, duygularını veya deneyimlerini inkâr etme ya da geçersiz kılma davranışları’ olduğunu dile getirdi. Nuri, bu davranışa örnek olarak ‘Abartıyorsun, o sadece bir şakaydı’ ifadesini verdi.
“Fiziksel şiddet buzdağının görünen kısmı”
Amerikan Psikoloji Birliği’nin aktardığı araştırmalardan yola çıkarak yapılan analizleri paylaşan Yrd. Doç. Dr. Nuri, bu tür görünüşte ‘küçük’ saldırıların birikimli etkisinin öfke, depresyon ve umutsuzluk gibi ciddi duygusal tepkilere yol açtığını kaydetti. Dijital şiddetin ise elektronik iletişim ve internet aracılığıyla işlenen şiddet olarak tanımlandığını vurgulayan Nuri, “Bu da siber taciz, rıza dışı pornografi, cinsel içerikli şantaj ve siber takip gibi biçimlerde ortaya çıkıyor. Türkiye’de 2024 yılında gerçekleştirilen Kadına Yönelik Şiddet Araştırması’na göre kadınların %28,2’si psikolojik, %18,3’ü ekonomik, %12,8’i fiziksel şiddete maruz kaldığını bildirilmiştir. Bu veriler, fiziksel şiddetin buzdağının yalnızca görünen kısmı olduğunu açıkça gösteriyor.” ifadelerini kullandı.
“Şiddet modelleme yoluyla aktarılıyor”
Çocukların şiddet davranışlarını öğrenmesinde en önemli kuramsal çerçevenin, Albert Bandura’nın Sosyal Öğrenme Kuramı olduğunu söyleyen Nuri, bu kurama göre saldırganlığın, gözlem yoluyla (modelleme) öğrenilebildiğini ve pekiştirilen davranışların tekrarlanma eğilimi gösterdiğini vurguladı. Çocukların şiddet davranışı sergileyen insanları gözlemleyerek saldırganlığı kişiler arası çatışmaları çözmek için kullanılabileceğini öğrendiklerini kaydeden Nuri, “Çocuklar, ebeveynlerinin çatışmaları şiddet yoluyla çözdüğünü gözlemlediklerinde, şiddeti meşru ve etkili bir problem çözme yöntemi olarak öğrenmektedirler. Bu durum, şiddetin kuşaklar arası aktarımını da açıklamaktadır; aile içinde gözlemlenen veya maruz kalınan şiddet, rol model alma ve öğrenme yoluyla kuşaktan kuşağa aktarılmaktadır.” dedi.
“Şiddet anlık değil, uzun vadeli etkiliyor”
Araştırmaların, aile içi şiddete maruz kalan çocukların iletişim becerileri, duygu düzenleme becerileri ve çatışma çözme becerilerinin geliştirilmesi gerektiğini önerdiğini kaydeden Yrd. Doç. Dr. Nuri, “Türkiye’de yapılan bir araştırma, şiddete tanık olan çocukların okulda arkadaşlarına daha fazla şiddet uyguladıklarını tespit etmiştir. Bir başka çalışma ise şiddete maruz kalan çocukların duyarsızlaşma yaşayabileceğini ve şiddeti olağanlaştırma riski taşıdığını ortaya koymaktadır. Bu bulgular, aile içi şiddetin çocuklar üzerindeki etkisinin yalnızca anlık değil, uzun vadeli ve kuşaklararası olduğunu göstermektedir.” ifadelerini kullandı.
“Akran zorbalığı çok yaygın”
Akran zorbalığı hakkında da açıklamalarda bulunan Yrd. Doç. Dr. Nuri, bu şiddet türünün okullarda en yaygın görünen şiddet biçimlerinden biri olduğunu vurguladı. Nuri, “Türkiye Büyük Millet Meclisi Akran Zorbalığını Araştırma Alt Komisyonu’nun 2026 raporuna göre, her 7 çocuktan biri zorbalık mağdurudur; 6-17 yaş grubundaki çocukların %13,8’i zorbalığa uğramaktadır. Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı (PISA) 2022 verilerine göre Türkiye’deki öğrencilerin %27’si zorbalığa maruz kalmakta olup bu oran Ekonomik İş birliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) ortalamasının üzerindedir. 2026 yılında yapılan bir başka araştırma ise akran zorbalığı yaygınlığını %42,1, siber zorbalık yaygınlığını ise %12,7 olarak tespit etmiştir.” İfadeleriyle şiddet verilerini ortaya koydu.
Aile ve öğretmenlere öneriler
Akran zorbalığı ile şiddet arasındaki ilişkinin tek yönlü olmadığını dile getiren Cahit Nuri, araştırmaların, okulun fiziksel ortamının, öğretmen davranışlarının ve okul atmosferinin akran zorbalığı ile yakından ilişkili olduğunu gösterdiğini kaydetti. Toplumdaki şiddet dilinin okullara taşındığına vurgu yapan Nuri, “Günümüz dünyası ‘şiddet ve zorbalık çağı’ olarak tanımlanmaktadır.” dedi. Bir çocuğun zorbalığa maruz kaldığında aile ve öğretmenlerin izlemesi gereken yollara da değinen Nuri, “Aileler çocuğun duygu ve düşüncelerini yargılamadan dinlemeli; zorbalığa uğradığı için çocuğu suçlamamalı, okul ile düzenli toplantılar yaparak çocuğun okul ortamındaki durumunu takip etmeli, öğretmenler ve okul rehberlik servisi ile iletişime geçmeli ve durumu resmi olarak bildirmeli, öğretmenle özel olarak görüşmeli; endişeleri sakin ve suçlayıcı olmayan bir dille paylaşmalı ve gerektiğinde uzman desteği almaktan çekinmemelidir.






