Kafamda başka bir konu vardı ama bu sabah uyandığımda. Sayısız tanışmanın çoğaltıp durduğu bir albümden söz edecektim. Öylesine çok insanla tanışıyoruz ki günümüzün şehirler, ülkeler, kıtalar arası yoğun mobilitesi içinde. İsimleri unutmamız çok olası. Dijital sosyal medya ailemize katıyoruz neyse ki pek çoğunu. Bugünün kolektif pratiği bu. Teknolojiden, Sosyal Medya’dan kaçınmak, bu çağda başka bir çağı yaşamaya çalışmak izolasyonla sonuçlanabilir ancak. Bir biçimde uyum sağlamak zorundayız bu baş döndürücü hız çağına. Sosyal Medya’da yoksan yaşamıyorsun bile denilebiliyor artık.
Artık kendi coğrafyamızın kolektif hafızasından öte dünyaya dair bir kolektif hafıza taşımalıyız ki bazı referansları anlayabilelim. Geçmişte de böyleydi bu belki ama hafıza havuzu oldukça dardı. Şimdilerde acayip bir yenilikler bombardımanı altındayız.
Yazının başında sanat etkinliklerinden söz ettim ya sanatın en önemli yani sıkıştırılmış bilgi ve duygu taşıması. Kısa bir şiir bazen on sayfalık metne bedel. Günümüzde teselli bulabileceğimiz en önemli alan sanat ve edebiyat bana kalırsa. Bunca hız ve yoğunluğun rafine edildiği alan aslında sanat ve edebiyat. Devasa gölgeler taşıyan kısacık duyumların alanı da denebilir. Pek çok ülkede sanat ve edebiyat izleyicisinin yaş oranı oldukça yüksek ne yazık ki. Etkinliklerde gözüm gençleri arıyor hep. Belki de o yaşlarda böylesi etkinliklere katılmak pek de havalı değil. Çocuklar, gençler ve yetişkinlerin dünyası geçmişe göre daha keskin hatlara mı ayrılı yoksa bana mı öyle geliyor? Bir hız alışkanlığı içinde kim sakin sakin konuşan bir yazarı izlemek ister örneğin?
Yeni söyleyiş biçimlerinin, Türkçeye nasıl çevrilir bilemiyorum ama “ Slam poetry” nin gençler arasında daha popüler olması anlaşılabilir biraz da. Zamanın temposuna daha uygun ve daha performatif bir tarz bu.






