- Haberler
-
Kıbrıs
“Sayın Hristodulidis, güneşi balçıkla sıvayamazsınız”
yayınlandı
4dk, 6sn
Beşparmak Düşünce Grubu, Kıbrıs Rum lideri Nikos Hristodulidis’in Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Türkiye’nin Kıbrıs politikasına yönelik açıklamalarına tepki gösterdi.
“Sayın Hristodulidis, güneşi balçıkla sıvayamazsınız” denilen açıklamada şu ifadelere yer verildi:
Kıbrıslı Rum lider Nikos Hristodulidis’in Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı Kıbrıs sorununun çözümünün önündeki “en büyük engel” olarak göstermesi ve Türkiye’nin politikasını “yeni bir Osmanlı yaklaşımı” olarak nitelendirmesi hadsizlik ve pişkinliktir. Kıbrıs sorununun kökleri 1821 ENOSİS (adanın Yunanistan’a bağlanması) hayaline dayanmaktadır. Bu meseleyi, sorunu eşitlik zemininde samimiyetle çözmeye çalışan bugünün siyasi aktörlerinden birine bağlamaya çalışmak en hafif deyimiyle softa şaşırması ve iki yüzlülük olarak tanımlanabilir.
Gerçekler şöyledir:
1959–1960 uzlaşması sonunda kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti bir Rum üniter devleti değildi. Eşit veto haklarına sahip Cumhurbaşkanı Rum toplumundan, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Türk toplumundan seçilmekteydi. Temsilciler Meclisinde kritik karalarda ayrı toplumsal çoğunluklar, kamu hizmetinde temsil oranları, ayrı belediyeler ve eğitim ile sosyal hizmetler gibi yetkiler ayrı Cemaat Meclislerine verilmişti. İki toplumun ortaklığı anayasal güvenceye bağlanmıştı. Kıbrıs Türkleri azınlık değil, ortak devletin eşit kurucu ortaklarından biriydi.
Kırılma 30 Kasım 1963’te Makarios’un sunduğu on üç maddelik anayasa değişikliği önerileriyle geldi. Bu öneriler Türk Cumhurbaşkanı Yardımcısının veto hakkını, ayrı çoğunluk sistemini, kamu hizmetindeki oranları ve ayrı belediyeleri hedef alıyordu. Üstelik bunların önemli bölümü Anayasa’nın 182. maddesi uyarınca değiştirilemez Temel Maddeler arasındaydı.
Anayasa değişikliği planının Kıbrıs Türk tarafı ve Türkiye tarafından reddedilmesi üzerine Akritas Planı devreye sokuldu. Plan; anayasal düzenin önerilen on üç madde doğrultusunda şiddet kullanarak değiştirilmesini, Garanti ve İttifak Antlaşmalarının etkisizleştirilmesini, Türk toplumunun muhtemel direncinin hızla bastırılmasını ve uygun şartlarda Enosis’e gidilmesini öngörüyordu. Bu anayasal düzenin ve uluslararası hukukun açık ihlaliydi. Bunu yapanlar şimdi Türk tarafına hukuk dersi vermeye kalkıyor.
Aralık 1963’te başlayan Kanlı Noel olayları sonrasında Kıbrıs Türkleri çok sayıda yerleşim yerini terk etmek zorunda kaldı, devlet organlarına erişimleri fiilen sona erdi ve ekonomik baskı ağırlaştı. BM Genel Sekreterinin 10 Eylül 1964 tarihli S/5950 sayılı raporu, Türk halkına yönelik kısıtlamaların “veritable siege”, yani gerçek bir kuşatma düzeyine ulaştığını kaydetti.
4 Mart 1964 tarihinde 186 sayılı Güvenlik Konseyi kararının alınmasında ne yazık ki Batılı güçler ittifak içinde hareket eden Rum tarafı ve Sovyetler Birliğinin Kıbrıs’ı Akdeniz’in Küba’sına dönüştürecekleri tehdidi karşısında 1960 Anayasasını görmezden gelip şantaja boyun eğerek Rumların ortaklık Kıbrıs Cumhuriyeti’ni ele geçirmelerine göz yumdu ve işgal altında tamamen Rumlardan oluşan hükümeti Kıbrıs’ın meşru hükümeti kabul etti.
15 Temmuz 1974’te Yunanistan’daki askerî cuntanın adayı süratlen Yunanistan’a bağlamak amacıyla desteklediği darbe üzerine adadan kaçan Makarios, 19 Temmuz 1974’te BM Güvenlik Konseyinde yaptığı konuşmada adanın Yunanistan’ın işgali altında olduğunu belirtti.
Türkiye’yi Garanti Antlaşmasındaki sorumlulukları gereği adaya müdahaleye zorlayan Aralık 1963’te Kıbrıslı Rumların Kıbrıs Cumhuriyeti’ni işgali ile, Makarios’un da itiraf ettiği gibi, 15 Temmuz 1974’te Yunanistan’ın bu kez bardağı taşıran adayı işgali oldu. Bu nedenlerle Rum tarafının 20 Temmuz 1974’ü sorunun başlangıç noktası gibi sunmaya çalışması gerçek ikiyüzlülüktür ve tarihsel zinciri tersine çevirme teşebbüsüdür. Türkiye’nin 20 Temmuz 1974müdahalesi zorunluluk gereği uzun bir sürecin sonucu oldu.
Keza, bugün KKTC Hükümeti ile Türkiye Cumhuriyeti’nin mevcut iki Devletin egemen eşitlikleri ve eşit uluslararası statülerine dayalı uzlaşı ve iş birliği önerisi Rum tarafının eşit haklar ve statü zemininde yetki paylaşımını ısrarla reddetmesinin sonucu yine zorunluluktan kaynaklandı.
Rum halkını, Kıbrıs ve içinde bulunduğumuz coğrafyanın saplantılardan arındırılmış gereklerini görmeye ve yarım asırdan fazladır adada yaşayan tüm insanları cefa, istikrarsızlık ve belirsizliğe mahkûm eden sonu gelmeyecek politikalarını gözden geçirmeye davet ediyoruz.
“Sayın Hristodulidis, güneşi balçıkla sıvayamazsınız”