Lefkoşa 32°USD48,25EUR55,96GBP65,42GRAM ALTIN6.908,74 Nöbetçi Eczaneler
SON DAKİKA

SAVAŞ, BARIŞ VE SANAT

“Sanat, savaşın yıkıcılığına karşı barışçıl bir çığlıktır." Pablo PicassoBu yazıma son söyleyeceğimi ilk söyleyerek başlayım:...

5 dakika okumaHaber: Yaşar Ersoy
Paylaş
SAVAŞ, BARIŞ VE SANAT

Bu yazıma son söyleyeceğimi ilk söyleyerek başlayım: Tiyatronun/Edebiyatın/Sanatın dili, silahların sesinden daha kalıcıdır.

ABD’nin yıllardır sürdürdüğü savaş, işgal, sömürü politikalarıyla, ülkeleri sömürmek için çoluk çocuk, kadın sivil demeden katletti. Bunu yaparken de “barış, demokrasi, insan hakları götürüyorum” diyerek büyük bir manipülasyonla, yalanla yaptı bu barbarlığı!..

“Arap Baharı” dedi, öldürdü... “BOP” dedi, ülkeleri işgal etti... “Demokrasi götüreceğim” dedi, yaktı, yıktı, demokrasiyi katletti, insan haklarını postalları altında ezim ezim çiğnedi. ABD ve işbirlikçi diğer devletlerle, birçok ülkenin yeraltı ve yerüstü kaynaklarını sömürdü. Sömürüyor!

Kıbrıs’ta ise yıllardır aynı gökyüzüne bakıyor, aynı havayı soluyor, aynı coğrafyada yaşıyor halklar, ama yine emperyalistlerin savaşı nedeniyle yaşamları bölünmüş, parçalanmış... Aşk adası yurtları ortadan ikiye ayrılmış duvarlarla, sınırlarla...

Oysa halkların özlemi, barış ve güven içinde yaşamak... Geçmişin acılarını unutmadan, geleceğin korkularına teslim olmadan yaşamak. Düşmanlıkların değil, dostlukların hikâyelerini yazarak ve büyüterek ortak vatanda yaşamak.

Çünkü bölünmüş bir ada, ancak barışla bütünleşen yüreklerle yeniden umut bulabilir.

Savaşlarda yenen tarafta da yenilen tarafta da acıyı, yıkımı yaşayan hep halklardır... Ve halkların isteği hep aynıdır:

Ölüm değil yaşam!

Nefret değil kardeşlik!

Savaş değil barış!

Çünkü halkların gerçek zaferi birlikte barış içinde yaşamanın yolunu bulmaktan geçer.

VE 1 EYLÜL DÜNYA BARIŞ GÜNÜ...

1 Eylül, insanlığın savaşın karanlığından, yıkımından, acısından barışın aydınlığına, insancıllığına dönme çağrısıdır. Çünkü barış aynı zamanda adaletin, özgürlüğün, kardeşliğin, umudun ve emeğin hakkının yeşerdiği bir yaşamdır. Ve en büyük sanat, insanın insana kıymadığı, sömürmediği, farklılıkların düşmanlığa değil, barış içinde yaşamaya dönüştüğü bir dünyayı birlikte kurabilmektir. O nedenle, 1 Eylül Dünya Barış Günü, insanlığın vicdanında her gün yeniden yazılması gereken bir manifestodur.

Bu manifestonun en etkili ve güçlü alanı ise tiyatrodur/edebiyattır/sanattır.

Tiyatro/Edebiyat/Sanat, savaşa karşı durduğu ve savaşın yarattığı yıkımın ortasında bile varlığını sürdürdüğü ölçüde, insanın hâlâ insan kalabildiğinin de en güçlü kanıtlarından biridir.

“Tiyatronun Sınır İhlali” kitabımda sevgili Kostas Kafkaridis ile birlikte ele aldığımız düşünce tam budur. Tiyatro yalnızca sahnede olan biten değildir... Tiyatro, insanın çizilmiş sınırları, savaşın yarattığı koşulları aşma cesaretidir... Politik sınırları, askeri sınırları, ideolojik sınırları ve zihinsel sınırları…

Tiyatro/Edebiyat/Sanat, bu sınırların ihlal edildiği bir barış alandır.

Tiyatro/Edebiyat/Sanat, barışın en güçlü savunucularından biridir.

Çünkü tiyatro/edebiyat/sanat, insanın başkasının acısını anlayabileceği bir alan yaratır. O nedenle bu ikiye bölünmüş kanlı coğrafyamızda hem barış özlemi hem barış umudu hem savaşla ve acılarımızla yüzleşmek hem savaşa karşı durmak tiyatronun/edebiyatın/sanatın birincil işlevi olmalıdır.

Bu yüzden “BARIŞ” düşüncesi, sanatın ve sanatçının kafa yorması gereken bir olgu olarak hiç gündemden düşmemeli. İnsanların savaştan, yoksulluktan, açlıktan kırıldığı bir dünyada sanatın ve sanatçının barıştan yana savaşa karşı tavır almaması düşünülemez. Çünkü sanat ve sanatçı, insanı “insan” yapan değerleri savunur. Böyle bir duruş, sanatın da varoluş nedenlerindendir.

Tevfik Fikret, “Lanet sana, lanet sana ey harb-ı mukaddes” diye yükseltir sesini.

Yurdumun şairi Neşe Yaşın’ın aşağıdaki dizeleri, bölünmüş bir coğrafyada yurt sevgisinin nasıl acı bir soruya dönüştüğünü anlatır bizlere:

“Yurdunu sevmeliymiş insan

öyle diyor hep babam

benim yurdum

ikiye bölünmüş ortasından

hangi yarısını sevmeli insan?”

Ve yurdumun şairi Faize Özdemirciler bu nedenle; “Kıbrıs, Rumca Küstüm Türkçe Kırıldım” diye yazar ve sorar “Sen ada, ne zaman adam olacaksın Kıbrıs / Bunu söyle bana.”

Yurdumun bir diğer şairi Fikret Demirağ ise, bizlere en gerçek ve yüzleştirici soruyu sorar: “KARDEŞİM BARIŞI NE ZAMAN YAPACAĞIZ?”

İnsani duyarlılık, gelecek adına yaşamsal olan her şeyin korunmasını, savaşa karşı barıştan yana olmasında görür. O nedenle unutulmamalıdır ki;

“Bu gelen savaş ilk değil.

Çok savaş oldu bundan önce.

Bittiği gün en son savaş

bir yanda yenilenler vardı gene,

bir yanda yenenler vardı.

Yenilenlerin yanında kırılıyordu halk açlıktan.

Yenenlerin yanında halk açlıktan kırılıyordu”

diye uyarır dünya halklarını Bertolt Brecht.

Sanat ve barış kavramları; insanın, insanlaşma sürecinin ayrılmaz parçalarıdır. Bu yanıyla barıştan yana olmak, sanatçının kimliğinden gelen sorumluluğunu da belirler. Bu sorumluluk, insan bilincinin barışın gerçekleşmesine engel olabilecek her türlü önyargı ve koşullandırmanın karşısında bir kalkan görevi üstlenmesiyle anlam kazanabilir.

Sanatçı, savaşın topuna-tüfeğine karşı kalemi, fırçası, notası, sahnesi, replikleri, tuvali, boyası, enstrümanı ile karşı çıkar ve mücadele eder. Gücü ise “HAKİKATİ” savunmasından gelir. İşte o zaman insanın özüne ilişkin o gizil güç Paul Eluard’ın deyişiyle “Asıl Adalet”e dönüşür:

“İnsanlarda en sıcak kanun

Suyu ışık yapmaları

Düşü gerçek yapmaları

Düşmanı kardeş yapmalarıdır.”

Çünkü Yannis Ritsos’un söylemiyle:

“Çocuğun gördüğü düştür barış. Ananın gördüğü düştür barış. Ağaçlar altında söylenen sevda sözleridir. Herkesin ‘kardeşim’ demesidir birbirine, ‘yarın yeni bir dünya kuracağız’ demesidir; ve kurmamızdır bu dünyayı türkülerle. Barış budur işte.”

Büyük Usta Nâzım Hikmet ise, Asya-Afrika Yazarları Kurultayı’nda sözünü sakınmadan, en gür sesiyle haykırır:

“Ben ülkemdeki edebiyatın ilerici, sosyalizmden yana, emperyalizme karşı kanadın temsilcisiyim... Bizler bağımsızlıktan, barış içinde bir arada yaşamaktan ve barıştan yanayız. Emperyalizme ve sömürgeciliğin her türüne, emperyalistlerce tezgahlanan dünya savaşına karşıyız...”

Sanat, söyleyecek sözü olanların işi olduğuna göre, barış kavramı da bu duyarlılıkta insanlaşma sürecinin ayrılmaz bir parçası olmak durumundadır. Bu anlamıyla barıştan yana olmak sanatçının aydın kimliğinden gelen sorumluluğunu da vurgular. Yaşanan kötülükler karşısında kimse kayıtsız kalamaz. Hele sanat ve sanatçı, “kötü”ye karşı çok net olmalıdır.

Dostoyevski’ye göre insan, özgür bir varlık olarak kötüden sorumludur. Ona göre kötü olan her şeyle mücadele edilmelidir. Peki, Akdeniz’in ortasında emperyalizmin batmayan uçak gemisi olarak konumlandırılan bu bölünmüş adada, “kötü” olanla gerçekten ve yeterince mücadele ediliyor mu? Yoksa “kötü”den nemalanmanın, onunla uzlaşmanın ya da olup bitenleri yalnızca seyretmenin daha kolay yolu mu tercih ediliyor? Asıl soru belki de burada düğümleniyor... Kötülük karşısında susmak, ondan çıkar sağlamak ya da yalnızca seyirci kalmak, bizi o kötülüğün bir parçası hâline getirmiyor mu?

Goethe, büyük sanatçıların hepsinin insanlık sorununa yöneldiklerini, bu yönelimin dünya barışını sağlamada önemli katkılar sağlayacağını belirtir.

Tarih boyunca sanatın ve sanatçının sesi, çoğu zaman savaşın karşısında barıştan, zulmün karşısında insanlıktan yana yükselmiştir. Ne var ki tarihin kimi dönemlerinde, tarafsızlık kisvesi altında sessizliğe sığınan, sanatın yalnızca biçimsel meseleleriyle ilgilenmeyi seçen, hatta mevcut düzenin dümen suyuna girerek vicdanını “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın, ben sanatımı yaparım, gerisi beni ilgilendirmez” rahatlığıyla susturmaya çalışan sanatçı(!) örneklerine de rastlanır. Oysa sanat, yalnızca estetik bir uğraş olarak düşünemeyiz... Çünkü sanat aynı zamanda çağının tanığı, vicdanı ve itirazıdır.

Bu tür sanatçılara en etkili cevabı Lübnanlı yazar düşünür H.Cibran verir:

“Zalim zulmünü işletirken ak ellilerin elleri temiz olamaz.”

Barış içinde bir yaşamı hazırlamada kendine insanım diyen herkese görev düşer. En çok da sanatçılara, yazarlara, aydınlara... O nedenle bir kötülük karşısında hele savaş gibi bir kötülük karşısında tarafsız kalarak kimse ellerini temiz tutamaz... O ellere kan bulaşır!.. İnsani duyarlılık, gelecek adına yaşamsal olan her şeyin korunmasını, savaşa karşı barıştan yana olmasında görür ve değerlendirir. Barışı savunmak yaşamı ve insanın geleceğini savunmaktır. Sanat, belki savaşları tek başına durduramaz. Ancak insanlara savaşın gerçek yüzünü göstererek, barışın neden vazgeçilmez olduğunu anlatır.

Bu yazı toplam 239 defa okunmuştur.

Bu habere tepkiniz?

Paylaş

Yorumlar

İlgili Haberler