Lefkoşa 21°USD49,79 ₺▲EUR55,71 ₺▲GBP66,50 ₺▲GRAM ALTIN6.407,49 ₺ Nöbetçi Eczaneler
SON DAKİKA

Şahap Aşıkoğlu: Bir milletvekilinin tek korkusu seçilememek olmamalı

Şahap Aşıkoğlu, seçim öncesi siyasi tartışmaların yalnızca kimin kazanacağı ve hangi partinin hükümet kuracağı üzerinden yürütülmemesi gerektiğini belirterek, asıl sorunun seçildikten sonra hesap verme mekanizmasının…

4 dakika okumaHaber: VATAN Mehmet
Paylaş
Şahap Aşıkoğlu: Bir milletvekilinin tek korkusu seçilememek olmamalı

Şahap Aşıkoğlu, kaleme aldığı değerlendirmede yaklaşan seçimler öncesinde siyasi partilerin ve adayların ekonomi, hayat pahalılığı, yatırım ve reform vaatlerini gündeme getireceğini belirterek, tartışmanın seçim sonrasına da taşınması gerektiğine dikkat çekti.

Aşıkoğlu, temel sorunun yalnızca mevcut hükümetle veya önceki hükümetlerle sınırlı olmadığını, seçildikten sonra hesap vermenin yeterince işlemediği bir sistem sorunu bulunduğunu savundu.

Aşıkoğlu’nun ifadesiyle, “Yeni hükümetin ilk sınavı ekonomi değil, hesap verebilirlik olmalı.”

“SORUN, SUÇA ALIŞMAK”

Aşıkoğlu, değerlendirmesinin önemli bölümünü toplumda yolsuzluk, torpil ve liyakat konularına ilişkin oluşan algıya ayırdı.

CMIRS’in Eylül 2026 araştırmasına atıfta bulunan Aşıkoğlu, katılımcıların yüzde 67’sinin yasaların herkese eşit uygulanmadığını düşündüğünü, yüzde 78’inin hükümeti şeffaf ve hesap verebilir bulmadığını, yüzde 65’inin yolsuzlukla mücadeleden memnun olmadığını ve yüzde 88’inin torpil olmadan işlerin yürümediğine inandığını aktardı.

Aşıkoğlu, kendisini en çok düşündüren rakamın ise katılımcıların yüzde 47’sinin günümüzde dürüst insanların başarılı olmasının mümkün olmadığını düşünmesi olduğunu belirtti.

Bu verilerin gerçekleşmiş suçların oranını göstermediğinin altını çizen Aşıkoğlu, ancak toplumun önemli bir bölümünün dürüstlüğün karşılığını alamayacağına inanmasının yalnızca hükümete duyulan güvensizlik olarak değerlendirilmemesi gerektiğini savundu.

“TORPİL OLAĞAN SAYILIYOR, LİYAKATİN YERİNİ İLİŞKİLER ALIYOR”

“Kırk yılı aşkın süredir bu devleti yönetiyoruz” diyen Aşıkoğlu, hükümetlerin ve milletvekillerinin değişmesine rağmen benzer sorunların tartışılmaya devam ettiğine dikkat çekti.

Aşıkoğlu, şöyle devam etti:

“Yolsuzluk iddiası her ülkede çıkar. Asıl tehlike, bunların artık kimseyi şaşırtmaması. Torpil olağan sayılıyor. Liyakatin yerini ilişkiler alıyor. Yanlış yapanın yanına kâr kaldığı düşüncesi yerleşiyor.”

Toplumsal çürümenin bu noktada başladığını savunan Aşıkoğlu, insanların kurallara uyanın değil, kuralları aşanın kazandığını düşünmeye başlamasının özellikle gençler açısından ciddi bir sorun oluşturduğunu ifade etti.

“MESELE EKONOMİ DEĞİL, KURALIN KİMİN İÇİN İŞLEDİĞİ”

Aşıkoğlu, ekonomik kalkınma ile kurumsal yapı arasındaki ilişkiye de dikkat çekti.

Acemoğlu ile Robinson’un “kapsayıcı” ve “sömürücü” kurumlar ayrımına gönderme yapan Aşıkoğlu, kalkınmayı yalnızca kaynakların büyüklüğünün değil, kuralların nasıl işlediğinin de belirlediğini belirtti.

KKTC açısından yatırımcının vergi oranına bakmadan önce izin, ruhsat ve ihalenin hangi kurallarla yürüdüğünü sorguladığını ifade eden Aşıkoğlu, gençlerin de çalışmanın mı yoksa tanıdığın mı işe yaradığını gördüğünü söyledi.

Aşıkoğlu, tanınma sorunu, dış ticaret kısıtları ve yüksek üretim maliyetleri gibi sorunların yanında kurumlara duyulan güven sorununun da bulunduğunu belirterek, “Bu sorulara güvenilir cevap veremeyen bir ekonomiye reform paketi yazmak, çatlak zemine bina kurmaya benzer” değerlendirmesinde bulundu.

“YENİ YASALARDAN SÖZ ETMİYORUM”

Aşıkoğlu, çözüm için önceliğin yeni yasalar hazırlamak değil, son yıllarda kamuoyunu meşgul eden ciddi iddiaların hukuki akıbetinin ortaya çıkarılması olması gerektiğini söyledi.

Bu kapsamda son beş, hatta on yılda gündeme gelen yolsuzluk, usulsüzlük, kamu kaynaklarının kötüye kullanılması ve görevi kötüye kullanma iddialarını işaret eden Aşıkoğlu, şu soruları yöneltti:

“-Kaçı soruşturuldu?

-Kaçı sonuçlandı?

-Kaçı hâlâ bekliyor?

-Kamuoyunun bunu öğrenmeye hakkı var.”

“HESAPLAŞMA ARACINA DÖNÜŞMEMELİ”

Aşıkoğlu, yeni hükümetin denetim raporlarını ve ciddi iddialara ilişkin belgeleri incelemesi gerektiğini belirtirken, bunun siyasi hesaplaşmaya dönüşmemesi gerektiğinin de altını çizdi.

Suç şüphesi taşıyan dosyaların, kimin adı geçtiğine bakılmaksızın yetkili makamlara iletilmesi gerektiğini savunan Aşıkoğlu, soruşturulacak dosyaların siyasi tercihlere değil, somut bilgi ve delillere dayanması gerektiğini söyledi.

Aşıkoğlu, hukuken sonuçlanmış dosyaların yalnızca hükümet değişti diye yeniden açılmaması gerektiğini belirterek, yeni delil bulunması halinde gereğinin bağımsız hukuk kurumlarınca yapılması gerektiğini ifade etti.

“Hükümet yargının yerine geçemez. Kimin suçlu olduğuna mahkemeler karar verir. Ama elindeki belgeyi yargıdan saklayamaz, denetim kurumlarının önüne engel koyamaz.”

Aşıkoğlu, “Yapanın yanına kâr kalmaması” ifadesinin kimseyi peşinen suçlu ilan etmek anlamına gelmediğini, suçun kanıtlanması halinde kişinin makamına, siyasi ilişkilerine veya gücüne bakılmaksızın hukuk önünde hesap vermesi gerektiğini vurguladı.

“MESELE HÜKÜMET DEĞİL, MECLİS DE”

Aşıkoğlu, hesap verebilirlik meselesinin yalnızca hükümetin sorumluluğu olmadığını, Meclis ve milletvekillerinin de bu mekanizmanın önemli bir parçası olduğunu belirtti.

Milletvekilinin görevinin yalnızca yasa yapmak veya seçim bölgesinin taleplerini taşımak olmadığını ifade eden Aşıkoğlu, kamu kaynaklarının nasıl harcandığının sorulması ve gerektiğinde kendi hükümetinden de hesap istenmesi gerektiğini söyledi.

Aşıkoğlu, özellikle parti içi denetim konusunda şu ifadeleri kullandı:

“Kendi partisinden birinin yanlışına göz yuman milletvekili, başkasının yanlışını hangi inandırıcılıkla eleştirecek?”

Ardından değerlendirmesinin başlığını oluşturan mesajı verdi:

“Bir milletvekilinin tek korkusu seçilememek olmamalı. Hukuka aykırı bir iş yaptığında hesap vereceğini de bilmeli.”

Aşıkoğlu, aynı ilkenin bakanlar ve bürokratlar için de geçerli olduğunu belirterek, seçim kazanmanın veya bir makama atanmanın kimseye hukukun üzerinde olma hakkı vermediğini ifade etti.

“YENİ BİR DEVLET KURMAYA GEREK YOK”

Aşıkoğlu, çözümün yeni bir devlet kurmaktan değil, mevcut kurumların ve denetim mekanizmalarının etkin çalışmasını sağlamaktan geçtiğini savundu.

“Kurumlarımız, yasalarımız, denetim mekanizmalarımız var” diyen Aşıkoğlu, bunların çalışmaması halinde neden çalışmadıklarının sorgulanması gerektiğini belirtti.

Siyasi iradenin denetimin yalnızca başkalarına değil, kendisine de uygulanmasını kabul etmesi gerektiğini ifade eden Aşıkoğlu; basın, sivil toplum ve vatandaşların da denetim hakkını kullanması gerektiğini söyledi.

“YENİ HÜKÜMETİ SADECE EKONOMİK PROGRAMIYLA ÖLÇMEYECEĞİM”

Aşıkoğlu, yeni hükümetin değerlendirilmesinde ekonomik program ve yatırım vaatlerinin yanı sıra geçmişteki ciddi iddiaların aydınlatılması konusunda atılacak adımların da belirleyici olması gerektiğini söyledi.

Aşıkoğlu, kendi ölçütünü şöyle açıkladı:

“Ben yeni hükümeti yalnızca ekonomik programıyla ve yatırım vaatleriyle ölçmeyeceğim. Geçmişteki ciddi iddiaların aydınlatılması için ne yaptığına, denetim kurumlarının bağımsız çalışmasına ne kadar imkân verdiğine ve kendi iktidarını ne kadar denetlenebilir kıldığına bakacağım.”

Aşıkoğlu, hesap verebilirlik ve denetim mekanizmalarının sağlıklı işlemediği bir ortamda sürdürülebilir ekonomi ve güçlü toplumsal aidiyetin de mümkün olmayacağını savundu.

“HESAP SORULMAYAN BİR SİSTEMDE HEPİMİZ O SINIFTA OTURUYORUZ”

Aşıkoğlu, yazısının başında kullandığı sınıf ve kopya metaforuna yeniden dönerek, meselenin yalnızca yanlış yapan kişiler olmadığını, yanlışın karşılıksız kaldığı sistemin sorgulanması gerektiğini belirtti.

“Sorun, kopya çekmenin karşılıksız kaldığı, çalışmanın ise anlamını yitirdiği düzenin kendisiydi.”

Aşıkoğlu, seçim sürecinde yalnızca kimlerin milletvekili seçileceğinin değil, seçildikten sonra yaptıklarının hesabını nasıl vereceklerinin de tartışılması gerektiğini vurgulayarak yazısını şu ifadelerle tamamladı:

“Çünkü hesap sorulmayan bir sistemde hepimiz o sınıfta oturuyoruz.”

Bu habere tepkiniz?

Paylaş

Yorumlar

İlgili Haberler