İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, cumhurbaşkanı olarak görev yaptığı 2 yıl içindeki İran gündemi ve ABD-İsrail’in ortak saldırılarını başlattığı 28 Şubat sonrasında yaşanan sürece ilişkin İran resmi haber ajansı IRNA’nın sorularını cevapladı.
“EĞER BUGÜNLERE KADAR GELEBİLDİYSEK, BUNUN NEDENİ BİZİ AYAKTA TUTAN ASİL İRAN HALKIDIR”
Pezeşkiyan şu ifadeleri kullandı:
“”Bu süre boyunca düşmanın bütün çabası bizi bölmek oldu. Eğer bugünlere kadar gelebildiysek, bunun nedeni bizi ayakta tutan asil İran halkıdır. Bu yalnızca sokaklarda olan insanlar değildi; kalplerinde kırgınlık ve şikayet taşıyan ancak İran uğruna sokağa çıkmayan ve sorun çıkarmayan kesimler de buna dahildi. Onlar sadece sorun çıkarmamakla kalmadı, aksine destek oldu, dayanışma gösterdi ve birlik içinde hareket etti””
“TOPLUMUMUZU YIKMAK İSTEDİLER ANCAK BU GERÇEKLEŞMEDİ VE ÜLKE BUGÜNE KADAR GÜÇLÜ BİR ŞEKİLDE YÖNETİLDİ”
Cumhurbaşkanlığı görevinde 2 yılı geride bırakan Pezeşkiyan, görev süresini değerlendirirken, Hamas eski Siyasi Büro Başkanı İsmail Haniye’nin başkent Tahran’da düzenlenen hava saldırısında öldürülmesini hatırlattı. Ülkede yaşanan elektrik, doğal gaz ve su sıkıntılarına da değinen Pezeşkiyan, Batılı ülkelerin İran’a yönelik Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) yaptırımlarını yeniden devreye sokma kararını gündeme getirdi.
Pezeşkiyan ayrıca, geçen yıl İran ile İsrail arasında yaşanan 12 günlük savaşa ve Aralık 2025-Ocak 2026 dönemindeki sokak olaylarına ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Pezeşkiyan şunları söyledi:
“”Tüm bu zorluklara ve sorunlara rağmen hükümet, yöneticiler, valiler, kaymakamlar, çalışanlar, halk ve silahlı kuvvetler ülkeyi bugünlere taşıdı. Hükümet, tüm bu sorunların ortasında, savaşları ve planları hazırlayanların toplumsal çöküş oluşturmak amacıyla halkta oluşturmaya çalıştığı duyguların ortaya çıkmasını engellemek için elinden gelen çabayı gösterdi. Onlar toplumumuzu yıkmak istedi ancak bu gerçekleşmedi ve ülke bugüne kadar güçlü bir şekilde yönetildi””
“DEVRİM SONRASI TARİHTE YAŞADIĞIMIZ EN ZOR SÜREÇ”
Konuşmalarında sürekli “halk” vurgusu yaptığı ve bu açıklamalarında hükümeti protesto eden halkı mı, ABD-İsrail saldırıları sonrasında sokaklara çıkan halk ya da belli bir kesimi mi kastettiğine yönelik soruya Pezeşkiyan, “Halk derken inancı, görüşü, cinsiyeti ve etnik kökeni ne olursa olsun bu ülkede yaşayan herkes kastedilmektedir. Hükümetin görevi, herkese adalet temelinde yaklaşmak ve eşit davranmaktır. Ne yazık ki bu konuda birçok sorunumuz bulunuyor ve bu süreci düzeltmek için bir fırsata ihtiyacımız var” dedi.
Bu süreç boyunca İran’ı parçalamaya yönelik tüm çabaların gösterildiğini ancak ülke halkının dirayetiyle ayakta kaldıklarını savunan Pezeşkiyan, 1979 yılındaki İslam Devrimi’ne değinerek şu cümleleri kurdu:
“”Bugüne kadar ayakta kaldıysak, bu bizi bir arada tutan asil İran halkı sayesinde oldu. Her halükarda bugün karşı karşıya olduğumuz durum, devrim sonrası tarihte yaşadığımız en zor süreçtir. Mevcut yaptırımlar vardı ve daha da ağırlaştırıldı. Ardından bankalarımız ve finansal süreçlerimiz de yaptırım kapsamına alındı. Bununla yetinmediler ve bir savaş başlattılar. Sonrasında da bizi kuşatma altına almaya çalıştılar. Yani bizi en zor şartlar altında devirmeyi amaçlıyorlar””
Halk ile birlikteliğe vurgu yapan Pezeşkiyan şunları belirtti:
“”Ancak halkla birlikte olduğumuzda hiçbir güç bizi deviremez; yeter ki bunu kalpten kabul edelim ve buna inanalım. Bugün yaptıkları tüm planlar ve uyguladıkları baskılar, halkı memnuniyetsizliğe ve sözde protestolara yöneltmeyi amaçlıyor. Ancak bu insanlar asildir; İran ve İran’ın geleceği için duruşlarını korudular ve biz de dik durmaya devam edeceğiz. Bu değerli insanlara söz veriyoruz: Bedenimizde hayat ve nefes olduğu sürece, tüm kalbimizle onlara hizmet edeceğiz””
“GÖREVLERİ KENDİ YAKINLARIMIZA DEĞİL, LİYAKAT SAHİBİ İNSANLARA VERMELİYİZ”
Pezeşkiyan’a, İran’da “uzlaşı” söylemi üzerinden toplumda iki farklı algının oluştuğu belirtildi. Bu algılardan ilkinin, hükümetin farklı siyasi akım ve grupların pay aldığı bir “ortaklık yapısı” olarak görülüp görülmediği; diğerinin ise uzlaşının farklı kesimler ve toplumun tamamıyla ülkenin sorunlarını çözmek amacıyla iş birliği ve ortak hareket anlamına gelip gelmediği yönünde olduğu ifade edildi.
Bu konudaki değerlendirmesi sorulan İran Cumhurbaşkanı şöyle dedi:
“”Görevleri kendi yakınlarımıza değil, liyakat sahibi insanlara vermeliyiz. Üstünlüğün ölçüsü takvadır. Topluma bu açıdan baktığımızda, insanlarla iş birliği yapmanın ve birlikte çalışmanın ölçütü; ekonomi, sanayi, tarım, sanat, yönetim veya başka herhangi bir alan olsun, işi kusursuz şekilde yapabilme yeteneğidir. İnsanlara bu temelde yaklaşırsak, artık ‘belirli bir gruba ait olduğum için üstün olduğum’ düşüncesi ortadan kalkar. Herkes görev almalı; ancak bunu parti, grup, siyasi aidiyet veya düşünceye göre değil, liyakatine, yeteneğine ve ortaya koyduğu performansa göre yapmalıyız””
“BİZİM YETKİN İNSANLARA SAHİP OLMAMIZI İSTEMİYORLAR”
Pezeşkiyan, “savaş suçu” değerlendirmelerine ilişkin, İran’ın eski dini lideri Ali Hamaney’in ve Minab’ta bulunan kız ilkokulundaki birçok çocuğun öldürülmesine değinerek şu ifadeleri kullandı:
“”Düşman, gücümüzü simgeleyen her şeyle sorun yaşıyor. İnsan hakları, hayvan hakları, özgürlükler ve benzeri konularda öne sürdükleri argümanların daha önce de benim açımdan pek inandırıcı olmadığını birçok kez söyledim; ancak bugün bu söylemler tamamen çökmüştür. İlk soru şu: Liderimiz hangi suç nedeniyle öldürüldü? Komutanlarımız ve bilim insanlarımız hangi suç nedeniyle hedef alındı? Çocuklarımız neden vuruldu? Ne kadar düşünürsem düşüneyim, bu eylemler için hiçbir mantık veya gerekçe göremiyorum””



