Coğrafi yapı gereği sınır hatlarının veya siyasi sınırların mikroorganizmalar için herhangi bir engel teşkil etmediğini vurgulayan Öyken, komşu bölgelerde artış gösteren Batı Nil Virüsü vakalarının ada genelinde yayılım riski taşıdığını ifade etti.
Öyken, söz konusu durumun halk sağlığı açısından ciddiyetle değerlendirilmesi gerektiğini belirterek, “Ortada panik yapacak bir durum yok, ancak ihmal edilemeyecek kadar net bir ekolojik gerçeklik var” dedi.
“VİRÜS İNSANDAN İNSANA DOĞRUDAN BULAŞMAZ”
Batı Nil Virüsü’nün bulaşma şekline ilişkin bilgi veren Öyken, virüsün insandan insana doğrudan bulaşmadığını kaydetti.
Virüsün ana kaynağının doğadaki kuşlar olduğunu belirten Öyken, bulaştırıcılığı ise enfekte kuşlardan kan emen **Culex türü sivrisineklerin** üstlendiğini ifade etti.
Öyken, enfekte bir sivrisineğin ısırmasıyla insana bulaşan virüsün vakaların büyük bölümünde herhangi bir belirtiye yol açmadığını belirterek, vakaların yaklaşık yüzde 20’sinde yüksek ateş, baş ağrısı ve halsizlik gibi grip benzeri belirtilerin görülebileceğini söyledi.
Özellikle yaşlılar ve kronik rahatsızlığı bulunan kişilerin daha ağır tablolarla karşılaşabileceğine dikkat çeken Öyken, bu nedenle korunma tedbirlerinin önem taşıdığını vurguladı.
“EN ETKİLİ MÜCADELE ÜREME ALANLARINI ORTADAN KALDIRMAK”
Sivrisinekle mücadelenin yalnızca belediyeler tarafından gerçekleştirilen ilaçlama çalışmalarından ibaret olmadığını belirten Öyken, en etkili ve ekolojik mücadelenin sivrisineklerin üreme alanlarının ortadan kaldırılması olduğunu söyledi.






