Kimse bir gecede bütün sorunların çözülmesi, yolların yeniden yapılmasını, ekonominin düzelmesini, Kıbrıs sorununun çözülmesini de beklemedi.
Halkımızın beklentisi aslında çok daha basitti.
Çocuğunu okula emniyetli bir şekilde gönderebilmek. Arabasına bindiğinde güvenli bir yoldan gidebileceğini bilmek. Evinde musluğu açtığında suyun akacağını, düğmeye bastığında elektriğin olacağını düşünmek.
Ay sonunu hesaplarken birkaç gün içinde değişen fiyatları yeniden hesap yapmak zorunda kalmamak. Ve en önemlisi devletin kendisinden önce düşünüyor olduğuna inanmak.
Çünkü bir ülkede hayat kalitesini yalnızca yapılan ‘büyük’ projeler belirlemez. Bazen bir ülkenin yönetim kalitesini anlamak için sıradan bir pazartesi sabahına bakmamız yeterlidir.
Yeni eğitim yılı başladı. Ama öğrenci taşımacılığı yapılamadan başladı.
Taşımacılar taleplerini anlatıyor, hükümet yapılan düzenlemeleri açıklıyor, taraflar rakamları konuşuyor.
Bütün bunların arasında bir anne veya baba için mesela çok daha basit.
Benim çocuğum yarın okula nasıl gidecek?
Bu sorunun 21 Eylül sabahında da soruluyor olması bile üzerinde düşünmemiz gereken bir durumdur.
Çünkü okulun hangi gün açılacağı aylar öncesinden bellidir. Kaç öğrencinin taşınacağı aşağı yukarı bellidir. Hangi bölgelerde servis gerektiği bellidir. Maliyetlerin arttığı bellidir. Taşımacıların sorunları da yeni değildir. O halde neden çözüm için yine son günleri bekliyoruz?
Aynı hafta akaryakıta 2 defa zam geldi. Geçtiğimiz hafta 53 trafik kazası meydana geldi, 22 insan yaralandı. Bazı bölgelerde su kesintileri yaşandı. Elektrik kesintileri günlük hayatın yine bir parçası oldu. Girne'deki Filo Jet faciasının ardından ise bazı aileler hâlâ kayıplarından gelecek haberi bekliyor.
Bunların hiçbiri aynı sorun değil. Ama hepsinin bize sordurduğu ortak bir soru var. Biz sorunları yönetiyor muyuz, yoksa sorunlar ortaya çıktıktan sonra mı onları yönetmeye çalışıyoruz?
Geçtiğimiz günlerde Başbakan Ünal Üstel, önümüzdeki 80 gün boyunca hayatı kolaylaştıracak projelerin tek tek açıklanacağını söyledi. Elbette vatandaşın hayatını kolaylaştıracak her proje önemlidir.
Kim yaparsa yapsın.
Hangi hükümet döneminde yapılırsa yapılsın. Bu ülkeye kazandırılan her yolun, her okulun, her sağlık yatırımının, her altyapı projesinin toplum açısından somut bir karşılığı vardır. Ama burada başka bir soru sormamız gerekiyor.
Vatandaşın hayatını kolaylaştırmak neden 80 günlük bir hedef olsun?
Neden 180 gün değil?
Neden 365 gün değil?
Daha doğrusu neden bunun bir süresi olsun?
Devletin takvimi seçim takviminden farklı olmak zorundadır. Seçimler gelir. Seçimler geçer.
Hükümetler değişir. Başbakanlar değişir. Bakanlar değişir. Milletvekilleri değişir.
Ama sabah saat yedide çocuğunu okula hazırlayan anne değişmez.
İşe gitmek için arabasına yakıt koymak zorunda olan çalışan değişmez.
Elektrik faturasını ödeyen esnaf değişmez.






