Son zamanlarda skandal haberler peş peşe gelmeye devam ediyor... Yolsuzluk, usulsüzlük, rüşvet, sahtecilik, hırsızlık, nepotizim, partizanlık, adaletsizlik gibi skandallar. Yaşanan ve kamuoyunda büyük yankı uyandıran bu skandal haberlerin ardından hep aynı soru yeniden karşımıza çıkıyor: Nereye gidiyoruz?
Ama çocuklarımıza yönelik yaşanan korkunç skandal, bu sorunun artık yalnızca siyasetin, ekonominin ya da toplumsal yaşamın sorunları için sorulmamalı. Bugün bu soruyu, doğrudan çocuklarımızın eğitimine, geleceğine bakarak sormak ve harekete geçmek zorundayız.
Çünkü eğitim, bir toplumun geleceğini şekillendiren en önemli alandır. Okulları yalnızca matematik, Türkçe, fen bilgisi ya da din ve ahlak kültürü öğretilen binalar olarak düşünmemeliyiz. Okullar, çocukların nasıl düşüneceklerini, farklılıklara nasıl yaklaşacaklarını, sorgulamayı, eleştirmeyi, birlikte yaşamayı ve kendi özgür iradeleriyle karar vermeyi öğrendikleri kurumlardır.
Nereye Gidiyoruz?
Bu kez bu soruyu sorduran konu, doğrudan çocuklarımızı ve okullarımızı ilgilendiriyor. Çünkü basına yansıyan haberlere göre Lefkoşa Türk Maarif Koleji’nde 7. sınıf öğrencilerine verilen Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersinde “Cenaze Nasıl Yıkanır?” konusu ayrıntılı biçimde anlatılmış. Türkiye’den protokol kapsamında görevlendirmeyle adaya gelen bir din kültürü öğretmeninin, henüz 11-12 yaşındaki çocuklara ölüm, ölünün yıkanması ve kefenlenmesi gibi konuları öğrenciler açısından ürkütücü olduğu ileri sürülen ayrıntılarla aktardığı belirtiliyor. Daha da önemlisi, bazı öğrencilerin ders sırasında ağladığı ve psikolojik olarak olumsuz etkilendiği yönünde haberler var basında.
İşte tam da burada durup sormamız gerekiyor:
Bir çocuğa her şey, her yaşta ve her yöntemle anlatılabilir mi?
11-12 yaşındaki bir çocuğun dünyasına ölüm kavramını taşırken pedagojiyi, gelişim özelliklerini ve çocuğun psikolojik durumunu hiç mi düşünmezsiniz?
Çünkü öğretmen sınıfta öğrencilere yalnızca bilgi götürmez. Aynı zamanda ve esas olarak çocuğun dünyasına dokunur. Ve o dünyaya bırakılan her kelimenin, her görüntünün, her anlatımın bir karşılığı vardır. Bir çocuğun korkusunu artıran, kaygısını tetikleyen ve onu ağlatan bir anlatımın eğitimle ne alakası olabilir?
Velilerin yaşananların ardından bir araya gelerek soruşturma talep etmesi, konunun ne kadar ciddi bir hassasiyet yarattığını gösteriyor. Kıbrıs Türk Orta Eğitim Öğretmenler Sendikası’nın da Eğitim Bakanlığı’na soruşturma çağrısında bulunması, iddiaların görmezden gelinemeyeceğini ortaya koyuyor.
Okul, çocuğun korkmayı öğrendiği yer olmamalıdır. Okulda çocuklara ölümü değil, hayatı ve hayatı sevmeyi, yaşama sevincini öğretmeliyiz... Okul çocuğun, sorgulamayı, anlamayı, düşünmeyi ve kendini güvende hissetmeyi öğrendiği yer olmalıdır.
MESELE “SİYASAL İSLAM” MESELESİDİR!..
Eğitim, bilgiyi yaşa uygun, bilimsel ve pedagojik yöntemlerle aktarabilmektir. Ama bugün mesele yalnızca bir ders meselesi değildir.
Mesele, çocuklarımızın nasıl bir eğitim ortamında yetiştirileceği meselesidir.
Mesele, çocukları korkutan, ağlatan ve velileri ayağa kaldıran eğitimde yobazlaşma meselesidir. Mesele inanç olmaktan çıkıp dogmatizme dönüşme meselesidir.
Meselenin asıl tehlikeli yönü, din ve ahlâk eğitimi adına çocuklara bağnazlığı, dogmatizmi aşılamaya kalkışmaktır.
Mesele “Siyasal İslam”ın başta eğitim olmak üzere hayatın tüm alanlarına saldırı meselesidir.
Oysa laik ve demokratik eğitim sorgulamayı, eleştirel düşünmeyi ve farklı görüşlerin bir arada barış içinde yaşamayı öğretmeyi esas alır.
Bu nedenle Eğitim Bakanlığı'nın yapması gereken açıktır: Meseleyi ciddiyetle araştırmak, varsa sorumluluğu ortaya koymak, cezalandırmak ve benzer olayların tekrar yaşanmaması için gerekli tedbirleri almaktır. Çünkü çocuklarımızın eğitiminde “nasıl olsa bir şey olmaz” anlayışının yeri yoktur.
Ve artık şu soruyu daha yüksek sesle sormanın zamanı gelmiştir: Çocuklara ne öğretiyoruz? Daha da önemlisi: Onlara nasıl bir dünya bırakıyoruz?
Çocuklara hayatı sevmeyi öğretmemiz gerekirken, ölümü öğretiyoruz.
Eğitim korkutmak değil, aydınlatmaktır. Ve çocukların kalbine korku bırakan hiçbir eğitim anlayışı, hangi gerekçeyle sunulursa sunulsun, sorgulanmaktan muaf olamaz.
Türkiye'de uzun süredir eğitimin “Siyasal İslam”ın ablukası altında kalması, önemli ve ibretlik bir örnek olarak önümüzde durmaktadır. Müfredatta dini referansların ağırlığı, okul yaşamında farklı dünya görüşlerinin ve inanışların temsil edilmemesi ve çocukların bilimsel, eleştirel düşünceyle buluşturulmaması laik ve demokratik eğitimin okul kapısının dışında bırakılması gelmekte olan dogmatik, yobaz, bağnaz tehlikeyi işaret etmektedir.
Çünkü eğitim, çocuğa “Buna inan ve sorgulama” demek değildir.






