Tümerkan, “Asıl dikkat çekici olan, kontrollü şekilde yönetilmiş teknik bir olayın birkaç manşetle nasıl siyasi bir ‘Türk tehdidi’ hikâyesine dönüştürülebildiğidir. Uçuş emniyetini gerçekten düşünüyorsanız yapılması gereken çok açık: Siyaseti bir kenara bırakıp teknik koordinasyonu güçlendirmek çünkü gökyüzünde siyasi tanıma değil, teknik gerçekler geçerlidir. Radar, uçağın milliyetine de siyasete de bakmaz. Gerçeği görür.” ifadelerini kullandı.
Mete TÜMERKAN’ın köşesinin tamamı şöyle:
“Bir kez daha gerçekler başka yazılanlar başka oldu.
Rum ve Yunan basını, 19 Ağustos’ta Kıbrıs’ın kuzeybatısında İngiliz yolcu uçağı ile Türk Hava Kuvvetleri’ne ait A400M nakliye uçağının ayni bölgede gerçekleştirdiği uçuşu “çarpışma tehlikesi” ve “sivil havacılığa tehdit” olarak duyurdu.
Türkiye’yi ve KKTC’yi hedef alan gerçek dışı haberlere yer verdi.
Türkiye ve KKTC suçlandı.
Rum Yunan ikilisi aslında Kıbrıs’ta yıllardır değişmeyen bir yöntemi devreye koydu. Uçuş güvenliğinden siyasi bir malzeme devşirmeye çalıştı.
Ne olduğuna gelin bir bakalım.
Teknik bir konu ortaya çıkar, Rum-Yunan tarafı bunu kısa süre içerisinde siyasi bir meseleye dönüştürür. Ardından Rum ve Yunan basınında aynı doğrultuda haberler birbirini izler ve sonunda Türkiye ile Kıbrıs Türk tarafını suçlayan yayınlar yapılır. Türk tarafının aleyhinde bir algı oluşturmak istenir.
19 Ağustos’ta Kıbrıs’ın kuzeybatısında yaşanan hava trafik hadisesinde de benzer bir tabloyla karşı karşıya kaldık.
Belfast-Larnaka seferini gerçekleştiren İngiliz yolcu uçağı ile Somali’den Türkiye’ye dönen Türk Hava Kuvvetleri’ne ait A400M nakliye uçağının rotaları Ercan Tavsiyeli Hava Sahası içerisinde kesişti.
Rum-Yunan basını olayı nasıl gördü?
“Tehlikeli yakınlaşma…”
“Çarpışmanın eşiğinden dönüldü…”
“Türk askerî uçağı sivil havacılığı tehlikeye attı…”
Manşetler böyleydi.
Ancak teknik verilere baktığınız zaman karşınıza çok daha farklı bir tablo çıkıyor.
Peki gerçek ne?
Ercan Hava Trafik Kontrol Merkezi, yaklaşmakta olan İngiliz yolcu uçağını Türk A400M mürettebatına önceden bildirdi.
Türk pilotlar sivil uçağı görsel olarak takip etti.
İki uçak arasındaki geçiş, 1.300 feet dikey ve 2 deniz mili yatay ayrım muhafaza edilerek kontrollü şekilde gerçekleşti.
Dahası var.
Olayın ardından İngiliz havayolu şirketi tarafından herhangi bir Trafik Uyarı ve Çarpışma Önleyici Sistem, yani TCAS raporu da düzenlenmedi.
Şimdi sormak gerekiyor:
Eğer ortada Rum-Yunan basınının iddia ettiği boyutta bir “çarpışma tehlikesi” varsa, neden TCAS raporu yok?
Ercan ACC’nin önceden yaptığı trafik bilgilendirmesi neden haberlerde yeterince anlatılmıyor?
Uçaklar arasındaki dikey ve yatay ayrım neden geri plana itiliyor?
Çünkü mesele yalnızca uçuş emniyeti değil.
Mesele yine siyaset.
Mesele yine Türkiye ve KKTC’yi suçlamak. Algı oyunu oynamak.
Ercan’ı yok say, sonra Türkiye’yi suçla
İşin asıl çelişkili tarafı da burada.
Ercan’da birincil ve ikincil gözetim radarları var.
Ağırdağ’da ikincil gözetim radarı bulunuyor.






