Bir evin kirası 30 bin lira.Başka bir evin kirası 35 bin. Bir başkası 40 bin…
Ve bazı ev sahipleri 45 bin lirayı bile artık “normal” bir kira bedeli olarak görmeye başladı.
Peki soruyorum:
Asgari ücretle çalışan bir insan bu ülkede nasıl ev tutacak, nasıl karnını doyuracak, nasıl elektrik ve su faturasını ödeyecek, nasıl çocuğuna bakacak?
İşte artık tartışılması gereken asıl mesele budur. Bugün ev kiraları sadece yükselmiyor; insanın yaşam alanını satın alma gücünü elinden alıyor.
Serbest piyasa deniliyor.
Evet, serbest piyasa ekonominin bir gerçeğidir. Ancak serbest piyasa, “Kim ne isterse onu yazsın, vatandaş da mecburen ödesin” anlamına gelmemelidir. Çünkü barınma bir lüks değildir. İnsanların yaşayabileceği güvenli bir eve ihtiyacı vardır. Bugün piyasada aynı özelliklere sahip iki ev arasında bile ciddi kira farkları oluşabiliyor. Bir ev sahibi 30 bin lira isterken, diğeri 45 bin lira talep edebiliyor.
Neden?
Çünkü piyasada boşluk var. Çünkü talep var. Çünkü insanlar ev bulmak zorunda.
Ve bazıları bu çaresizliği fırsata çevirebiliyor. Burada mesele ev sahibini düşman ilan etmek değildir. Elbette ev sahibi de yatırımının karşılığını almak ister. Evin bakım masrafı vardır, vergisi vardır, giderleri vardır. Bunların hepsi anlaşılabilir.
Ama bir başka gerçek daha var.
Kiracının da bir hayatı var. Kiracı sadece kira ödemiyor.Elektrik ödüyor.Su ödüyor.
Telefon ve internet ödüyor.Markete gidiyor.
Ulaşım masrafı var.Çocuk okutuyor.
Sağlık giderleri var. Ve bütün bunların üzerine bir de kira geliyor.
Asgari ücretli bir çalışanın maaşının büyük bölümünü yalnızca kiraya vermesi isteniyorsa burada artık “piyasa böyle” deyip geçemeyiz. Çünkü piyasa insanların yaşam hakkını ezmeye başladığında, kamu otoritesinin görevi sadece seyretmek olamaz.
Bugün gençler evlenmekten korkuyor.
Aileler daha küçük evlere taşınmak zorunda kalıyor. Çalışan insanlar işine yakın ev bulamadığı için saatlerini yollarda geçiriyor.
Bazıları ailesinin yanına dönüyor.
Bazıları birkaç kişi aynı eve çıkıyor.






