Son günlerde ülkemizde yaşanan kadın cinayetleri hepimizi bir kez daha aynı acı gerçekle yüzleştirdi.
Bir kadın daha öldürüldü…
Ardından bir başkası…
Haberlerini yazıyoruz, isimlerini öğreniyoruz, faillerin mahkemeye çıkarılışını takip ediyoruz. Birkaç gün öfkeleniyor, “Bu son olsun” diyoruz…
Ama olmuyor…
Çünkü kadın cinayetlerini yalnızca polisiye bir mesele, yalnızca yasalarla ve cezalarla çözülebilecek bir sorun olarak görmeye devam ettiğimiz sürece eksik kalacağız…
Elbette devletin görevi büyüktür.
Kadını koruyacak mekanizmalar güçlendirilmeli, şiddet tehdidi ciddiye alınmalı, risk altındaki kadınlara hızlı şekilde ulaşılmalı ve caydırıcı cezalar uygulanmalıdır…
Ancak bunlar tek başına yeterli değildir…
Çünkü mesele karakolda değil, çoğu zaman çok daha önce, evin içinde başlıyor…
…
Bir erkek çocuğuna küçük yaşta “Sen erkeksin, güçlüsün, sözünü dinleteceksin” denilirken; kız çocuğuna “Alttan al, idare et, sus” deniliyorsa, biz daha çocuklukta yanlış bir güç ilişkisi yaratıyoruz...
Sonra o çocuklar büyüyor…
Bazı erkekler sevgiyi sahip olmak, ilişkiyi hükmetmek, ayrılığı ise gururlarına yapılmış bir saldırı olarak görüyor…
Bir kadın “Hayır” dediğinde, ayrılmak istediğinde ya da kendi hayatına ilişkin bir karar verdiğinde bunu kabullenemeyen erkek egosu devreye giriyor…
Ve ne yazık ki bazen o ego bir kadının hayatına mal oluyor…
…
Kadın hiç kimsenin mülkü değildir…






