Çok değil, toplam 4 günlük bir gezi yaptık İstanbul’a. Geçtiğimiz hafta, havanın çok iyi olduğu günlerde. Tur değildi tabii ki, ama bizim geleneksel nereye çıkarsa modunda bir gezi de değildi; özel bir organizasyon. Yaşamını İstanbul’da sürdüren Kıbrıslı arkadaşımız Ortopedi Uzmanı Dr. Mehmet Alp’in teşvik ve organizasyonuyla yapılan özel bir gezi. İstanbul Rum cemaatinden yakın arkadaşı, 40 yıllık profesyonel rehber Yani Galici ve babası gibi profesyonel rehber Lia Galici’nin hazırladığı bir programla yaptık gezimizi. Dr. Mehmet Alp de katılımcı olarak eşlik etti gezimize. Buradan gidenler de İstanbul’dan geziye katılanlar da çoğunlukla hekim arkadaşlarıydı doğal olarak Dr. Mehmet Alp’in. Biz gibiler de arada kaynak olduk, yeni keşifler var nasıl olsa…
Gezimizin ana ekseni, Kapalıçarşı. Herkesin bildiği, dünyanın en büyüklerinden geleneksel çarşı. Çok gezdik geçmişte, ama bu sefer çarşıyı değil, bilinmeyen köşelerini ve çatısını.
Çatı dediğim, bildiğimiz çatı. Çarşı içinden az basamaklı bir merdivenle çıkılan çatı. Buranın ziyarete açılma geçmişi fazla değil, yaklaşık 5 yıl. Hikâyesi de ilginç. James Bond filmlerinden Skyfall’ın bazı sahneleri bu çatıda çekilmiş 2012’de. İzleyenler bilecekler, çatıdan çarşının içine motosikletle uçuş sahnesi var. Dublör kullanmış motoru tabii ki, ama gerçekten de çatıdaki pencereden çarşıya uçmuş motorla. Ve zamanında çok tartışmalara neden olan bu sahne, çatıya, çarşıya zarar vermiş.
Bu vesileyle restoreye alınmış çatı ve çarşı. Uzun bir restore dönemi yaşanmış. Bir de yönetim kurulu oluşturulmuş; Belediye, Valilik, Vakıflar ve hissedarların temsilcilerinden. Çatı katında odaları var bu görevlilerin. Restorasyon ve yönetimin oluşmasıyla birlikte çatı turistik ziyarete açılmış yaklaşık 5 yıl önce. Ama izin, rehber, rezervasyon şartı var ve ücretli. Yani çarşıda yürürken bir de çatıdan bakıp ineyim deme lüksü yok. ‘Kedi Yolu’ denen güzergâhtan yürüyerek çatıyı gezmek ve İstanbul’u kuşbakışı tepeden gözlemek, kentin silüetini izlemek mümkün. ‘Kedi Yolu’ndan ayrılmadığınız, kurallara uyduğunuz sürece bir tehlikesi yok. Ama sanırım yükseklik korkusu olanlar için önerilmemesi gereken bir gezi.
Bizim gezi grubu, baba-kız Galici’ler rehberliğinde gezdik çatıyı ve tabii ki Kapalıçarşı’yı. Kapalıçarşı’da da bilmediklerimiz, fark etmediklerimiz, bakıp da görmediklerimiz çokmuş; onlara baktık. Bakırcılar çarşısı, hanlar, meydanlar… Bir zamanlar atların mekânı olan bu çarşı, deniz derya zaten. Yaklaşık 5 asırlık. 20 civarında han, 5 bine yakın dükkân, 16 giriş-çıkışla tam bir labirent.
Gezimiz kapsamında bir diğer önemli ve bizim için yeni olan durak da, surlar ve restore çalışmaları, metro kazılarıyla gün yüzüne çıkan eserler oldu.
Önündeki su kanallarıyla asırlardır sapasağlam duran kilometrelerce Bizans surlarını boydan boya gözleme imkânı bulduk ilk kez. (Büyük oranda araçla tabii ki) Surları, sur taşları üzerine yapılan evleri/mekânları gezerken Bakırköy’e, Zeytinburnu’na, Balat ve Cibali’ye uzandık.

Fildamı diye bilinen Bakırköy’de Veliefendi Hipodromu’na yakın antik açık hava su sarnıcını da ilk kez görme imkânı bulduk. Bizans döneminden günümüze ulaşan ender sarnıçlardan. 100 metreden fazla uzunlukta, en önemlisi duvar kalınlığı 7 metreyi bulan bir sarnıç.
Kazlıçeşme’de Osmanlı dönemine ait askeri hastanede, şimdilerde Zeytinburnu belediye binası olarak kullanılan tarihi binada restorasyonla gün yüzüne çıkan 4. ve 5. yüzyıllara ait devasa zemin mozaiklerini görmek başka bir ilkti bizim için. Yeni bir keşif zaten. Zeytinburnu Mozaik Müzesi olarak hizmete başlamış. Dev zemin mozaikleri yanında aynı kazılarda bulunan mezar odası ve iskeletler de bu müzede sergilenmeye başladı.
Gruptaki diğer arkadaşlar biliyorlardı ama benim için bir diğer ilk de Kariye bölgesi oldu. Adını da ilk kez duydum. Meğer tarihi bir bölge. Edirnekapı’da, sonradan camiye dönüştürülen, mozaik ve freskleriyle ünlü Bizans dönemine ait kilisesiyle ünlü bölge.
İtalya sokaklarını anımsatan rengarenk evler de doğrusu çok ilham verici.








