1821 yılında Mora Yarımadası’nda başlayan Yunan isyanı, Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemindeki en önemli ve en tartışmalı tarihsel kırılmalardan biri olarak öne çıkmaktadır. İsyan sürecinde Mora’da yaşayan Müslüman Türkler ve Yahudilerin maruz kaldığı şiddet, katliamlar ve zorunlu göçler, dönemin siyasi gelişmeleri ve Avrupa devletlerinin Yunan bağımsızlık hareketine yaklaşımıyla birlikte ele alınması gereken önemli bir tarihsel konudur.
Bu söyleşimizde, Prof. Dr. Oğuz Karakartal ile 1821 Mora olaylarının arka planını, Mora’nın demografik ve toplumsal yapısını, isyan sırasında yaşananları, Avrupa kamuoyunun ve Rum Ortodoks din adamlarının tutumunu ve Osmanlı Devleti’nin gelişmeler karşısındaki yaklaşımını konuştuk. Söyleşide ayrıca Mora’da yaşananların sonraki dönemlerde Osmanlı coğrafyasında meydana gelen Türk-Müslüman nüfusun maruz kaldığı şiddet olaylarıyla nasıl ilişkilendirildiği üzerinde duruyoruz.
İşte o söyleşi:
Mora’da isyanın acı bilançosu
ÖZENCİ: Sayın hocam Mora yarımadası neresidir? Bölgenin nüfus yapısı, Mora olayları başladığında nasıldı?
KARAKARTAL: 1550-1821 yılları arasında 300 yıla yakın Osmanlı Devleti’nin yönetiminde Türk, Yahudi ve Yunanlıların birlikte yaşadıkları Atina’nın güneyindeki yarım adadı Mora. Üç toplumun dini ve milli yapılarını, ögelerini içerirdi. 1821’de Avrupa devletlerinin ve Rusya’nın Rumları, Türklere karşı kışkırtmasıyla olaylar başladı.
ÖZENCİ: Bu isyanda neler yaşandı, Türkler nelerle karşılaştı?
KARAKARTAL: Başkent İstanbul’a uzak bir coğrafyada, üç toplumun yaşadığı ve Osmanlı devletinin zayıflamaya başladığı bir evrede, 1821’de başlar ayaklanma, 1829’a değin, Yunanistan’ın bu bölgede bağımsızlık ilanına kadar gelir. 3500 Osmanlı-Türk askerinin bulunduğu bölgede EOKA-vari eşkiya tiplerin sayısı 15 bini bulur ve masum Türklere saldırıya başlarlar. İngiltere ve öteki Avrupa devletleri, Rusya bu isyanı destekler. Köylerden güvenli saydıkları Tripoliçe kentine sığınan Türk ve Yahudileri feci bir son bekler. 1990’larda BM’nin sözde güvenli bölge ilan ettiği Serebrenitza kasabasında olduğu gibi, Sırpların Müslümanları BM askerlerinin güvenli bölgesinde katlettiği gibi, kente giren Rum çeteler Türkleri ve Yahudileri canlı kimse kalmamak üzere öldürürler. Cesetlerden atlar şehrin içinde yürüyemez. Sadece Türkler değil, mezarlıkları da canilikten nasibini alır. Kabirler açılır, kemikler yakılır. Türk kadınlarına tecavüz edilir. Evinden ve arazisinden vazgeçtiğine dair bir belgeyi, hayatta kalanlara bir kağıtta imzalatılan Yunanlılar, onları tekneye bindirip denize açılmalarına izin verse de, bir vakit sonra o tekneleri batırırlar, insanlarımız boğulur, şehit düşer.
1821 Mora İsyanı’nda Avrupa ve kilisenin yaklaşımı
ÖZENCİ: Pek hocam bu isyan ve soykırım hareketlerinde Avrupa devletlerinin ve entelektüellerintakındığı tavır nedir?






