Biraz da içinde yaşadığımız tüketim kültürünün yansıması bu. Her şeyin yenisiyle değiştirilebildiği, seçeneklerin hiç bitmediği bir dünyada ilişkiler de bazen birer ihtimal gibi görülüyor. Bir şey yolunda gitmediğinde emek vermek yerine başka bir seçeneğe yönelmek kolaylaşıyor. İnsanlar da farkında olmadan birbirlerini tanımaya değil, birbirlerinde aradıkları özellikleri bulmaya odaklanıyor. Oysa insan, bir ürün gibi beklentileri karşılamadığı anda yenisiyle değiştirilebilecek bir şey değil.
Bir de işin psikoloji tarafı var. Artık herkes biraz uzman. Bağlanma stilleri, travmalar, kırmızı bayraklar, love bombing… Birkaç video izleyip insanlara teşhis koymak neredeyse gündelik bir uğraşa dönüştü. Ulan, millet sevgili arıyor, Anadolu Üniversitesi Açıköğretim’den psikoloji bitiriyor. Elbette insanın kendini ve karşısındakini tanıması önemli ama bazen birini anlamaya çalışmadan önce onu birkaç kavramın içine yerleştiriveriyoruz. Oysa hiçbir insan birkaç başlıktan ibaret değil.
Bütün bu değişimin içinde sevgiye, sadakate, emeğe ve tutarlılığa önem veren insanlar da var. Bir ilişkinin yalnızca güzel başlangıçlardan ibaret olmadığını, asıl değerinin zamanla ve davranışlarla ortaya çıktığını düşünenler… Verilen sözlerin tutulmasını, ilginin bir gün var bir gün yok olmamasını, zor zamanlarda da birbirinin yanında durabilmeyi önemseyenler. Fakat bu beklentiler bazen fazla ciddi, fazla geleneksel, hatta çağın gerisinde kalmış gibi görülebiliyor.
Oysa insanın istediği yalnızca sevilmek de değil, biraz düşünülmek. Gün içinde akla gelmek, daha önce anlatılan küçücük bir ayrıntının hatırlanması, sevdiği bir şeyle karşılaşınca onun da düşünülmesi, bir plan yapılırken hesaba katılmak… Bunlar büyük fedakarlıklar değil, birinin zihninde ve hayatında yer kapladığını hissettiren küçük incelikler. Ne var ki herkes kendi gündeminin, beklentilerinin ve konforunun peşindeyken başkasını düşünmek giderek unutulan bir nezakete dönüşüyor.






