MERKEZ BANKASINDA BİRİKEN KAYNAK, MEMURUN VE EMEKLİNİN 13’ÜNCÜ MAAŞI İÇİN Mİ? SİYASETİ YİNE MAAŞ ÖDEMEYE İNDİRGEDİK…
BU KISIR DÖNGÜYE İHTİYACIMIZ YOK. İLİME, BİLİME, GENÇLİĞE, TEKNOPARKLARA… GENÇLERİ ADADA TUTACAK, BURADA ÜRETİM YAPMALARINI SAĞLAYACAK POLİTİKALARA İHTİYACIMIZ VAR…
Seçim yaklaştıkça siyasetin dili de değişiyor. Daha doğrusu, siyasetin ne kadar dar bir alana sıkıştığını bir kez daha görüyoruz. 2 konumuz var, birincisi temiz toplum. Onun kadar önemlisi ise sürdürülebilir kamu maliyesi… Dün ilginç bir tartışma yaşandı.
Yeniden Doğuş Partisi Genel Başkanı Erhan Arıklı, CTP'nin iktidara gelmesi halinde Türkiye Cumhuriyeti'nin şube bankalarının gerekli kaynağı vermemesi durumunda 13'üncü maaşın nasıl ödeneceğini sordu. “Türkiye CTP’ye nefes aldırmaz” demeye getirdi.
CTP Lefkoşa Milletvekili Devrim Barçın ise yanıt verdi. 13'üncü maaşların ticari banka kredileriyle değil, Merkez Bankası'nın yıllık kâr payından alınan avansla ödendiğini anlattı. Bu yöntemi savunmadığını, yalnızca doğru bilgiyi paylaşmak istediğini de özellikle belirtti.
Önce Sayın Arıklı'nın sözlerine bakalım. Türkiye'deki bankaların CTP'ye kredi vermeyeceği ihtimalini seçim tartışmasının merkezine yerleştirmek ne anlama geliyor? Türkiye'nin desteği sandıktan çıkacak hükümetin siyasi kimliğine göre mi şekillenecek?
Türkiye Cumhuriyeti'nin Kıbrıs Türk halkının demokratik tercihlerine yaklaşımı böyle mi anlatılmalı? Böyle bir açıklamayı dışarıdan dinleyen insan ne düşünür? Türkiye'nin istediği hükümet gelir, istemediği hükümet gelirse kaynak kesilir…
Yaratılan algı bu. Oysa bizim tam tersini göstermemiz gerekiyor. Kıbrıs Türk halkının kendi iradesiyle hükümetini belirlediğini, Türkiye ile ilişkilerin de karşılıklı saygı ve kurumsal iş birliği temelinde sürdüğünü anlatmamız gerekiyor.
Türkiye ile Kıbrıs Türk halkı arasındaki ilişkiyi seçim propagandasının malzemesi haline getirmek kimseye yarar sağlamaz. Hele yıllardır hükümette görev yapan bir siyasetçinin bu tartışmayı böyle bir zemine taşıması ayrıca düşündürücü.
Gelelim Sayın Devrim Barçın'ın açıklamasına. Barçın, 13'üncü maaşın finansmanında kullanılan yöntemi anlattı. Merkez Bankası'nın yıllık kâr payından avans alınıyor. Yıllardır uygulanan yöntem bu. Oysa bu yöntem değil, bildiğiniz tercih. Üstelik kötü bir tercih…
Neden yıllardır aynı yönteme ihtiyaç duyuyoruz? İki haftadır Merkez Bankası'nda oluşan büyük kaynağı yazıyorum. Bankaların yatırdığı zorunlu karşılıklar üzerinden yürütülen işlemler, Merkez Bankası'nın gelir ve kâr mekanizmasının önemli parçalarından biri.
Yıl sonunda Maliyeye aktarılacak kaynak oluşuyor. Biz her yıl dönüp aynı hesabı yapıyoruz. 13'üncü maaşı bununla ödeyelim. Neden normal maaşlarımızı da 13'üncü maaşı da düzenli yerel gelirlerimizle karşılayacak sistemi kuramıyoruz?
Taşınmaz Mal Komisyonu'nda çözüm bekleyen mülkiyet meseleleri var. Depreme dayanıklı hale getirilmesi gereken okullar var. Yenilenmesi gereken hastaneler var. Tamamlanması gereken yollar, kanalizasyonlar, altyapı yatırımları var. Finansmana erişemeyen üretici var.
Ayakta kalmaya çalışan esnaf, toprağını işlemekte zorlanan çiftçi, yem maliyetinin altında ezilen hayvancı var. İş bulamadığı için ülkesinden ayrılan gençler var. Merkez Bankası'nda oluşan büyük kaynağın bir bölümünü her yıl bu sorunlara ayırsak, beş yılda neleri değiştirebileceğimizi hiç düşündük mü?
Burada kamu çalışanlarına ve sendikalara da söyleyecek sözüm var. 13'üncü maaş kazanılmış bir hak. Kimsenin bu haktan vazgeçmesini istemiyorum. Ama maaşın ödenmesi kadar, nasıl ödendiği de önemli.
Kamu maliyesi sürekli borçlanırken, faiz yükü büyürken, büyük kaynaklar her yıl cari harcamalara ayrılırken sendikalar da bu yöntemi sorgulamalı. “Besinler gara Mercedeslerden” gibi sığ bir yaklaşımla geleceğimiz çalınıyor…
Çünkü çağdaş sendikacılık yalnızca bugünkü maaşı korumak değil, yarınki maaşın da güvence altında olacağı ekonomik düzeni savunmak. Üstelik kamu çalışanı dışında bu ülkede aynı hayat pahalılığı korumasına sahip olmayan binlerce insan var.
Asıl mesele, iki siyasetçinin 13'üncü maaşın hangi kaynaktan ödeneceği konusunda tartışması değil. Asıl mesele, iktidarın da muhalefetin de topluma bütünlüklü bir ekonomik gelecek sunabilmesi. Kim yerel gelirleri artıracak? Kim borçlanma ihtiyacını azaltacak?
Kim üretimi büyütecek? Kim Merkez Bankası'ndan gelen kaynağın bir bölümünü kalıcı yatırımlara yönlendirecek? Kim bu ülkenin yalnızca kamu çalışanlarını değil, bütün insanlarını düşünecek? Seçime giderken bunları konuşmalıyız.
Çünkü maaş ödemek devletin görevi. Ama devlet yönetmek yalnızca maaş ödemek değil… Peki memleket? Peki ekonomi? Peki gelecek? Bu ülkeyi yalnızca maaş ödeyen bir devlet, maaş bekleyen bir toplum olarak mı görüyoruz? Benim itirazım tam da buna. Bu kadar sığ bir siyasete, bu memleketin geleceğini teslim edemeyiz.