BU DÜZENİ YALNIZCA KOLTUĞUNU KORUMAK İÇİN TAVİZ VEREN SİYASETÇİLER KURMUYOR. HAK ETMEDİĞİ MAKAMI İSTEYEN, OYUYLA BASKI YAPAN VE TALEBİ KARŞILANINCA SUSAN HERKES DE BU ÇÜRÜMENİN ORTAĞI
ÇALINAN SADECE DEVLETİN ARAZİSİ, MAKAMI, ONURU, GURURU DEĞİL… GENÇLERİN UMUDU DA ÖLÜYOR, GELECEK HAYALLERİ BU ADADA DEĞİL, İŞTE BEN EN ÇOK BUNA YANARIM, BURDA KAHREDERİM… SEVİN BE BU MEMLEKETİ
Seçim yasakları başlamadan hemen önce kamu kaynaklarının ve makamlarının dağıtılması, bu ülkenin kaderi olamaz. Hak etmeyen insanların hak etmedikleri görevlere getirilmesi, hak etmedikleri mülklerin sahibi yapılması kabul edilemez.
Üstelik bu düzeni yalnızca siyasetçiler kurmuyor. Siyasetçiyi dövüyoruz ama… Talep eden, baskı yapan, oyuyla tehdit eden bir kitle de var. İşin en utanç verici yanı bu. Siyasetçi iktidarını, koltuğunu korumak için her türlü riski göze alabilir. Mahkemeye çıkmayı, yargılanmayı bile…
Ama toplumun geldiği bu yozlaşmış nokta hepimizin ortak sorunu. Normal bir demokraside seçime sayılı günler kala yaşanan bu tür uygulamalar büyük bir utanç kaynağı olur. Hukuki sonuçları vardır. Veren de alan da aynı utancın ortağıdır. Maalesef bu gelenek yıllardır sürüyor.
Bir iktidar gidiyor, diğeri geliyor; yöntem değişmiyor. Oysa ihtiyacımız olan, değişen iktidarların benzer uygulamaların önünü kapatacak yasal düzenlemeler yapması. Kamu makamları kişisel pazarlıkların, parti hesaplarının ve seçim yatırımlarının aracı olmaktan çıkarılmalı.
Yüzde 5 seçim barajı bu ülkenin önündeki en büyük engellerden biri. Altı bin, yedi bin mühür alan partiler Meclis’te kilit konuma geliyor. İktidar hesapları, toplumun ihtiyacı olan yasaların önüne geçiyor. Barajı aşma uğruna yapılmayan düzenlemeler, ertelenen reformlar, sürdürülen pazarlıklar…






