A+
A-
Recep DAL
EKTAM KIBRIS Limited’in Köprülü’deki Pepsi üretim tesisinde kimyasala maruz kalarak zehirlenen üç emekçi Emine Fidan, Belgin Göbelek ve Fatma Aktaş, yaşadıklarını YENİDÜZEN’e anlattı. Çalışanlar, tesiste kimyasal kullanıldığı konusunda kendilerine herhangi bir uyarı yapılmadığını, maske ve eldiven gibi koruyucu ekipman sağlanmadığını ve kimyasala doğrudan maruz kaldıklarını söylerken, olayın ardından da yeterli ilgiyi görmediklerini dile getirdi.
Emine Fidan, kimyasalı kullanan kişinin yetkisini ve kullanılan miktarı sorgularken; Belgin Göbelek, günlerdir hastaneye gidip geldiğini belirterek “Hiçbir güvencemiz yok. Biz insan değil miyiz?” diye sordu. Göbelek ayrıca, şirkette daha önce bir taciz olayı yaşandığını ve bunun “üstünün kapatıldığını” iddia ederek, polise ifade verdiklerini ancak sonuç alamadıklarını, patronlarının da sözlü tacizde bulunduğunu öne sürdü.
Fatma Aktaş ise tehlikeye ilişkin uyarıda bulunmasına rağmen üretimin durdurulmadığını belirterek, “Burada hepsi suçlu. Arkadaşların 8 saat bu zehri solumasına izin verdiler” dedi.
Emine Fidan: İlaca oraya döken kişinin yetkisi var mıydı neden ve ne kadar döktü?
“Öğleden sonra yemekten geldikten sonra farklı bir koku hissettik ve suyun köpürdüğü gördük. Farklılık vardı. Boğazı yakan bir tahriş vardı. İlk ne olduğunu anlamadık. Saat 15:00’e kadar ben orada kaldım. Çok etkilenmedim ama üzerimde bir tuhaflık vardı. Eve gittikten sonra boğaz yanması, baş ağrısı ve öksürük olmaya başladı. Bu şikayetlerden iki arkadaşımızın hastaneye gittiğini öğrendim. Farklı bir ilaç koyuldu iddiasını duyduğum için ben de hastaneye gittim. Bazı belirtiler hala var. Gerekli önlemlerin alındığını düşünmüyorum. İlaca oraya döken kişinin yetkisi var mıydı neden ve ne kadar döktü? Orada bizim her türlü temasımız var.”
Belgin Göbelek: Hiçbir güvencemiz yok. Biz insan değil miyiz?
“Gıda Mühendisi saat 15:40 gibi bize gelip pet kutuların devrildiğini ve yardım etmemizi istedi. Biz oraya gittik hiçbir şekilde uyarılmadık, ‘suda ilaç var’ denilmedi. Ne maske ne de eldiven yoktu. Şişelerin devrilmesiyle arkadaşım kaldırmaya çalışırken su koluna ve yüzüne geldi, yüzünde yanma hissetti. Arkadaşım içine ne koyulduğunu sorunca, oradaki elektrikçi de ‘asit döküldü’ dedi. Arkadaş gıda mühendisine sordu ilacın fazla döküldüğünü öğrendi. Ama bize hiçbir uyarı yapılmadı. Ben orada kalmak zorunda kaldım ve ilaca bire bir maruz kaldım. Kaşınıyordum ve boğazım yanıyordu. Eve giderken fenalaşınca beni Mağusa Devlet Hastanesi’ne götürdüler. Orada kusma, öksürük, nefes darlığı yaşamama rağmen beni içeriye almadılar. İçerde hasta varmış sıramı beklemez lazımmış. Ben canımla uğraşırken onlar hastanın serumunun itmesini bekliyorlar. Bizde gözetim odası yok mu? 3 günden beri hastaneye gidip geliyorum ve neyden kaynaklandığını söylemiyorlar. Doktorlar ‘bizim uzmanlık alanımız değil’ diye konuşuyorlardı. Ne yöneticim ne patronum ne de belediye başkanı ilgilenmedi. Sağlık Bakanlığı ve Çalışma Bakanlığı da bizimle ilgilenmedi, geçmiş olsun bile denilmedi. Beni doktor dün ağır bir travma geçirdiğim gerekçesiyle psikoloğa yönlendirdi. Ben sağlıklı bir insanken şu anda merdiven çıkamaz hale geldim. Bu şirkette biz sadece buna maruz kalmadık. Bizim daha önce de yaşadığımız bir taciz olayı var ve onun üstünü de kapattılar. Biz polise gidip ifade vermemize rağmen ‘şahidiniz yok’ dediler. Patronumuz bile sözlü tacizde bulunuyor. Biz bu kadar olayı yaşarken belediye başkanımız, çalışma bakanımız ve sağlık bakanımız nerede? Burayı neden denetlemiyorlar? Hiçbir güvencemiz yok. Biz insan değil miyiz?”

Fatma Aktaş: Hepsi suçlu. Arkadaşların 8 saat bu zehri solumasına izin verdiler
“Ben dış alanda çalıştığım için içerideki kokuları hemen hissediyorum. İlaç, kimyasal mı döktünüz diye sorduğumda ‘hayır sadece temizlik yaptık’ dediler. Ağır bir koku olduğunu tüm insanların zehirlenebileceği uyarısında bulundum ve tüm kapıları açmalarını söyledim ve orayı terk ettim. Pet hattına bizi takviyeye çağırdılar. Orada ürünleri çekerken yüzüme su sıçradı. O an fark ettim ki o kazanda bir kimyasal var. Daha önce de ben yanmıştım, hastaneye götürdüler ve ‘sigortalar duymasın’ demişlerdi. Kazanın içine asit karıştırıldığını öğrendim. Gıda mühendisine üretim yapılırken bu ilacın kullanılmayacağını söyledim. Çünkü bu buhar kazanlarının temizliğinde kullanılan çok ciddi bir ilaçtır ve insan tenine temas etmemesi gerekiyor. Bütün kolalar bu ilaçla yıkandı ve piyasaya sürülmek için de hazırlandı. Gıda mühendisine bunu söylendiğimde ‘Ne yapayım, yetkiyi kim verdi bilmiyorum, uğraşamayacağım artık bıktım’ şeklinde konuştu. İstese üretimi durdurabilirdi. Bu ilacın ne kadar tehlikeli olduğunu kendisi de çok iyi biliyordu ama durdurmadı üretime devam etti. Şimdi soruyorum burada suçlu ilacı döken mi gıda mühendisi mi yoksa işveren mi? Burada hepsi suçlu. Arkadaşların 8 saat bu zehri solumasına izin verdiler. Kimse bizi uyarmadı ki zaten koruyucu hiçbir teşkilatımız yok. Dört dörtlük bir fabrika değil. İlacı döken kişinin diploması var diye duydum ama fabrikadaki ilaçları kullanacak bir eğitimi ya da diploması yok. Zaten adamın içerde ne iş yaptığı da belli değil. Bu kasıt neydi? Bizim canımıza mı kastettiler?
NE OLMUŞTU?
EKTAM KIBRIS Limited’in Köprülü köyünde bulunan ve işletmeciliğini SAREX TRADİNG Limited’in yürüttüğü Pepsi üretim tesisinde, kullanılması gerekenden fazla miktarda kimyasal madde kullanılması sonucu çalışanlar kimyasala maruz kalmıştı. Olayda üç emekçi zehirlenerek hastaneye kaldırılırken, çok sayıda çalışanda öksürük, nefes darlığı ve kaşıntı gibi belirtiler görülmüştü.
DEV-İŞ, kimyasal oranlarının konu hakkında yeterli bilgiye sahip olmayan bir kişi tarafından ayarlanması sonucu zehirlenmenin meydana geldiğini açıklamış; çalışanlardan biri ise kendilerine kimyasal kullanımı konusunda bilgi verilmediğini ve maske dahil gerekli güvenlik önlemlerinin alınmadığını söylemişti. Olayın ardından Sağlık Bakanlığı tesisten numuneler alırken, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı üretimi durdurmuştu. DEV-İŞ de sorumluların cezalandırılması için tüm yasal haklarını kullanacağını duyurmuştu.