Halk Tiyatrosu konusuna girmeden önce şu soruyu sorarak başlayalım yazımıza; “Halk kimdir?”
“Halk” çok kullanılan, çeşitli çağlara ve çevrelere göre değişik anlamlar kazanan bir sözcük. Nitekim çoğu kaynaklara göre ilkel toplumlarda “halk” nüfus anlamına geliyormuş. Feodal toplum düzeninde ise bu kavram, yönetici ve aristokrat sınıfın dışında kalan kesimleri, yani burjuvaları, işçileri, emekçileri ve köylüleri kapsıyordu. Başka bir ifadeyle, kralların, padişahların, derebeylerinin ve diğer egemen sınıfların dışında kalan toplumsal kesimler "halk" olarak tanımlanıyordu.
Kapitalist düzende “halk” denince işçisi, emekçisi, küçük burjuvası, dar gelirli memuru ve küçük esnafıyla bütün sınıf ve tabakalar anlaşılır. Yani sömürücü olmayan sınıf ve tabakalar. Sınıfsız toplumda ise Karl Marx, “halkın” tüm nüfusu kapsayan bir kavrama dönüşeceği söyler.
Halkın belirli bir sınıf olmadığı üzerinde hem hemen herkes hemfikirdir. Fakat, hangi sınıfların halk sayılabileceği konusunda tartışmalar devam etmektedir. Ancak yaşadığımız kapitalist düzende “halk”ı emekçi sınıflar şeklinde tanımlamak doğru olur.
Karl Marx’a göre, “Tarihi Yapan Halktır.” Özellikle halkın üretici kesimi tarihsel oluşumun belirleyici unsurunu meydana getirir. Halkın bu tanımını göz önünde tutarsak, halkçılığın da sözü geçen kitlelerin maddi-manevi çıkarlarını gözeten bir anlayış olacağı anlaşılmalı.
Ne var ki, halkçı olmak için, günümüzde emekçi halkın çıkarlarını sadece “lâf” olarak düşünmek yetmiyor. Bunun uygulama alanına da geçmesi gerekiyor... Bu da yetmiyor halk adına umulan sonucun alınmasına. Tüm bunların yanı sıra emekten yana, gerçekçi, tutarlı bir dünya görüşüne ve eyleme ihtiyaç vardır.
Örneğin adında “Halk” sözcüğü geçen birçok örgüt, halk adına popülizm yapar. Mevcut rejimle uyumlu halk yararına “mış” gibi sosyal, siyasal, ekonomik, kültürel bir politika anlayışında, faaliyetler yürütür. Bu tür anlayışların gerçekten “halkçı” bir özü, amacı yoktur. Bir çeşit aldatmaca, popülizmdir... Popülizmin ise gerçek halkçılığa aykırı bir tutumdur.
Gerçek halkçılık ise, emeğin ve emekçinin çıkarları doğrultusunda hak ve özgürlükleri korumak, genişletmek ve sömürüden, baskıdan, yoksulluktan kurtarmak için, bilinçlendirmeğe, birleştirmeğe, mücadele ettirmeye, halkla birlikte çalışmaktır.
Elbette bu çalışma, tiyatro, edebiyat ve sanat içinde geçerlidir. Büyük usta Bertolt Brecht tiyatro, edebiyat ve sanatta halkçılığı şöyle tanımlar:
“Halkçı şu anlama gelir: Geniş kitlelerce anlaşılabilir olmak, halkın anlatım biçimini almak ve zenginleştirmek; onların bakış açılarını kabullenmek, ama kuvvetlendirerek ve düzelterek; halkın en ilerici bölümünün yanında olmak, böylelikle yönetimin elde edilmesini sağlamak, bunun sonucunda halkın diğer kesimlerini aydınlatmak; geleneklerle bağlantıyı tutmak, onları geliştirmek; yönetimi ele geçirmeye çalışan halk kesimine, bugünkü yöneten kesimin elde ettiklerini iletmek.” (1)
Brecht Usta bu konuda yazarlara, sanatçılara kısa bir şiirinde de şöyle der:
“Kaleminle yazar savaş!
Sen yalnızla bir savaşçı değilsin,
Okurun da senin yanın sıra
Savaşa girecektir!”
Tiyatroda halkçılık, halkla bütünleşme sorunuyla da ilgilidir. Tiyatronun veya edebiyatın halkla bütünleşmesi de halkla ilgili ya da halkı ilgilendiren konuları ele almasıyla başlar... Ve konulara halkçı, toplumcu gerçekçi bir anlayışla biçimlendirmesiyle tamamlanır. Bu kapsamda tiyatro, edebiyat, durumu göstermekle yetinmeyerek halkın bilinçlenip onu değiştirmesine de yardımcı olur. Halkın dalkavuğu olarak değil, kılavuzu olarak görev yapar. Kısaca “Halk Tiyatrosu” ne halktan kopar ne de halk dalkavukluğu yapar.
Tiyatro sadece seçkin bir kesime seslenmekten kaçındığı oranda ve halkın geniş kesiminin de anlayabileceği, sevebileceği, çekici eserler ortaya koymasıyla halkla bütünleşir.
Tiyatro, edebiyat, sanat ancak; “Kitlelere mal olunca maddi güç haline gelir.”
Öyleyse tiyatro, edebiyat ve sanat, halkın yaşamına dokunmalı, geniş halk kitlelerine ulaşmalı, onlar tarafından anlaşılmalı, sevilmeli, özümsenmeli ve benimsenmelidir. Ancak bu yolla halkın düşünce, duygu ve estetik beğeni düzeyi geliştirilebilir... Ayrıca bu yolla, eğitimine, bilinçlenmesine, toplumsal gelişimine ve mücadelesine gerçek anlamda katkı sunulabilir. Aksi hâlde tiyatro, toplumsal değişimde ve dönüşümde üstlenmesi gereken işlevi yerine getiremez.
HALK TİYATROSU...
Halk Tiyatrosu da yukarıda belirtiğim “halk” ve “halkçılık” kavramları çerçevesinde işlevini yerine getiren bir muhalif tiyatro anlayışıdır.






