Ekonomist-yazar Hakan Çaydamlı, "Hermann Göring: Korkuyu Yöneten Adamın Son Gecesi" başlıklı yazısında, Nazi Almanyası’nın en güçlü isimlerinden Hermann Göring’in Nürnberg Hapishanesi’nde yaptığı ve halkın savaşa nasıl razı edilebileceğini anlattığı konuşmayı mercek altına alıyor.
Çaydamlı, Göring’in savaş, tehdit ve vatanseverlik söylemleri üzerinden toplumların nasıl yönlendirilebileceğine ilişkin sözlerini, Göring’in Nazi rejimindeki konumu ve Nürnberg’deki yargılanma süreciyle birlikte ele alıyor.
Ekonomist-yazar Çaydamlı'nın yazısının tamamı şu şekilde:
"GÜCÜN ZİRVESİNDEN NÜRNBERG HÜCRESİNE
Hitler'in halefi ilan edilen, Luftwaffe'nin başkomutanı, Reichstag Başkanı ve Nazi Almanyası'nın en güçlü adamlarından biri... Hermann Göring, Nürnberg'de ölüm cezasına çarptırıldığında bile yenilgiyi kabul etmiş görünmüyordu. 18 Nisan 1946'da hapishane hücresinde yaptığı bir konuşmada, halkın savaşa nasıl razı edilebileceğini anlattı. Aradan seksen yıl geçmesine rağmen sözleri ürkütücü biçimde tanıdık: Bir dış tehdit yarat, itiraz edenleri vatanseverlikten uzak olmakla suçla ve toplumu liderin arkasında topla.
Hermann Göring'in Nürnberg'deki son aylarını anlatan pek çok hikâye var. Hitler'in en yakın adamlarından biri, Luftwaffe'nin başkomutanı ve bir dönem Almanya'nın resmî halefi olarak görülen Göring, artık bir hapishane hücresinde savaş suçları sanığı olarak bekliyordu.
Fakat 18 Nisan 1946'da yaşanan konuşma, bütün bu hikâyelerin arasında ayrı bir yere sahip. Çünkü Göring o gün savaşın nasıl kazanıldığını değil,
bir halkın savaşa nasıl razı edildiğini
anlattı.
Konuşmayı dinleyen kişi, Nürnberg Hapishanesi'nde sanıkları gözlemleyen Amerikalı psikolog Gustave M. Gilbert'ti. Gilbert, bu görüşmelerin bir bölümünü daha sonra
Nuremberg Diary (Nürnberg Günlüğü)
adlı kitabında yayımladı.
Ve Göring'in söyledikleri, bugün hâlâ insanı rahatsız edecek kadar tanıdık.
'HALK SAVAŞI İSTEMEZ'
Gilbert'in aktardığına göre konuşma savaşın halk tarafından nasıl karşılandığı meselesine geldi.
Göring, sıradan insanların savaştan yana olmadığını kabul ediyor, fakat bunun siyasi açıdan belirleyici olmadığını savunuyordu.
Gilbert'in
Nuremberg Diary
'de aktardığı şekliyle Göring şöyle diyordu:
'Doğal olarak sıradan insanlar savaş istemez... Ama sonuçta ülkenin politikasını belirleyen liderlerdir ve halkı peşlerinden sürüklemek her zaman kolaydır; ister demokrasi olsun, ister faşist diktatörlük, ister parlamento, ister komünist diktatörlük.'
Gilbert buna itiraz etti. Demokrasi ile diktatörlük arasında bir fark olduğunu, demokrasilerde halkın seçtiği temsilciler aracılığıyla karar mekanizmasına katıldığını hatırlattı.
Göring'in cevabı ise konuşmanın en çarpıcı bölümünü oluşturuyordu:
'Sesleri olsun ya da olmasın, halk her zaman liderlerin istediğini yapmaya yönlendirilebilir. Bu kolaydır. Onlara saldırıya uğradıklarını söylemeniz ve pasifistleri vatanseverlikten yoksun olmakla, ülkeyi tehlikeye atmakla suçlamanız yeterlidir. Her ülkede aynı şekilde işler.'
Burada önemli bir ayrım yapmak gerekiyor.
Yukarıdaki sözler, Gilbert'in kitabında aktardığı Göring–Gilbert konuşmasına aittir. Buna karşılık internette sıkça dolaşan,
'Bir hükümetin insanları köleleştirmek için yapması gereken tek şey onları korkutmaktır'
şeklindeki uzun alıntı, bu konuşmanın birebir metni değildir. Bu ifade Göring'e yaygın biçimde atfedilse de, 18 Nisan görüşmesinin gerçek metninde bu şekliyle yer almaz.
Asıl sözler zaten yeterince çarpıcıdır.
Çünkü Göring burada soyut bir "korku teorisi" anlatmıyor; siyasi manipülasyonun somut adımlarını sıralıyor:
İnsanlara bir tehdit olduğunu söyle. Onlara saldırı altında olduklarını anlat. Savaşa karşı çıkanları vatansever olmamakla suçla. Sonra da toplumu liderin arkasında birleştir.
GÖRİNG GERÇEKTEN BİR SIR MI AÇIKLIYORDU?
Göring'in sözleri ilk bakışta bir itiraf gibi okunabilir.
Sanki Nazi propagandasının nasıl çalıştığını açıkça anlatıyordu. Fakat mesele o kadar basit değil.
Çünkü Göring aynı zamanda kendi sorumluluğunu da küçültmeye çalışıyor olabilir.
Onun anlatımında halk, savaşı istemeyen ama liderleri tarafından yönlendirilen pasif bir topluluktu. Asıl karar verenler ise liderlerdi.
Bu, Göring'in kendi konumu düşünüldüğünde son derece ironik bir savunmaydı. Çünkü o, bu mekanizmanın dışındaki bir gözlemci değildi.
Tam tersine, mekanizmanın en üstündeki adamlardan biriydi.
GÖRİNG KİMDİ?
18 Nisan'daki konuşmayı anlamak için bunu hatırlamak gerekiyor.
Göring, Hitler'in iktidara yükselişinde önemli rol oynadı. Nazi rejiminin kuruluş yıllarında Prusya polisinin Nazi kontrolüne alınmasında etkili oldu; Gestapo'nun kuruluş sürecinde rol oynadı.
Aynı zamanda
Reichstag Başkanı
olarak Nazi Almanyası'nın parlamentosunun başına geçti. Böylece yalnızca rejimin güvenlik ve baskı aygıtında değil, devletin görünürdeki yasama mekanizmasında da en üst düzey konumlardan birini elinde tuttu.
Daha sonra Luftwaffe'nin başkomutanı ve Dört Yıllık Plan'ın yöneticisi olarak Almanya'nın askerî ve ekonomik gücünün en üst düzey yöneticilerinden biri haline geldi.
1939'da Hitler onu resmen halefi ilan etti.
Yani hapishanede "liderlerin halkı peşlerinden sürüklediğini" anlatan adam, kendi döneminin en güçlü liderlerinden birinin en yakın çalışma arkadaşlarından biriydi.
Dahası, Nürnberg Mahkemesi onun sorumluluğunu yalnızca siyasi nüfuzuyla sınırlı görmedi.
NÜRNBERG'İN DÖRT SUÇLAMASI
Göring, Uluslararası Askerî Mahkeme'de dört ayrı suçlama altında yargılandı:
Birinci suçlama:
ortak plan veya komplo.
İkinci suçlama:
barışa karşı suçlar; yani saldırgan savaşların planlanması, hazırlanması, başlatılması ve yürütülmesi.
Üçüncü suçlama:
savaş suçları.
Dördüncü suçlama:
insanlığa karşı suçlar.
Mahkeme sonunda Göring'i
dört suçlamanın tamamında suçlu buldu
ve ölüm cezasına çarptırdı.
Bu nokta önemli. Çünkü 18 Nisan'daki sözlerini yalnızca bir siyaset teorisi tartışması gibi okumak, konuşmanın tarihsel ağırlığını azaltır.






