Cyprus Mail’de Fahri Zihni imzasıyla yayımlanan analiz, Doğu Akdeniz’de son yıllarda giderek sertleşen güvenlik rekabetine farklı bir yerden bakıyor.
Yazının çıkış noktası çok basit bir soru: “Tam olarak ne elde etmeye çalışıyoruz?”
Zihni’ye göre hükümetler çoğu zaman tarihsel haklardan, egemenlikten, ulusal çıkar ve güvenlikten söz ediyor; ancak asıl sorular yeterince sorulmuyor: Hedef ne, bu hedefe nasıl ulaşılacak, sonuçları ne olacak ve sıradan insanların ödeyeceği bedel ne olacak?
DOĞU AKDENİZ’DE REKABET SADECE GAZ MESELESİ DEĞİL
Analiz, Türkiye, Yunanistan, Kıbrıs Cumhuriyeti, Kıbrıs’ın kuzeyi ve İsrail’in artık yalnızca enerji ve deniz yetki alanları üzerinden değil, askeri ittifaklar ve silahlanma üzerinden de karşı karşıya geldiğini savunuyor.
Merkezde ise iki temel mesele var; deniz yetki alanlarının sınırlandırılması ve deniz altındaki potansiyel doğal gaz ve enerji kaynaklarının paylaşımı.
Yazıya göre her taraf kendi pozisyonunu uluslararası hukukla gerekçelendiriyor.
Türkiye, Doğu Akdeniz’de en uzun ana kara kıyısına sahip ülke olduğunu ve Türkiye kıyılarına çok yakın küçük Yunan adalarının, Türkiye’nin deniz yetki alanlarını büyük ölçüde kısıtlayacak kadar geniş alanlar üretmemesi gerektiğini savunuyor. Yunanistan ise büyüklüğüne bakılmaksızın adaların münhasır ekonomik bölge ve kıta sahanlığı hakkı bulunduğunu öne sürüyor.
Kıbrıs Cumhuriyeti, uluslararası tanınmış devlet olarak açık deniz kaynaklarını geliştirme hakkına sahip olduğunu belirtirken, Kıbrıslı Türk tarafı adanın doğal kaynaklarının ortak sahibi olduğunu ve keşif, yatırım ve gelir paylaşımına doğrudan katılması gerektiğini savunuyor.
BM DENİZ HUKUKU SÖZLEŞMESİ HER SORUNU TEK BAŞINA ÇÖZMÜYOR
Yazının önemli noktalarından biri de BM Deniz Hukuku Sözleşmesi’ne ilişkin.
Analizde, UNCLOS’un çoğu zaman bütün anlaşmazlıkları otomatik biçimde çözen bir metin gibi sunulduğu, ancak gerçekte durumun daha karmaşık olduğu belirtiliyor.
Sözleşmenin 121’inci maddesi adaların deniz yetki alanlarını tanırken, 74 ve 83’üncü maddeler de tarafların hakkaniyetli bir çözüm için müzakere etmesini öngörüyor. Nihai anlaşma sağlanana kadar geçici ve pratik düzenlemelere de kapı bırakıyor.
Burada dikkat çeken ayrıntı şu: Yunanistan ve Kıbrıs Cumhuriyeti UNCLOS’a taraf; Türkiye, İsrail ve ABD ise değil.
Buna karşın yazı, sözleşmenin birçok ilkesinin teamül hukuku niteliğinde olduğunu ve bu nedenle müzakere alanının hala geniş olduğunu savunuyor.
“BU GAZ GERÇEKTEN NE KADAR DEĞERLİ?”
Zihni, Kıbrıs çevresindeki doğal gaz rezervlerinin siyasi söylemde çok büyük ekonomik bir ödül gibi sunulduğunu, ancak bunun gerçekten ne kadar kazanç getireceğinin sorgulanması gerektiğini belirtiyor.
Enerji uzmanı Charles Ellinas’ın, Kronos gaz sahasının ticari olarak geliştirilebilir olsa bile Kıbrıs’ın bundan gerçekte ne kadar gelir elde edeceğini sorguladığını hatırlatıyor.
Yazının temel karşılaştırması şu: Beklenen gaz gelirleri ile olası bir askeri çatışmanın insani ve ekonomik maliyeti gerçekten kıyaslanıyor mu?
SİLAHLANMA YARIŞI HIZLANIYOR
Analiz, son bir yıldaki askeri gelişmeleri de yan yana koyuyor.






