Elbette et denetlenmeli. Veteriner kontrolü olmalı, soğuk zincir korunmalı, nereden geldiği bilinmeli. Zaten tam da bu yüzden soruyorum... Yasaklamak yerine, kuralları belirlenmiş bir ticaret neden kurulmuyor?
Kişisel alışveriş için söylemiyorum bunu.
O zaten devam ediyor hatta güneyde kasaplar Türkçe öğrendi iyice...
Ticaret de serbest olmalı.
Mağusa’dan Lefkoşa’ya nasıl taşınıyorsa et, Lefkoşa’nın bir yarısından ötekine de taşınır. Denetlenir, kayıt altına alınır, satılır.
Böylece fiyatlar da dengelenir belki.
En azından adanın güneyine geçemeyenler de bu imkândan yararlanır. Çünkü daha ucuz ete ulaşmak, güneye geçiş yapabilenlerin ayrıcalığına dönüşüyor.
Kıbrıslı Rumlar nasıl ki daha hesaplı diye kuzeye geliyordu akaryakıt almaya… O da çok çok hesaplı değil artık ya…
İnsanlar fiyat farkına bakıyor.
Geçim derdine bakıyor.
Cebine bakıyor.
Hayat pahalılığında psikolojik bir eşik oldu et fiyatı...
Et yasağının sebebini anlamıyorum hâlâ...
***
Erdoğan’ın Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda “KKTC’yi tanıyınız” çağrısı yaptığı anlarda, Lefkoşa’da TC Büyükelçiliği önünde bir eylem vardı.
Bu eylemde yapılan kimi önermeleri önemsiyorum.
Araç sigortalarının ada genelinde geçerli olacak şekilde düzenlenmesi önerilerden biriydi… Aynı adada yolculuk yapıyoruz ama çizgiyi geçtiğimiz anda yeniden sigorta satın alıyoruz. Bir “rant alanı”na dönüştü bu mesele de maalesef.
Bir başka çok konuşulmayan öneri yerel deniz araçlarının da geçiş yapabilmesi örneğin…
Buna izin verilmeli.
Niye yasak?
Kıbrıslılar Barış ve Dayanışma Hareketi’nin o eylemde ortaya koyduğu tüm önerilere samimiyetle imzamı atarım ayrıca.
Çünkü bunlar uzak bir geleceğin büyük vaatleri değil. Bugün insanların hayatını kolaylaştıracak işler.
Ama maalesef çok insancıl öneriler, siyasi elitlerin — bazen de kendilerinin — marjinalleştirdiği gruplara kalıyor ve toplumsal tabana yayılamıyor.






