Uzman Psikolog Nisan Erkan, Kıbrıs Otizm Derneği (KODER) bünyesinde gerçekleştirilen aile buluşmalarından hareketle, KKTC’de kapsayıcı eğitimin mevcut durumunu ve özel gereksinimli çocukların eğitim hayatında karşılaştıkları sorunları ele aldı.
“Tanının Ötesinde Bir Çocuğu Görebilmek - Kapsayıcı Eğitimde Neredeyiz?” başlıklı yazısında Erkan, ailelerin çocuklarının ihtiyaçlarının anlaşılması ve karşılanması için yoğun çaba harcadıklarını belirterek, kapsayıcı eğitimin yalnızca çocukların aynı sınıfta bulunmasıyla mümkün olmadığını vurguladı.
Erkan, bir çocuğun okulda bulunması ile okulun gerçek anlamda bir parçası olabilmesinin aynı şey olmadığını ifade etti.
“TANI, ÇOCUĞUN BÜTÜN KİMLİĞİNE DÖNÜŞMEMELİ”
Aile buluşmalarında dikkatini çeken konulardan birinin, otizm spektrum bozukluğu (OSB) tanısı almış çocukların sergiledikleri pek çok davranışın doğrudan tanılarıyla ilişkilendirilmesi olduğunu belirten Erkan, çocukların kurallara itiraz etmesi, bir uygulamayı sorgulaması, hoşlanmadığı bir durumu dile getirmesi veya zaman zaman öfkelenmesinin yalnızca bir tanıyla açıklanamayacağını kaydetti.
Tipik gelişim gösteren çocukların da benzer davranışlar sergileyebildiğine işaret eden Erkan, çocukların gelişim süreçlerinde sınırları sorguladığını, kendi tercihlerini ortaya koyduğunu ve bağımsızlıklarını geliştirmeye çalıştığını belirtti.
Her davranışın bağlamının, işlevinin ve sonuçlarının değerlendirilmesi gerektiğini vurgulayan Erkan, davranışları yalnızca tanıyla açıklamanın, bunların ardındaki ihtiyaçların, duyguların ve çevresel koşulların gözden kaçırılmasına neden olabileceğini ifade etti.
Erkan, ebeveynler, öğretmenler, okul yöneticileri ve eğitim çalışanlarının çocuklardan her söyleneni sorgulamadan kabul etmelerini mi beklediklerini, yoksa kendi haklarını, ihtiyaçlarını ve düşüncelerini saygılı biçimde ifade edebilen bireyler yetiştirmeyi mi amaçladıklarını sorgulaması gerektiğini belirterek, tanının çocuğu anlamaya yardımcı olan bilgilerden biri olduğunu ancak çocuğun bütün kimliğine dönüşmemesi gerektiğini kaydetti.
“AİLELERİN ÖNERİLERİ HER ZAMAN KARŞILIK BULMUYOR”
Ailelerin, çocuklarının öğrenmesini ve okul ortamına uyumunu kolaylaştırmak amacıyla görsel destekler, önceden belirlenmiş kurallar, açık yönergeler ve daha yapılandırılmış sınıf ortamları gibi yöntemleri öğretmenlerle paylaştıklarını aktaran Erkan, buna rağmen bazı ailelerin çocuklarının aynı okulda eğitimine devam etmemesi yönünde yanıtlarla karşılaştıklarını anlattı.
Kapsayıcı eğitimin, çocuğun mevcut sisteme tek başına uyum sağlamasını beklemek anlamına gelmediğini belirten Erkan, eğitim ortamının da çocuğun ihtiyaçlarına göre düzenlenebilmesi gerektiğini vurguladı.
Her çocuğun aynı şekilde öğrendiğini, aynı hızda ilerlediğini veya aynı desteklerden yararlandığını varsaymanın doğru olmadığını ifade eden Erkan, öğretmenlerin yaşadığı güçlüklerin de göz ardı edilmemesi gerektiğine dikkat çekti.
Kalabalık sınıflar, sınırlı personel, özel eğitim öğretmenleri ile psikolojik danışma ve rehberlik (PDR) hizmetlerinin yetersizliği ve mesleki gelişim olanaklarının sınırlı olmasının, öğretmenlerin bireyselleştirilmiş uygulamalar geliştirmesini zorlaştırabildiğini kaydeden Erkan, çözümün öğretmenlerden mevcut koşulların ötesinde bir performans beklemek veya ailelere daha fazla sorumluluk yüklemek olmadığını belirtti.
Erkan, öğretmeni, öğrenciyi ve aileyi aynı anda destekleyebilen bir eğitim sisteminin oluşturulması gerektiğini ifade etti.
“GÖLGE ÖĞRETMEN DESTEĞİ AİLELERE MADDİ YÜK GETİRİYOR”
Ailelerin dile getirdiği önemli sorunlardan birinin de okul ortamındaki bireysel destek ihtiyacının karşılanması olduğunu belirten Erkan, KKTC’de yürürlükte olan 24/2022 sayılı Özel Gereksinimli Bireylerin Eğitimi Yasası’nın özel gereksinimli bireylere yönelik destek eğitim hizmetlerini düzenlediğini, ancak gölge öğretmen desteğinin sağlanması ve finansmanına ilişkin açık bir düzenleme içermediğini kaydetti.
Bu durumun, bireysel destek mekanizmalarının geliştirilmesi ve yasal çerçevede güvence altına alınması ihtiyacını gündeme getirdiğini belirten Erkan, KODER’in daha önce kamuoyuyla paylaştığı açıklamalarda da vurgulandığı üzere bazı ailelerin, çocuklarının eğitim hayatına katılımını desteklemek için ihtiyaç duyulan gölge öğretmen desteğinin ücretini kendi imkânlarıyla karşılamak zorunda kaldığını ifade etti.
Saatlik asgari ücret düzeyinde yapılan ödemelerin bile özellikle uzun süreli desteğe ihtiyaç duyan çocukların aileleri için ciddi bir ekonomik yük oluşturabildiğini belirten Erkan, gölge öğretmen desteğinin yanı sıra özel eğitim, ergoterapi, dil ve konuşma terapisi gibi hizmetlerin de ailelere ek maliyetler getirdiğine dikkat çekti.
Erkan, sorunun yalnızca ekonomik boyutla sınırlı olmadığını belirterek, ailelerin çocuklarının gelişimini desteklerken uygun uzmanları bulmak, okulla iletişimi sürdürmek ve birçok hizmetin devamlılığını sağlamak için de yoğun çaba harcadıklarını kaydetti. Bu sürecin aileleri hem maddi hem de duygusal açıdan yıpratabildiğini ifade etti.
Millî Eğitim Bakanlığının öncülüğünde, bireysel destek personelinin görev tanımlarını, niteliklerini, denetimini ve finansmanını belirleyen bir düzenleme geliştirilmesinin önemli bir adım olabileceğini belirten Erkan, her özel gereksinimli çocuğun gölge öğretmene ihtiyaç duymayabileceğini ancak böyle bir desteğe ihtiyaç duyulduğunda bunun bireysel değerlendirmelerle belirlenmesi gerektiğini vurguladı.






