Lefkoşa 34°USD48,49EUR56,36GBP65,48GRAM ALTIN6.898,85 Nöbetçi Eczaneler
SON DAKİKA

Eğitim sınıfın dışına taşmalı

Eğitimci ve Şair Fatoş Avcısoyu Ruso, okuma kültürünün yükseltilmesinin önemine dikkat çekti ve bu anlamda ailelere büyük görevler düştüğünü kaydetti: “Suçlu aramaktan vazgeçmeliyiz”… Ruso, “Okumaya zamanımızın…

8 dakika okumaHaber: Yusuf Bahadır AYDIN
Paylaş
Eğitim sınıfın dışına taşmalı

Eğitimci ve Şair Fatoş Avcısoyu Ruso, okuma kültürünün yükseltilmesinin önemine dikkat çekti ve bu anlamda ailelere büyük görevler düştüğünü kaydetti:

“Suçlu aramaktan vazgeçmeliyiz”… Ruso, “Okumaya zamanımızın olmadığına inandırılıyoruz. Bu en büyük tuzak; çünkü okumak için de ve pek çok şey için de yeterince zamanınız var. Ben suçlu aramaktan vazgeçmemiz ve yaşam alışkanlıklarımızı değiştirmemiz gerektiğini düşünüyorum.” ifadelerini kullandı.

“Okuyup tartışmalıyız”… Ailelerin çocukların kitap okumadığından şikâyet etmek yerine kendilerinin de bu sürecin içerisinde yer alması gerektiğini dile getiren Ruso, ebeveynlerin çocuklarla birlikte kitabevlerini ziyaret etmesi ve orada uzun zaman geçirilmesi gerektiğini kaydetti. Ruso, “Okuyup birlikte tartışmalıyız.” dedi.

Candan MERT

Dijital ekranların ve kısa içeriklerin hayatın içine geçmiş dönemlere nazaran daha fazla dahil olmasıyla birlikte kitap okuma alışkanlıkları da değişti. Eğitimci ve Şair Fatoş Avcısoyu Ruso, KIBRIS’a yaptığı açıklamada okuma kültürünün aile ve okul ortamında küçük yaşlardan itibaren kazandırılması gerektiğini belirterek, dijital dünyayı tamamen dışlamak yerine bilinçli kullanmayı öğrenmenin önemine dikkat çekti.

Okuma kültürünün yüksek olduğu toplumlarda saygının arttığını, şiddetin azaldığını ifade eden Ruso, öğrencileriyle kitap okuyan öğretmenlerin sayısının artırılması, eğitimin sınıfların dışına taşması ve okumanın sınav sisteminin önüne geçmesi gerektiğini kaydetti.

“Okumak için yeterince zamanınız var”

Fatoş Avcısoyu Ruso, son dönemlerde değişen kitap okuma alışkanlıklarını değerlendirirken, kendi çevresinde kitap okuyan çocuklar, gençler ve yetişkinlerin çoğunlukta olduğunu dile getirdi. Bu durumun, arzu edilen yaşam biçiminin artırılabileceğini düşündürdüğünü ifade eden Ruso, “Kişinin doğal ortamı ne ise ona dönüşmesi kaçınılmazdır. Çünkü bu, kişi için normal olandır” dedi. Bir diğer yandan okumanın kişiden herhangi bir müzik aletini iyi çalabilmek için gereken çabayı ve emeği talep ettiğini kaydeden Ruso, pek çok meziyetin zayıflamasının altında yatan unsurun ‘gösterilmeyen emek’ olduğunu vurguladı. Bu noktada birçok kişinin sosyal medyayı suçladığını belirten Ruso, bunun sebebini ‘sosyal medyanın kişiyi talepkâr birer tüketici haline getirmesi’ olarak açıkladı.

Ruso, “Bir şekilde zamanımızın olmadığına inandırılıyoruz. Kısa ve anlamı açık olan çeşitli şeylere yönlendiriliyoruz. Bu en büyük tuzak; çünkü okumak için de ve pek çok şey için de yeterince zamanınız var. Bunun tersini iddia edenler Michael Ende’nin Momo adlı kitabını okuyabilirler. Ben suçlu aramaktan vazgeçmemiz ve yaşam alışkanlıklarımızı değiştirmemiz gerektiğini düşünüyorum” ifadelerini kullandı.

“Alışkanlıklarımız bizi ‘biz’ yapan şeydir”

Dijital ekranların, sosyal medyanın ve kısa içerik tüketiminin kitap okuma alışkanlığı ile dikkat süresi üzerindeki etkisi konusunda da açıklamalarda bulunan Ruso, “Alışkanlıklarımız bizi biz yapan şeylerdir. Neye bağımlılığımız varsa, neyden vazgeçemezsek, zamanınızı neye harcarsak ona dönüşürüz” dedi.

Bu noktada en büyük sorumluluğun kişinin kendisine düştüğünü vurgulayan Ruso, bu anlamda ‘kişilik inşası’nın sonsuz bir alan olduğunu ve okumanın bu inşanın en kıymetli ayağı olduğunu kaydederken, bu kişilik inşasında okumanın tek başına yeterli olmadığının altını çizdi. Ruso, konuşmasında, “Kişiyi dönüştürecek pek çok şey olmalı hayatında: iyi filmler, insanlar, sohbetler, doğa, yeni kültürler, yaşam amacı gibi… Popüler kültüre yönelik yayın yapan yayınevleri kitaplarının hacimlerini küçülterek, görseli yayına -bazen fazlasıyla- dahil ederek buna bir şekilde adapte olmuş durumda. Edebiyat dünyasına yön veren bazı yayınevlerinin cep formunda kitap yayınlaması da bu sorunla baş edebilmenin yollarından biri.” ifadelerine yer verdi.

“Dijital dünyayı dışlamak hayalperestlik”

Dijital dünyanın ‘devasa bir gerçeklik’ olarak hepimizin hayatında az veya çok düzeyde olduğunu dile getiren Fatoş Avcısoyu Ruso, bu dünyayı tamamıyla dışlamanın ‘hayalperestlik’ olacağını belirtti. Ruso, ‘sosyal medyayı tamamıyla hayatımdan dışlıyorum’ diyen kişilerin söylemlerinin gerçeklik derecesinin bilinemeyeceğini söyleyerek, bunun bilinmesi için bahse konu kişilerin günlük rutinlerinde olunması gerektiğini kaydetti. Dijital dünya kapsamında sorumluluğun tamamen kişide olduğunu vurgulayan Ruso, bu anlamda kişinin neyi nasıl kullanması gerektiğini bilmesi, bilmiyorsa da öğrenmesi gerektiğini dile getirdi.

“Ailelere ve eğitim sistemine büyük sorumluluk düşüyor”

Ruso, kişilerin günlük hayatlarında akışta olan ekranlarda karşılaştığı aforizmalar, epigraflar, film kesitleri gibi içeriklerle meşgul olduğunu belirtirken, bu ilişkinin bir başka görüntü veya içerikle karşılaşana kadar devam ettiğini kaydetti. Ruso, kişinin gerçek bir kitaba veya filme ulaşmak için bu içerikleri ‘davet’ olarak algılamasının önemine vurgu yaparak, bu anlamda sorumluluğun tamamen kişide olduğunun altını çizdi.

Konuyu çocuklar kapsamında da irdeleyen Fatoş Avcısoyu Ruso, bu anlamda ailelere ve eğitim sistemine çok fazla sorumluluk düştüğüne dikkat çekti. Ruso, “Bununla birlikte çocukların küçük yaşlarda kazandığı okuma zevkini ve alışkanlığını ellerinden alan eğitim sisteminin değişebilmesi için de cesur, bilime ve sanata inanan yöneticilere ihtiyacımız var.” dedi.

“İhmal edilme sonucunda ölüm gerçekleşir”

Kitap okuma alışkanlığının bireyin dil gelişimi, eleştirel düşünme becerisi, akademik başarısı ve günlük yaşamına sağladığı katkılara da değinen Ruso, dilin canlı bir varlık olduğunu ve gelişebilmesi için daha çok sözcük ve düşünce ile beslenmesi gerektiğini dile getirdi. Ruso, konuşmasında şu ifadelere yer verdi:

“Bu durumun, bir insanın veya bir ağacın büyümesinden hiçbir farkı yok. Sadece su, toprak, tek tip beslenme hiçbirinin gelişimi için yeterli değildir. İhmal edilen şeylerin sonucunda büyüme durur ve ölüm gerçekleşir. Özdemir İnce’nin Şiir ve Gerçeklik kitabında (Roger Caillois’in Şiir Sanatı’nda) verdiği bir dilenci örneği vardır. Bu dilin doğru ve işlevsel kullanımının ne kadar önemli olduğunu gösterir. Dilencinin -bu yaşam biçimini tasvip etmediğimi de ekleyerek- önünde tuttuğu tabelada ‘Doğuştan körüm!’ yazılıdır. Kimsenin önemsemediği bu durumu fark eden bir kişi, tabeladaki yazıyı şöyle değiştirir: Bahar geliyor ama ben göremeyeceğim! Dilencinin hayatı o cümleden sonra değişmiştir.”

“Okumak, farklı düşüncelerle çatışmaktır”

Burada ‘Dilimin sınırları düşüncemin sınırlarıdır.’ diyen filozof Wittgenstein’i hatırlamak yerinde olur. Okumak, farklı düşüncelerle çatışmak anlamına geliyor. Dönüşmek, gelişmek tam da çatıştığımız bu noktalarda gerçekleşir. Aynı yol kişiyi farklı bir yere vardırmaz. Yeni bir yere varabilmek için farklı yollara, patikalara, engebelere ihtiyacımız vardır. Yeni bir şey söylemek için de aynı yürüme şekline ihtiyaç duyarız. İnandığımız düşüncelerin sağlamlaşması veya bizi daha derin ve farklı bir düşünsel evrene taşıması için yeni okuma ve düşünüş biçimlerine ihtiyaç duyarız. Doğru ifade edersek evrende her şey tılsımlı bir şekilde anlam kazanır.”

“Okumak, kişiyi sınırsız bir dil dünyasına taşır”

Mesarya bölgesindeki ‘çatırez’ otunun bölgenin en istilacı otu olduğunu söyleyen Ruso, “O bölgede yaşayanlar bu otu çok iyi biliyordur. Bu otun sanırım pek de seveni yoktur. Oysa yerin altında metrelerce uzayan bu dikenli bitkinin toprağı havalandırmak, aşınmasını sağlamak gibi üstlendiği bazı önemli sorumlulukları vardır. Yıllarca bu otla uyum içerisinde yaşayan Gönendereli bilge bir köylü kadının kurduğu şu cümlenin ‘Bahar geliyor ama ben göremeyeceğim!’den etki olarak hiçbir farkı yoktur: ‘Çatırez, ovanın çocuğudur!’  Dili doğru ifade etmek aslında onun canlı bir varlık olduğunun ve ölümden çok yaşamı çağırdığının kanıtıdır. Okumak eylemi kişiyi böylesi sınırsız bir dil ve düşünce dünyasına taşır.” ifadelerini kullandı.

“Okuma kültürü yüksekse saygı fazla, şiddet azdır”

Aileler ve okulların çocuklara küçük yaşlardan itibaren kitap sevgisini kazandırmak için uygulaması gereken yöntemlerden bahseden Eğitimci ve Şair Fatoş Avcısoyu Ruso, bu süreçte yapılan hatalara da değindi. Bu anlamda ‘aynalama’ kavramının önemine vurgu yapan Ruso, kişilerin birbirlerine yansıttığı yaşam biçimi ve alışkanlıkların, bahse konu kişiler tarafından doğal kabul edilen yaşam modelleri olduğunu kaydetti. Ruso, bu düşüncesine destek olarak, konuşmasında “Karıncaların, arıların öldürüldüğünü, ağaçların dallarının kırıldığını veya söküldüğünü, çiçeklerin koparıldığını, çöplerin etrafa atıldığını görerek büyüyen bir çocuk, farklı bir yaşam modeli ile karşılaşıncaya kadar muhtemelen bu davranışları normal kabul eder ve öyle davranır. Oysa okuma kültürünün yüksek olduğu ülkelerde yaşam pratikleri çok farklıdır. İstisnalar olsa da her canlıya saygı duyulur, her canlı bir birey olarak kabul edilir, sözel ve fiziksel şiddet oldukça azdır. Kişi sahip olduğu haklar ve çevre bilinciyle hayatını devam ettirir. Sistem bunun devamı için üzerine düşen görevi üstlenir.” ifadelerine yer verdi.

“Çocuklarımıza ve öğretmenlerimize güveniyorum”

Fatoş Avcısoyu Ruso, KKTC’de bu sistemin sağlıklı bir şekilde yürümediğini kaydederken, bu anlamda sistemin ileride yaratacağı boşluğu doldurabilmesi amacıyla özellikle ailelere çok fazla görevin düştüğünü vurguladı. Ruso, bu çerçevede yaptığı değerlendirmeler ışığında, okuyan, düşünen, tartışan, saygı duyan, sevmeyi öncelikli bir eylem olarak gören aile ortamlarında büyüyen çocuklar için dil ve düşünce arasındaki bağın kavranması ve okuma alışkanlığının kazandırılmasının çocuklar için önemli olduğunu kaydederek, “Bu, ileride hiçbir gücün onların elinden alamayacağı mucizevi bir yaşam biçimidir” dedi.

Ruso, “Dil ve düşünce arasındaki bu bağın öncelikli olarak okumakla sağlandığını öğrenen her çocuğun evrende neleri değiştirebileceğini düşünebiliyor musunuz? Bir öğretmen ve bir şair olarak bu güce ve çocuklara güveniyorum. Ağır aksak ilerleyen -aslında ilerleyemeyen- eğitim sisteminde ise daha çok öğretmenlere güveniyorum.” ifadelerini kullandı.

“Öğrencileriyle kitap okuyan öğretmen sayısı artırılmalı”

Yapay zekânın “sonsuz bir ağ” olarak önümüzde uzandığını ifade eden Eğitimci Ruso, bu teknolojinin çocukların önünü açabilecek, yolu yürünür kılabilecek ve faydalanılabilecek bir imkân olarak derslere ve hayata dahil edilmesi gerektiğini söyledi. Tüm bunların yanında geleneksel yaşam modellerinin ve doğayla bir olabilmenin gerekliliğinin çocuklara öğretilmesinin elzem olduğunu vurgulayan Ruso, eğitimde yalnızca müfredatı yakalamaya odaklanmak yerine bilim ve sanat ortaklığında, insanî değerlere ve her canlının yaşam hakkına bağlı, adaletli çocuklar yetiştirilmesi gerektiğini vurguladı.

Öğrencileriyle kitap okuyan ve kitaplar üzerine tartışan öğretmenlerin sayısının artırılması gerektiğine işaret eden Ruso, “Onların da sayılarını artırmayı başarırsak eğitim sisteminde de bir şeyleri değiştirebilir ve ‘okuma alışkanlığı nasıl kazandırılabilir?’ sorusunu çok geride bırakabiliriz.” dedi.

“Sosyalleşme sadece kafelerde gerçekleşmez”

Dünya Kitapseverler Günü dolayısıyla topluma mesajlar da veren Fatoş Avcısoyu Ruso, şiddetin arttığı bir ülkede daha yaşanabilir bir dünyanın mümkün olduğuna inanmak için toplum olarak daha çok okunması gerektiğini vurguladı. Ruso, çocukların kitap okumadığından şikâyet etmek yerine ailelerin de bu sürecin içerisinde yer alması gerektiğini dile getirirken, çocuklarla birlikte kitabevlerinin ziyaret edilmesi ve orada uzun zaman geçirilmesi gerektiğini kaydederek, “Okuyup tartışmalıyız.” dedi. Sosyalleşmenin yalnızca kafelerde gerçekleşmediğini de vurgulayan Ruso, ormanlarda ve doğayla iç içe alanlarda vakit geçirmenin önemine dikkat çekti. Ruso, insanların yaşlı bir ağaca sırtını yaslayıp, ayaklarını kuma sokarak, sanal dünyanın uzağında, kesintisiz ve bildirimsiz şekilde yalnızca kitap okuyabilmesi gerektiğini dile getirdi.

“Hayal kurabilmek en büyük özgürlüğümüz”

Eğitimin sınıfların dışına taştığı, okumanın sınav sisteminin önüne geçtiği, yaratıcı okuma ve yazma derslerinin artırıldığı bir eğitim modeli hayal ettiğini aktaran Ruso, bu anlamda öğrencilerin kendi ülkesinin sanatçıları ve bilim insanlarıyla atölyelere katıldığı, ormanların, müzelerin ve sergilerin daha fazla ziyaret edildiği, ülkenin endemik bitki örtüsünün ve hayvanlarının çok iyi tanındığı, insanların birbirine saygı duyduğu bir yaşamın tesis edildiği bir ülkeyi arzuladığını kaydetti. Ruso, sözlerini, “Hayal kurabilmek en büyük özgürlüğümüzdür. Gerçekleştirmek ise cesaretimiz. Bunları yapabilmenin yegâne yolu ‘dilin sınırlarının düşüncenin sınırları olduğunu bilmek’, yani ‘okumaktır.’” ifadeleriyle sonlandırdı.

Bu habere tepkiniz?

Paylaş

Yorumlar

İlgili Haberler