Uzun zamandır, ben ve başka ekonomist arkadaşlar yazılarımızda ve açıklamalarımızda rapordaki benzer konulara işaret ediyoruz. Raporda yapılan tespitler, bize yabancı değil ve şaşırtmadı. Bu raporun , bizi teyit ettiğini rahatlıkla söyleyebilirim.
Bugünkü yazımda, bu raporun içeriği ile ilgili olarak önemli gördüğüm hususları içeren bazı özet bilgiler verip, kendi değerlendirme ve yorumlarımı sizlerle paylaşacağım.
2026 Makroekonomik İzleme Raporu'nun ana konusu, uzun süredir yüksek seyreden enflasyondur. Rapora göre, ülkede yaşanan enflasyonun farklı nedenleri var ve iç dinamiklerden kaynaklı nedenlerin, karar alıcıların bazı reformları ile iyileştirilebileceğidir.
AB ve Dünya Bankasının çalışmaları, Kuzey Kıbrıs ekonomisinin gelişimine katkı koymalı, adadaki ekonomik entegrasyonu sağlamalı ve KKTC reel sektörünü güçlendirmeyi hedeflemelidir. ok
Rapora göre, Kıbrıs Türk ekonomisindeki büyüme, 2025 yılı itibarıyla hız kesti. Genel Enflasyonun geçmiş yıllara göre bir miktar gerilediği, ancak hizmetler alanında yüksek seyretmeye devam ettiği, bu bağlamda, eğitim alanında yüzde 66,6’lık oranıyla en yüksek enflasyona sahip olduğu belirtildi.
Eğitim ve sağlık alanlarındaki enflasyonun genel enflasyon oranından yüksek olduğunu bizde uzun zamandır belirtiyoruz.
Ülkede yıllardır süren yüksek enflasyondan dolayı, çalışanlara ödenen maaş ve ücretlerin, ekonomik baskıyı arttırdığı da belirtildi.
Rapora göre, yerel iş piyasasında, yabancı iş gücüne bağlılığın arttığı, bu doğrultuda gençlerin aldıkları eğitimin potansiyelinden tam olarak yararlanılamadığı, genç nüfusta işsizliğin arttığı belirtildi.
Ayrıca, iş gücü piyasasında erkeklerin yaklaşık yüzde 65, kadınların ise yüzde 35 oranında temsil edildiği, bunun önemli nedenlerinden birinin de çocuk veya yaşlı bakımı gerekçesi olduğu dile getirildi. Bunlar yanında, eğitim durumu, iş tercihi ve beklentileri de bence göz önünde bulundurulmalıdır.
Öte yandan, raporda, Bankacılık sektöründe krediler alanında genişleme yaşandığı, ancak bu genişlemenin yatırım odaklı değil, daha çok tüketici kredileri ve işletme sermayesi kredileri yönünde yaşandığı belirtildi.
Bütçedeki mali açığın büyümesinin, yüksek maliyetli iç borçlanmaya bağımlılığı arttırdığı ve bunun sürdürülebilir bir yapı olmadığı da açıklandı.
Türkiye’de yaşanan makroekonomik şokların, KKTC’de yaşanan enflasyona da hızla yansıdığı, bunun Türkiye Cumhuriyeti ile yapılan ticaret, ortak kullanılan para birimi, mali transferlerde kendini gösterdiği belirtildi. Enflasyon üzerinde, enerji fiyatlarının da baskı unsuru oluşturduğu belirtildi.





