CTP milletvekilleri Fazilet Özdenefe ve Ürün Solyalı, toplumun beklentisinin artık yalnızca hükümetin değişmesinden ibaret olmadığını, insanların sadece hükümetin değil, mevcut yönetim zihniyetinin bir daha geri gelmemek üzere değişmesini istediğini vurguladı.
Partilerinin Yolsuzlukla Mücadele Stratejisi’ni YENİDÜZEN’e değerlendiren iki hukukçu milletvekili, geçmişteki ciddi iddiaların hukuk içinde araştırılmasının, kamu kaynaklarının korunmasının ve dürüst, şeffaf, hesap verebilir yönetimin kalıcı güvencelere kavuşturulmasının önemine dikkat çekti.
Fazilet Özdenefe, meselenin aynı koltuklara farklı kişilerin oturması değil, ülkenin dürüstlüğü, adaleti, şeffaflığı ve hesap verebilirliği esas alan bir anlayışla yönetilmesi olduğunun altını çizerek, “Son yıllarda bu ülkede çok şey kaybettik. Kamu kaynaklarımızı, zamanımızı, fırsatlarımızı kaybettik. Ama belki de en ağır kaybımız, insanların eşit ve adil bir düzende yaşayabileceklerine dair inançlarını kaybetmeleri oldu” diye konuştu.
“Önce kötüye gidişi durduracağız, ardından kurumları, kamu hizmetlerini ve ekonomiyi iyileştireceğiz” diyen Ürün Solyalı da, yolsuzlukla mücadeleyi bir hükümetin tercihine bağlı olmaktan çıkarıp, kurumların bağımsız çalıştığı, kamu kaynaklarının hesabının verildiği ve hiç kimsenin denetimin dışında kalmadığı bir yönetim anlayışını kalıcı hale getirmeyi taahhüt ettiklerini belirtti. Solyalı, “Adil ve hesap verebilir bir yönetim anlayışını hayata geçireceğiz” dedi.
“Mevcut yönetim zihniyeti bir daha geri gelmemek üzere değişmeli”
Soru: Son yıllarda sahte diploma soruşturmaları, üst düzey kamu görevlileri hakkındaki iddialar ve kamu kaynaklarının kullanımına ilişkin tartışmalar gündemden düşmüyor. Son olarak hükümetin seçim yasaklarının hemen öncesinde aldığı çok sayıda karar da tartışma yarattı. Siz de kısa süre önce kapsamlı bir Yolsuzlukla Mücadele Stratejisi açıkladınız. Peki bu strateji, yaşanan sorunlara gerçekten çözüm olabilir mi?
Özdenefe: Toplumun beklentisi artık yalnızca hükümetin değişmesinden ibaret değil. İnsanlar sadece hükümetin değil, mevcut yönetim zihniyetinin de değişmesini, üstelik bir daha geri gelmemek üzere değişmesini istiyor. Mesele aynı koltuklara farklı kişilerin oturması değil. Mesele, ülkenin dürüstlüğü, adaleti, şeffaflığı ve hesap verebilirliği esas alan bir anlayışla yönetilmesi. Bizim hedeflediğimiz değişim de tam olarak budur.
CTP olarak bu değişimi gerçekleştirecek siyasi iradeye, deneyime ve kadrolara sahibiz. Yolsuzlukla Mücadele Stratejimiz de dahil olmak üzere programlarımız uzun soluklu bir hazırlığın ürünü. Genel Sekreterimiz Mehmet Kale Kişi’nin öncülüğünde ve koordinasyonunda aylardır sürdürdüğümüz çalıştaylara ve istişare toplantılarına, farklı görüşlerden, toplumun farklı kesimlerinden yüzlerce insan ve alanında uzman kişiler katkı koydu. Yalnızca sorunları tespit etmekle kalmadık, çözümleri de birlikte çalıştık.
“Son dönemde aceleyle alınan kararları tek tek inceleyeceğiz”
Seçim yasaklarının hemen öncesindeki iki günde, üç ayrı Resmi Gazete’de yayımlanan toplam 150 Bakanlar Kurulu kararı, mevcut iktidara yönelik güvensizliği ve ülkenin içinde bulunduğu durumdan kaynaklanan toplumsal huzursuzluğu artırdı. Kamusal arazilerin tahsis ve kiralanmasından yurttaşlık kararlarına kadar uzanan bu yoğunluk ciddi soru işaretleri yaratıyor.
İktidara geldiğimizde bu son dönemde aceleyle alınan kararları tek tek inceleyeceğiz. Hukuka aykırı olanları da hukukun öngördüğü usullerle iptal edeceğiz. Amacımız siyasi hesaplaşma değil, hukukun gereğini yerine getirmek ve kamu yararını korumaktır.
“Önce kötüye gidişi durduracağız”
Solyalı: Zihniyet değişimi meselesi önemli. Genel Başkanımız Sıla Usar İncirli’nin ortaya koyduğu yol haritası da açık; önce kötüye gidişi durduracağız, ardından kurumları, kamu hizmetlerini ve ekonomiyi iyileştireceğiz. Sonra kalıcı reformlar ve yatırımlarla geleceği birlikte kuracağız. Yolsuzlukla Mücadele Stratejimiz de bu programın önemli bir parçası.
Sahte diploma soruşturmaları, kamu görevlileri hakkındaki iddialar ve kamu kaynaklarının kullanımına ilişkin tartışmalar, farklı olaylar gibi görünse de, ortak sorulara işaret ediyor. Denetim mekanizmaları nasıl işletildi? Siyasi sorumluluk ne ölçüde yerine getirildi? Başlatılan araştırma ve denetim süreçleri sonuçlandırılabildi mi?
Elbette suçun varlığına ve kişilerin cezai sorumluluğuna bağımsız yargı karar verir. Ancak cezai sorumlulukla siyasi sorumluluk aynı şey değildir. Kamu gücünü kullananların kararlarının gerekçelerini açıklaması, denetimi işletmesi ve kamu yararı bakımından hesap vermesi gerekir.
Stratejimiz yalnızca geçmişteki iddiaların incelenmesine dayanmıyor. Risklerin nerede doğduğunu, hangi denetim boşluklarının bunları mümkün kıldığını da çalıştık. Amacımız, usulsüzlükleri yalnızca yapıldıktan sonra araştıran değil, yapılmasını önlemeye yönelik mekanizmaları da işleten bir düzen kurmak.
“Yolsuzluk, toplumun adalet ve eşitlik duygusunu da zedeliyor”
Soru: Yolsuzluğun toplumsal ve ekonomik bedelinden söz ediyorsunuz. Bu bedel günlük yaşamda nasıl hissediliyor?
Solyalı: Yolsuzlukla mücadele yalnızca ahlaki veya hukuki bir mesele değildir. Ekonomik kalkınmanın, sosyal adaletin ve kamu kaynaklarının doğru kullanılmasının da temel koşullarından biridir. Kamu kaynakları yanlış kullanıldığında yatırımlar gecikir, hizmetler aksar, fırsatlar adil dağıtılmaz. Bedelini yalnızca bütçe değil, toplumun tamamı öder.
Üstelik bu bedel ekonomik kayıplarla sınırlı değil. İnsanların hakkaniyet duygusu, kurumlara güveni ve kendi emekleriyle bir gelecek kurabileceklerine ilişkin inancı da zarar görür. Yolsuzluğun toplumsal ve psikolojik etkileri tam da burada ortaya çıkar.
2017 yılından bu yana ülkemizdeki yolsuzluk algısını düzenli olarak araştıran Prof. Dr. Ömer Gökçekuş ve Prof. Dr. Sertaç Sonan’ın 2025 yılına ilişkin son raporunda, iş insanlarının yaklaşık üçte biri, işlerini yürütebilmek için rüşvet, hediye veya bir iyilik gerektiğini belirtiyor. Bu, ekonomik yaşam açısından ciddiyetle ele alınması gereken bir bulgu. Dürüst çalışan bir işletme, hangi koşullarda ve ne kadar sürede sonuç alacağını bilmeli. Kurallara uyan hiç kimsenin hakkı yenmemeli, kimse hakkı olanı alabilmek için ayrıcalık aramak zorunda kalmamalı.
Gençler açısından da aynı mesele var. Aileler yıllarca fedakarlık yapıyor, gençler emek vererek diploma alıyor. Sahte diploma iddiaları bütün bu emeğin değerini ve yükseköğretim kurumlarının itibarını tartışmaya açıyor. Bizim hedefimiz, insanların emeklerinin karşılığını alabileceklerine ve herkes için adil kuralların işleyeceğine yeniden inanmasını sağlamak.
“Hukuksuzlukların üzerinin örtülmesine izin verilmeyecek”
Soru: Toplumda ciddi bir cezasızlık algısı da var. Geçmişte yaşananlarla ilgili nasıl bir yol izleyeceksiniz?
Solyalı: Ciddi suç iddiaları bağımsız ve etkin biçimde araştırılmalı, hukuka aykırılıklar ortaya çıkarılmalı, sorumlular hakkında gerekli işlemler yapılmalı. Bu yaklaşımımız yalnızca mevcut hükümet dönemiyle sınırlı değil. Hangi dönemde yaşanmış olursa olsun, hakkında ciddi iddialar bulunan ve araştırılmasını gerektiren işlemlerin hukuk içinde incelenmesi, geçmişte başlatılmış soruşturma ve denetim süreçlerinin de sonuçlandırılması gerekir. Kamu zararı varsa hukuki yollarla geri kazanılmalı.
Burada önemli bir sınır var. Siyasetçi suçlu ilan etmez, yargının yerine geçmez, soruşturmanın sonucunu belirlemez. Biz polisin, Başsavcılığın ve yargının siyasi müdahale olmadan görev yapabileceği koşulları güçlendireceğiz.
Hukuka aykırı işlem yapanın yanına kar kalmamalı. Ancak bunun yolu kişileri hedef alan bir intikam siyaseti değil, herkes için aynı biçimde işleyen hukuktur. Ciddi iddiaların etkin biçimde araştırılması, başlatılan süreçlerin takip edilmesi ve hukuka uygun biçimde sonuçlandırılması bizim için esastır. Sonucun ne olacağına siyasi makamlar değil, yetkili merciler karar verecek.
Mevzuatımız, eksikliklerine rağmen, yolsuzlukların önlenmesi ve kamu kaynaklarının denetlenmesi bakımından pek çok düzenleme içeriyor. Asıl sorun, bunların etkin biçimde uygulanmaması, denetim mekanizmalarının gerektiği gibi işletilmemesi ve başlatılan süreçlerin her zaman sonuca ulaştırılamaması.
“Asıl başarı usulsüzlüğün tekrarını önleyebilmektir”
Hem mevcut mevzuatı güncelleyip güçlendireceğiz hem de denetimin gerçekten işlemesini sağlayacağız. Çünkü asıl başarı yalnızca bir usulsüzlüğü ortaya çıkarmak değil, aynı usulsüzlüğün tekrarını önleyebilmektir.
Bu nedenle oluşturacağımız Yolsuzlukla Mücadele Otoritesinin siyasi iktidardan bağımsız çalışması ve doğrudan Cumhuriyet Meclisine rapor vermesi bizim için temel bir ilke. Otorite, araştırmalarında suç şüphesini destekleyen bulgulara ulaşırsa bunları doğrudan Başsavcılığa iletecek. Meclise ve kamuoyuna düzenli raporlama yapması da çalışmalarının şeffaflığını ve demokratik denetimini sağlayacak.
“Yolsuzluğu araştıran kurum, araştıracağı kişiye bağlı olamaz”
Soru: Stratejinizin önemli başlıklarından biri Yolsuzlukla Mücadele Otoritesi. Mevcut denetim kurumları varken neden böyle bir yapıya ihtiyaç duyuyorsunuz?
Özdenefe: Siyasi irade bu mücadelenin temel koşuludur. Bizde dürüst, şeffaf ve hesap verebilir bir yönetim kurma iradesi var. Ancak siyasi irade tek başına yeterli değil. Bir hükümet döneminde atılan doğru adımlar, sonraki hükümetler döneminde de korunabilmeli. Kişiler ve hükümetler değişse bile denetimin bağımsızlığını ve hesap verebilirliği kalıcı kurumsal güvencelere kavuşturmalıyız.
Bu nedenle mevcut Başbakanlık Denetleme Kurulunu, siyasi iktidardan bağımsız bir Yolsuzlukla Mücadele Otoritesine dönüştüreceğiz. Mevcut yapıyı bağımsızlaştırıp yetkilerini ve kapasitesini güçlendiriyoruz. Diğer denetim kurumları da kendi görevlerini sürdürecek. Kurumlar arası bilgi paylaşımını ve eş güdümü güçlendirirken, Başbakanlık bünyesinde oluşturulacak Strateji Koordinasyon Sekreteryası aracılığıyla reformların uygulanmasını ve ilerlemesini takip edeceğiz. Ancak Başbakanlık, Otoritenin yürüttüğü araştırmalara ve bunların sonuçlarına müdahale etmeyecek.
İlk 100 gün içerisinde, toplumun güven duyacağı, alanında yetkin ve liyakatli kişilerden oluşan geçici bir Görev Gücü kuracağız. Bu ekip dönüşümün hukuki ve idari hazırlığını yapacak, Otorite Başkanının şeffaf ve katılımcı biçimde belirlenmesi sürecini başlatacak.
Otorite Başkanı için öngördüğümüz yedi yıllık tek dönem, yeniden seçilme beklentisinin yaratabileceği baskıyı ortadan kaldıracak. Başkanın görev süresinin güvence altına alınması, bağımsızlığın önemli unsurlarından biri olacak. Otorite yolsuzluk iddialarını araştıracak, riskleri önceden tespit edecek ve önleyici, eğitici çalışmalar yapacak. Polisin, savcılığın veya mahkemelerin yerine geçmeyecek.
“Yolsuzlukla mücadelede ihbarda bulunanların korunması da önemli”
Yolsuzlukla mücadelede ihbarda bulunanların korunması da önemli. Güvenli ihbar mekanizmaları oluşturacak, usulsüzlükleri bildiren kişilerin bu nedenle baskıya uğramasına, işlerini kaybetmesine veya herhangi bir şekilde mağdur edilmesine karşı yasal koruma sağlayacağız. Sivil toplumun, meslek örgütlerinin ve basının da şeffaflık ve kamuoyu denetimi yoluyla bu mücadeleye katkı koymasını önemsiyoruz.
Bir başbakanın veya bakanın işlemlerini araştırabilecek kurumun, görevini sürdürebilmek için o başbakanın veya bakanın onayına ihtiyaç duymaması gerekir. Sayıştay, Ombudsman ve Maliye Teftiş ve İnceleme Kurulu’nun yetki ve denetim kapasitesini de güçlendireceğiz. İlgili mevzuat çalışmalarımızı hazırladık. İktidara geldiğimizde bunları hızla Meclis’in gündemine taşıyacağız.
Ayrıca BM Yolsuzlukla Mücadele Sözleşmesi’ni (UNCAC) iç hukuka kazandırarak uluslararası standartları yol haritamızın parçası yapacağız.
“Mal beyanı, dosyaya konulup unutulan bir form olmayacak”
Soru: Stratejinin somut uygulamalarına gelirsek, mal beyanları, kamu ihaleleri ve kamu arazilerinin kullanımı konusunda ne değişecek?
Solyalı: Mal bildirimi yükümlülüğü bugün de var. Ama beyanın verilmesiyle denetlenmesi aynı şey değil. İktidara geldiğimizde siyasilerin ve kamu kaynakları üzerinde geniş mali ve idari yetkilere sahip atanmışların mal beyanlarının etkin biçimde denetlenmesini sağlayacağız. Gerekli yasal yetkiler ve kişisel verilerin korunmasına ilişkin güvenceler çerçevesinde ilgili kayıtlarla karşılaştırma yapılmasını, açıklanamayan değişimlerin araştırılmasını mümkün kılacağız. Mal beyanı, dosyaya konulup unutulan bir form olmayacak.
“Kamu ihalelerinde elektronik, şeffaf ve izlenebilir bir sistem kuracağız”
Kamu ihalelerinde elektronik, şeffaf ve izlenebilir bir sistem kuracağız. İlandan sözleşmeye, değişikliklerden işin tamamlanmasına kadar süreçler denetlenebilir olacak. Şirketlerin arkasındaki gerçek faydalanıcıları, yani şirketleri gerçekte kontrol eden veya onlardan nihai olarak yararlanan kişileri belirleyebilecek bir kayıt ve denetim yapısı oluşturmayı hedefliyoruz.
Örneğin, geçtiğimiz günlerde YENİDÜZEN’in haberleştirdiği KIB-TEK hurda kablo satış ihalesinde, ihaleye katılan şirketler arasındaki bağlantılara ilişkin önemli iddialar dile getirildi. Kısa süre sonra da konuyla ilgili polis soruşturması başlatıldığını basından öğrendik. İddiaların doğruluğunu elbette yetkili makamlar belirleyecek. Ancak bu tür durumlar, görünürde farklı şirketlerin arkasında kimlerin bulunduğunun bilinmesinin gerçek rekabetin sağlanması ve olası çıkar çatışmalarının tespiti bakımından önemini gösteriyor.
Kamu arazilerinde de hangi arazinin, kime, hangi amaçla, ne kadar süreyle ve hangi bedelle kullandırıldığını açık ölçütlere ve denetime tabi tutacağız. Amacımız dürüst çalışanların önüne yeni engeller çıkarmak değil, belirsizlikleri ortadan kaldırmak. Şeffaflık yalnızca kamu parasını değil, adil rekabeti ve dürüst çalışan insanları da korur.
“Kamu kaynakları üzerindeki yetki arttıkça, hesap verme sorumluluğu da artmalı”
Soru: Toplumda zaman zaman, iktidara gelenlerin denetim konusunda verdikleri sözleri yerine getirmediği yönünde eleştiriler yapılıyor. CTP bu konuda nasıl bir güvence sunuyor?
Özdenefe: Bu eleştirileri ciddiye alıyoruz. Çünkü hesap verebilirlik yalnızca muhalefette savunulacak bir ilke olamaz. Denetim, siyasilerden ve kamu kaynaklarının kullanımı üzerinde geniş mali ve idari yetkilere sahip atanmışlardan başlayacak. Kamu kaynakları üzerinde karar verme yetkisi arttıkça hesap verme sorumluluğu da artmalı. Başbakan, bakanlar ve milletvekilleri kadar, önemli mali ve idari kararlar alma yetkisi bulunan atanmış yöneticiler de görevlerinin niteliğine uygun etkin denetime tabi olmalı. Önceliğimiz, kamu kaynaklarının yönetildiği ve usulsüzlük riskinin yüksek olduğu alanlar.
“Dokunulmazlık, ciddi suç iddiaları karşısında cezasızlığın aracı haline gelmemelidir”
Milletvekili dokunulmazlığı da bu çerçevede ele alınmalı. Dokunulmazlık, milletvekillerinin görevlerini baskı altında kalmadan yerine getirebilmeleri için önemli bir anayasal güvencedir. Ancak bu güvence, ciddi suç iddiaları karşısında cezasızlığın aracı haline gelmemelidir. Ciddi suç isnatlarına ilişkin somut gerekçelere dayanan ve anayasal usule uygun biçimde iletilen talepler karşısında Meclis kayıtsız kalmamalı, gerekli koşullar oluştuğunda dokunulmazlığı kaldırmalıdır.
Burada esas olan, ne siyasi hesaplaşmaya izin vermek ne de dokunulmazlığın cezasızlığın aracı olarak kullanılmasına göz yummaktır. İktidarın görevi, kendisini denetimin dışında tutmak değil, denetimin bağımsızlığını güvence altına almaktır.
“Bugünün siyasi ihtiyaçları için gelecek nesillerin haklarının tüketilmesine izin veremeyiz”
Soru: Yolsuzlukla mücadeleyi yalnızca denetim ve cezalarla sınırlamıyorsunuz. Yönetim anlayışında nasıl bir değişim hedefliyorsunuz?
Özdenefe: Yolsuzlukla mücadele iyi yönetimden ayrı düşünülemez. Liyakatli atamalar, kamu hizmetlerine eşit erişim, kaynakların planlı kullanılması ve kamu yararına dayalı kararlar bunun ayrılmaz parçalarıdır. Örneğin son günlerde, seçim yasakları öncesinde kırsal kesim arsalarına ilişkin verilen hak sahipliği belgeleri ve kamuoyuna yansıyan görüntüler de toplumdaki hakkaniyet tartışmalarını yeniden gündeme getirdi.
Gençlerin barınma ihtiyacı gerçek bir sorun. İtirazımız arsa verilmesine değil, bu ihtiyacın seçim dönemlerinde siyasi beklentilere konu edilmesine. Hak sahipliği belgesi vermekle, gerçekten konut yapılabilecek koşulları sağlamak aynı şey değil. Biz konut politikalarını gerçek ihtiyaçlara ve uzun vadeli planlamaya dayandıracağız. Yalnızca kırsal kesimde değil, kentlerde yaşayan gençlerin de barınma ihtiyaçlarını gözeten bir anlayışla, altyapısı tamamlanmış arsalar, uygun toplu konut seçenekleri ve gençlere finansman desteğiyle ilerleyeceğiz.
Bugünün siyasi ihtiyaçları için gelecek nesillerin haklarının tüketilmesine izin veremeyiz.
Yurttaşı suçlamak da doğru değil. İnsanların konut, iş veya kamu hizmeti ihtiyacı olması doğal. Sorumluluk, kaynakları hangi ölçütlerle kullandığına karar veren yöneticilerdedir. İstihdamda da bir gencin geleceği kimi tanıdığına değil, emeğine ve liyakatine bağlı olmalı. İnsanların temel ihtiyaçları siyasi ilişkilerin ve kişisel beklentilerin konusu haline gelmemeli. Yurttaş, hakkı olanı kimseye minnet veya karşılık borcu hissetmeden alabilmeli.
“Adil ve hesap verebilir bir yönetim anlayışını hayata geçireceğiz”
Soru: Son olarak, bu stratejinin topluma vermek istediği temel mesaj nedir?
Özdenefe: Son yıllarda bu ülkede çok şey kaybettik. Kamu kaynaklarımızı, zamanımızı, fırsatlarımızı kaybettik. Ama belki de en ağır kaybımız, insanların eşit ve adil bir düzende yaşayabileceklerine dair inançlarını kaybetmeleri oldu.
Kurumları yeniden ayağa kaldırabilirsiniz, yasaları değiştirebilirsiniz. Ancak insanların hak ettiklerini alabileceklerine, emeklerinin karşılığını bulacağına ve herkesin aynı kurallara tabi olduğuna yeniden inanmasını sağlamak çok daha zordur. Biz bu zorluğun farkındayız. Hedefimiz yalnızca kurumları ve kuralları değiştirmek değil, insanların adalete ve kurumların adil işleyişine duyduğu güveni yeniden kurmaktır.
Solyalı: Bu güveni yeniden kazanmanın yolu, verilen sözlerin uygulamada karşılık bulmasından geçiyor. İnsanlar kimin iktidarda olduğuna göre değişen kurallar değil, herkes için aynı şekilde işleyen bir düzen görmek istiyor.
Bizim taahhüdümüz, yolsuzlukla mücadeleyi bir hükümetin tercihine bağlı olmaktan çıkarmak. Kurumların bağımsız çalıştığı, kamu kaynaklarının hesabının verildiği ve hiç kimsenin denetimin dışında kalmadığı bir yönetim anlayışını kalıcı hale getireceğiz. Adil ve hesap verebilir bir yönetim anlayışını hayata geçireceğiz. İnsanların kamu kurumlarına güven duyabilmesi bir ayrıcalık değil, en temel hakkıdır. Biz bu güveni sözlerle değil, yaptıklarımızla yeniden kazanacağız.