Lefkoşa 27°USD49,01 ₺▲EUR56,11 ₺▲GBP65,25 ₺▲GRAM ALTIN6.740,80 ₺ Nöbetçi Eczaneler
SON DAKİKA

DAÜ Öğretim Üyesi Prof. Dr. Bitirim’den çocukların dijital güvenliği için ortak sorumluluk çağrısı

DAÜ Mühendislik Fakültesi, Bilgisayar Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Yıltan Bitirim, “Çocukluk Ekranın Gölgesinde” başlığıyla değerlendirmelerde bulundu.

3 dakika okumaHaber: Kıbrıs Postası
Paylaş
DAÜ Öğretim Üyesi Prof. Dr. Bitirim’den çocukların dijital güvenliği için ortak sorumluluk çağrısı

Doğu Akdeniz Üniversitesi (DAÜ) Mühendislik Fakültesi, Bilgisayar Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Yıltan Bitirim, “Çocukluk Ekranın Gölgesinde” başlığıyla önemli değerlendirmelerde bulundu.

Prof. Dr. Bitirim, açıklamasında şu ifadelere yer verdi:

"Çocukların ve gençlerin sosyal medya kullanımı artık yalnızca ailelerin kendi evlerinde çözmeye çalıştığı bireysel bir mesele olmaktan çıkmış durumdadır. Bugün birçok genç, ailesinin bildiği ve takip ettiği hesabın yanında, yalnızca yakın arkadaş çevresine açık ikinci hesaplar da kullanabiliyor. Gençler arasında “priv” (private) olarak adlandırılan bu hesaplarda daha küçük ve seçilmiş bir çevreyle, ana hesapta paylaşılmayan içerikler paylaşılabiliyor. Bir başka ifadeyle, ailenin bildiği hesap başka, gencin yakın arkadaş çevresiyle kullandığı dijital alan başka olabiliyor. Bu durum önemli bir noktaya işaret ediyor: Mesele yalnızca çocuğun sosyal medya hesabının olup olmaması ya da ekran karşısında kaç saat geçirdiği değildir. Asıl mesele, çocuğun hangi dijital ortamlarda bulunduğu, kimlerle iletişim kurduğu, hangi içerikleri görüp paylaştığı ve bütün bunların ailesi ve eğitimcileri tarafından ne ölçüde fark edilebildiğidir.

İlk sorumluluk elbette ailelerindir; ancak ailelerin bu yükü tek başına taşıması gerçekçi değildir. Çünkü dijital dünya, çoğu zaman anne babanın görebildiğinden çok daha hızlı, daha kapalı ve daha karmaşık işlemektedir. Çocuğun telefonunda yüklü uygulamaları bilmek artık onun dijital hayatını bilmek anlamına gelmiyor. Bir ana hesap, bir “priv” hesap, kapalı arkadaş grupları, geçici hikâyeler, kaybolan mesajlar ve farklı platformlar arasında kurulan görünmez geçişler klasik ebeveyn denetimini büyük ölçüde yetersiz bırakmaktadır. Bu nedenle, okulların rehberlik servislerinden öğretmenlere, eğitim bakanlığından çocuk koruma birimlerine kadar tüm sorumlu kurumların bu konuyu çocuk güvenliği ve dijital mahremiyet meselesi olarak da ele alması gerekir.

Asıl sorulması gereken soru ise daha temeldir: Sosyal medya bir çocuk için gerçekten elzem midir? Bir yetişkin bile sosyal medyada kendini kolayca kaptırıp saatlerini ekran başında tüketebiliyorsa henüz dikkatini, iradesini, kimliğini ve sosyal ilişkilerini inşa etmeye çalışan bir çocuğun bu ortamda ne kadar savunmasız kalabileceğini daha ciddi bir şekilde düşünmek zorundayız. Sosyal medya çocuğa eğlence, iletişim ve zaman zaman bilgiye erişim imkânı sunabilir; ancak bunun karşılığında dikkat dağınıklığı, bağımlılık eğilimi, uyku bozukluğu, sosyal kıyas, beden algısı sorunları, siber zorbalık, uygunsuz içeriklere maruz kalma ve aileden gizlenen dijital kimlikler gibi ağır bedeller doğuruyorsa burada fayda-zarar dengesini yeniden değerlendirmek gerekir.

Üstelik bugün sosyal medya deneyimi yalnızca çocuğun kimi takip ettiği veya kiminle konuştuğu üzerinden şekillenmiyor. Çocuklar aynı zamanda yapay zekâ destekli öneri sistemlerinin, kişiselleştirilmiş içerik akışlarının ve dikkat süresini uzatmaya çalışan algoritmaların etkisi altında kalıyor. Bir çocuğun karşısına hangi videonun çıkacağı, hangi içeriğin daha fazla önerileceği, hangi akımın normalleştirileceği veya hangi davranışın ödüllendirileceği çoğu zaman görünmeyen algoritmik kararlarla belirleniyor. Bu nedenle, çocukların dijital güvenliğini tartışırken yapay zekâ algoritmalarının etkisini, içerik öneri sistemlerini ve platformların çocuk psikolojisi üzerindeki tasarımsal sorumluluğunu göz önünde bulundurmak gerekir. Çocukluk, algoritmaların dikkat avcılığına bırakılmayacak kadar kıymetli bir dönemdir.

Çocukları çağın dışında bırakmayalım ama çocukluğu algoritmaların, beğeni sayılarının, görünür olma baskısının, kontrolsüz dijital ilişkilerin ve yapay zekâ destekli içerik akışlarının insafına da terk etmeyelim.

Ailelerin çocuklarıyla daha açık ve güvene dayalı bir iletişim kurması; okulların dijital mahremiyet, çevrimiçi güvenlik, sosyal medya bağımlılığı ve yapay zekâ destekli içerik yönlendirme sistemleri konusunda bilinçlendirici çalışmalar yapması; ilgili kurumların ise çocukları koruyacak yaşa uygun politikaları gecikmeden tartışması zorunludur. Sosyal medya yetişkinler için bile güçlü bir dikkat tuzağına dönüşmüşken çocukların bu dünyaya sınırsız ve denetimsiz biçimde bırakılması savunulabilir bir özgürlük alanı olarak görülemez.

Avustralya, 16 yaş altındaki çocukların belirli sosyal medya platformlarında hesap açmasını veya mevcut hesaplarını sürdürmesini önleme yükümlülüğünü platformlara getiren düzenlemeyi yürürlüğe koymuş durumda. İngiltere hükûmeti 2026 yılında 16 yaş altına yönelik sosyal medya yasağını açıklarken Danimarka 15 yaş sınırını esas alan yeni bir düzenlemeye hazırlanıyor. Finlandiya ise 13 yaş altındaki çocuklara sosyal medya kullanımını önermeyen ve ekran süresini yaşa göre sınırlandıran ulusal tavsiyeler yayımladı. Türkiye de bu yöndeki adımlara katıldı. 1 Mayıs 2026’da yayımlanan 7578 sayılı Kanun, 15 yaşını doldurmamış çocuklara sosyal ağ hizmeti sunulmamasını ve şirketlerin yaş doğrulama dâhil gerekli tedbirleri almasını öngörüyor. İlgili hükümlerin 1 Kasım 2026’da yürürlüğe girmesi bekleniyor.

Kıbrıs’ta da sosyal medyanın çocuklar için gerçekten vazgeçilmez olup olmadığı sorusunu cesaretle sormalı, faydaları ile zararlarını dürüstçe tartmalı ve çocukları korumayı yalnızca ailelerin değil, her kesimin ortak sorumluluğu olarak görmeliyiz."

Bu habere tepkiniz?

Paylaş

Yorumlar

İlgili Haberler