Doğu Akdeniz Üniversitesi (DAÜ) Mühendislik Fakültesi, Bilgisayar Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Yıltan Bitirim, “Çocukluk Ekranın Gölgesinde” başlığıyla önemli değerlendirmelerde bulundu.
Prof. Dr. Bitirim, açıklamasında şu ifadelere yer verdi:
"Çocukların ve gençlerin sosyal medya kullanımı artık yalnızca ailelerin kendi evlerinde çözmeye çalıştığı bireysel bir mesele olmaktan çıkmış durumdadır. Bugün birçok genç, ailesinin bildiği ve takip ettiği hesabın yanında, yalnızca yakın arkadaş çevresine açık ikinci hesaplar da kullanabiliyor. Gençler arasında “priv” (private) olarak adlandırılan bu hesaplarda daha küçük ve seçilmiş bir çevreyle, ana hesapta paylaşılmayan içerikler paylaşılabiliyor. Bir başka ifadeyle, ailenin bildiği hesap başka, gencin yakın arkadaş çevresiyle kullandığı dijital alan başka olabiliyor. Bu durum önemli bir noktaya işaret ediyor: Mesele yalnızca çocuğun sosyal medya hesabının olup olmaması ya da ekran karşısında kaç saat geçirdiği değildir. Asıl mesele, çocuğun hangi dijital ortamlarda bulunduğu, kimlerle iletişim kurduğu, hangi içerikleri görüp paylaştığı ve bütün bunların ailesi ve eğitimcileri tarafından ne ölçüde fark edilebildiğidir.
İlk sorumluluk elbette ailelerindir; ancak ailelerin bu yükü tek başına taşıması gerçekçi değildir. Çünkü dijital dünya, çoğu zaman anne babanın görebildiğinden çok daha hızlı, daha kapalı ve daha karmaşık işlemektedir. Çocuğun telefonunda yüklü uygulamaları bilmek artık onun dijital hayatını bilmek anlamına gelmiyor. Bir ana hesap, bir “priv” hesap, kapalı arkadaş grupları, geçici hikâyeler, kaybolan mesajlar ve farklı platformlar arasında kurulan görünmez geçişler klasik ebeveyn denetimini büyük ölçüde yetersiz bırakmaktadır. Bu nedenle, okulların rehberlik servislerinden öğretmenlere, eğitim bakanlığından çocuk koruma birimlerine kadar tüm sorumlu kurumların bu konuyu çocuk güvenliği ve dijital mahremiyet meselesi olarak da ele alması gerekir.
Asıl sorulması gereken soru ise daha temeldir: Sosyal medya bir çocuk için gerçekten elzem midir? Bir yetişkin bile sosyal medyada kendini kolayca kaptırıp saatlerini ekran başında tüketebiliyorsa henüz dikkatini, iradesini, kimliğini ve sosyal ilişkilerini inşa etmeye çalışan bir çocuğun bu ortamda ne kadar savunmasız kalabileceğini daha ciddi bir şekilde düşünmek zorundayız. Sosyal medya çocuğa eğlence, iletişim ve zaman zaman bilgiye erişim imkânı sunabilir; ancak bunun karşılığında dikkat dağınıklığı, bağımlılık eğilimi, uyku bozukluğu, sosyal kıyas, beden algısı sorunları, siber zorbalık, uygunsuz içeriklere maruz kalma ve aileden gizlenen dijital kimlikler gibi ağır bedeller doğuruyorsa burada fayda-zarar dengesini yeniden değerlendirmek gerekir.






