“İstifamı bekleyenler veya arzulayanlar varsa, çok hayal kırıklığına uğrayacaklar. Ben önüme zorluk çıktı diye yolundan dönecek biri değilim” diyen Bora, VYK başkanlığına kişisel bir beklentiyle gelmediğini söyledi.
Bora, “Ben görevimin başındayım. Bundan sonra da kararlarımı kişilere, baskılara veya herhangi bir kesimin beklentilerine göre değil; hukuka, kurumsal teamüllere ve DAÜ’nün çıkarlarına göre vermeye devam edeceğim. VYK Başkanı olarak bugüne kadar hükümet tarafından şahsıma herhangi bir müdahale veya telkin gelmediğini de açıkça söylemek istiyorum. Üyeler için bir şey söyleyemem” diye konuştu.
Üniversiteyi bütünleştirmek gerektiğini, bunun ön şartının da hukuka uygunluk, kurumsal teamüllere saygı ve kurum içerisindeki güven ortamının yeniden tesis edilmesi olduğunu belirten Bora, kurum içinde güvenin ve bütünlüğün sağlanamaması durumunda, alınan mali tedbirlerin de kalıcı başarıya ulaşmasının kolay olmadığını kaydetti.
Bora, “Benim beklentim çok açık; hepimiz, bizi bu göreve kimin önerdiğinden, siyasi veya kişisel aidiyetlerimizden bağımsız olarak hareket etmeli; hukuku, üniversitenin yerleşmiş teamüllerini ve DAÜ’nün çıkarlarını esas almalıyız. VYK’nın yeniden sağlıklı biçimde çalışmasının yolu da budur” dedi.
Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman’ın üniversitedeki teamüller ve hukuka uygunluk konusundaki hassasiyetinin, DAÜ’lüler tarafından paylaşıldığını ancak Rektörlük nezdinde yeterince karşılık bulmadığını gözlemlediğini anlatan Bora, “Teamüllerin uygulanmaması veya bazı durumlarda seçici biçimde uygulanmasının, üniversitenin bütünlüğünü zedelediğini gördüm. Bir üniversitede kuralların ve teamüllerin, kişilere veya konulara göre değişmemesi gerekir. Hukuka uygunluk konusunda ise, hayal kırıklığına uğradığımı ifade etmek zorundayım” diye konuştu.
“Göreve gelmeden önce hem öneren, hem atayan makamların beklentilerini dinledim”
Soru: ODTÜ mezunu olduğunuzu, Boston’daki Northeastern Üniversitesi’nde eğitim aldığınızı, özel sektörde önemli bir tecrübeye sahip olduğunuzu ve Lefkoşa Belediye Başkanlığı yaptığınızı biliyoruz. Sizi bu makama uygun gören, öneren ve atayan makamların, o dönemde sizden beklentileri neydi? Siz, VYK Başkanı olarak, göreve başlarken kendinize nasıl bir vizyon çizdiniz?
Bora: Benim geçmişimle ve tecrübelerimle ilgili önemli noktaları zaten ortaya koydunuz. Şunu da eklemek isterim, aslında ben DAÜ’nün dışından gelen biri değilim. Uzun yıllardır DAÜ’de yarı zamanlı olarak hocalık yapan biriyim. Dolayısıyla, üniversiteyi sadece dışarıdan gözlemleyen değil, içerideki yapıyı ve işleyişi de tanıyan biriyim.
Göreve gelmeden önce hem beni öneren, hem de atayan makamlarla görüştüm ve beklentilerini dinledim. Aslında bu beklentilerin birbirini tamamladığını gördüm. Sayın Cumhurbaşkanımız, üniversitede yıllar içerisinde oluşmuş teamüllere, özellikle yöneticilerin seçimle işbaşına gelmesi konusuna hassasiyetini, ve bir hukukçu olarak hukuka uygunluk ilkesine verdiği önemi açıkça ifade etti. Ben de bu hususlarda aynı hassasiyeti taşıyorum.
Hükümetimizin beklentisi ise, mali tedbirlerin hayata geçirilmesi ve DAÜ’nün mali açıdan sürdürülebilir bir yapıya kavuşturulmasıydı. Ben de, göreve başlar başlamaz, önce mali durumun kapsamlı biçimde ortaya konmasını istedim. Rakamları görmek, mevcut tabloyu doğru okumak gerekiyordu. Bunun yanında fakülteleri dolaştım. Yönetici, akademisyen ve çalışanlarla doğrudan görüştüm; sorunları ve beklentileri yerinde dinledim. Bu temaslar, benim için çok önemliydi. Çünkü DAÜ’yü sadece raporlar üzerinden değil, üniversitenin farklı birimlerinde çalışan insanların gözünden de anlamak istedim.
“Kuralların ve teamüllerin, kişilere veya konulara göre değişmemesi gerekir”
Üzülerek belirtmem gerekir ki, Sayın Cumhurbaşkanımızın, üniversitedeki teamüller ve hukuka uygunluk konusundaki hassasiyetlerinin, DAÜlüler tarafından paylaşıldığını ancak Rektörlük nezdinde yeterince karşılık bulmadığını bizzat gözlemledim. Teamüllerin uygulanmaması veya bazı durumlarda seçici biçimde uygulanmasının, üniversitenin bütünlüğünü zedelediğini gördüm. Bir üniversitede kuralların ve teamüllerin, kişilere veya konulara göre değişmemesi gerekir. Hukuka uygunluk konusunda ise, hayal kırıklığına uğradığımı ifade etmek zorundayım.
Önce üniversiteyi bütünleştirmemiz gerekiyor. Üniversiteyi bütünleştirmenin ön şartı da hukuka uygunluk, kurumsal teamüllere saygı ve kurum içerisindeki güven ortamının yeniden tesis edilmesidir. Bu mali sürdürülebilirliğin ön şartıdır. Kurumun içerisinde güveni ve bütünlüğü sağlayamazsanız, aldığınız mali tedbirlerin de kalıcı başarıya ulaşması kolay değildir.

“Durumu rasyonel veya herhangi bir yönetim aklıyla açıklamak mümkün değil”
Soru: Mayıs ayı başlarında üniversite çalışanlarına yönelik bir açıklamanız olmuştu. O açıklamada, özellikle Rektörlüğe yönelik, bayağı sert ifadelerle, eleştirilerde bulunmuştunuz. Aradan üç aya yakın bir süre geçti. Şu an bildiklerinizle ve o günden bugüne yaşananları da hesaba kattığınızda, o günkü açıklamanızı aynı şekilde yapar mıydınız?
Bora: Üç ay mı geçti? Üç yıl gibi geliyor. Çok şey yaşandı, o zamandan bu yana. Sert ifadeler kullandığımı söylüyorsunuz. Ne yazık ki, o günden bugüne yaşananlar, kullandığım sert ifadelerin bile yeterince sert olmadığını kanıtlıyor adeta.
Soru: Bunu biraz açıklayabilir misiniz?
Bora: Tabii ki. Bazı örnekler üzerinden konuşacak olursak, belki daha kolay anlaşılır. O açıklamamda yaşanan bazı süreçleri anlatmış ve bunlardan bazı sonuçlar çıkarmıştım. Kısa bir süre sonra da, ikinci bir açıklamam olmuştu. Belki kısaca onun üzerinden konuşmak iyi olacak.
Üniversitemizde, Bilişim Teknolojileri Meslek Yüksekokulu adı altında bir okul kurulması planlanmaktadır. Bu okulun kuruluş tüzüğü hazırlanmış, ancak yürürlüğe girmemiştir. Dolayısıyla bu okul, hukuken kurulmamış, kadroları da oluşmamıştır. Buna rağmen Rektör’ün, bu okula aylar öncesinden bir müdür ve bir müdür yardımcısı ataması yaptığı ve bu okulla ilgili başka işlemler de yaptığı bilgime geldi. Birbirinden bağımsız birçok hukukçudan, yapılan atama ve diğer işlemlerin hukuka aykırı olduğu yönünde görüş aldıktan sonra, Rektör’e durumu bildirip yapılan işlemlerin iptalini talep ettim.
Tüm bunlar, geçen Mayıs ortasında oldu. Aradan üç ayı aşkın bir süre geçti. Şu ana kadar, bu sorunun çözülmesi yönünde ne yapıldı biliyor misiniz? Hiçbir şey! Rektör, okulun hukuken kurulduğunu ve yapılan işlemlerin hukuka uygun olduğunu savunan yazılı bir cevap verdi. Eğer Rektör bu görüşünde samimi ise, zannedersem DAÜ’de ve hukuk camiasında böyle düşünen tek kişidir. Daha da ötesi, bu okulun bir an evvel kurulması ve yasal zeminde çalışması için, tüzüğünün VYK’dan geçip, Bakanlar Kurulu’na havale edilip, Resmi Gazete’de yayımlanması gerekmektedir. Nisan ayında, bu tüzük VYK’da görüşülmüş ve idari bakımdan bazı değişiklikeri yapmak üzere, Rektör’ün tüzüğü Senato’da görüştürmesine karar verilmiştir. Bu güne kadar Rektör, bu VYK kararının da gereğini yapmamıştır.
Bu tabloya baktığımızda, durumu rasyonel veya herhangi bir yönetim aklıyla açıklamak mümkün değildir. Üniversite’nin Rektörü kendi kurumunun Kuruluş Yasası’na aykırı işlem yapacak, kendisine VYK Başkanı bunu düzelt diye resmi talep yapacak ve Rektör, ne yaptığı hatayı düzeltecek, ne de söz konusu okulun hukuki statüsünü sağlayacak adımları atacak. Üstelik, böyle davranırken, hem görevini ihmal etmiş olacak, hem de VYK kararına uymayacak. Rektör, böyle davranmakla ne kazanır hiç anlamıyorum ve böyle davranmasına anlam da veremiyorum. Ancak, üniversitemizin ne kaybettiğinin çok iyi farkındayım. Üniversitemizde idareye olan güvenin sarsılması ve hukuka bağlılık ilkesinin yıpranması kabul edilemez niteliktedir.
Ama maalesef, bir çok hususta buna benzer şeyler yaşanıyor. Takip edenler hatırlayacaktır, ilk açıklamamda, üniversitemiz Enstitü Müdürü atama sürecinde karşılaştığımız sorunları anlatmıştım. Rektör, bir adayı istemediğinden, bu adayın önünü kesmek için, çeşitli yapay gerekçeler üretmiş ve benim müdahalem sonucu bunların önüne geçilmiş ve Rektör’ün istemediği aday başka bir adayla seçime girmiş, seçimi kazanmış ve atanmıştır. Bu arada söylemek gerekir ki, üniversitemizde uzun süreden beri uygulanan, yöneticilerin seçime tabi tutulmaları yerleşmiş ve takdire şayan bir uygulamadır. Uzun yıllar da sorunsuz şekilde yürütülmüştür. Burada da, en sonunda tüm sorunlara rağmen atama gerçekleşmiş, işler yoluna girmiş diyebilirsiniz. Ben de öyle sanmıştım. Ama, ne yazık ki, atama sonrası da Enstitü Müdürü olan bu hocamıza yönelik yıldırma çabaları devam etmiştir. Kendi yardımcısını seçmesi önlenmiş, sekretersiz ve asistansız bırakılmıştır. Mart ayında atanmasına rağmen, bu gün bile, bu durum devam etmektedir. Müdür hocamızın Rektörle görüşme talebi bile bu kadar ay içinde karşılık bulmamıştır.
Benim temel itirazım da burada; farklı düşünenlerin adeta karşı taraf gibi görülmesi ve yönetim yetkilerinin, bu farklılıkları cezalandıracak biçimde kullanılması doğru değildir. Sorunların çözülmediği, yalnızca şekil değiştirerek çoğaldığı bir yönetim anlayışının, üniversiteye ciddi zarar verdiğini düşünüyorum.







