Uluslararası hukuk profesörü Maria Gavouneli, Türkiye–Libya deniz yetki alanları mutabakatının Kıbrıs Cumhuriyeti’nin MEB’ini doğrudan kesmediğini ancak aynı yaklaşımın ileride Kıbrıs’a karşı da kullanılabileceği uyarısında bulundu. Gavouneli’ye göre asıl risk, adaların deniz yetki alanlarını sınırlayan bu modelin Doğu Akdeniz’de emsal haline gelmesi.
Bugün Kıbrıs
Cyprus Mail’in analizinde uluslararası hukuk profesörü Maria Gavouneli, 2019 Türkiye–Libya deniz yetki alanları mutabakatının Kıbrıs Cumhuriyeti’nin MEB’ini doğrudan kesmediğini ancak emsal yaratma bakımından Kıbrıs açısından ciddi risk taşıdığını söylüyor. Gavouneli’nin temel argümanı şu: Türkiye, Libya ile yaptığı anlaşmayla coğrafyayı ve aradaki Yunan adalarının deniz yetki alanlarını yok sayan bir model oluşturdu; aynı yaklaşımı ileride Kıbrıs Cumhuriyeti’ne karşı da kullanabilir.
Gavouneli, Türkiye–Libya hattının Rodos, Kerpe, Kaşot ve Girit’i adeta “yokmuş gibi” ele aldığını savunuyor. Ona göre bu sadece hukuki değil, “coğrafya” sorunu. Türkiye’nin adaların geniş deniz yetki alanlarına sahip olmadığı yönündeki yaklaşımının ileride Kıbrıs’a da uygulanabileceği uyarısını yapıyor.
Analizde bir başka kritik nokta Great Sea Interconnector. Gavouneli, son Türkiye–Libya hamlesinin zamanlamasını Girit–Kıbrıs elektrik kablosuna ilişkin hazırlıklarla bağlantılı görüyor ve Ankara’nın aynı anda çok sayıda ihtilafı masaya getirerek Atina ve Lefkoşa üzerindeki diplomatik baskıyı artırmaya çalıştığını savunuyor.
Yazıda Amerikan enerji şirketlerinin Girit’in güneyindeki faaliyetlerine de özel önem veriliyor. Gavouneli’ye göre ABD şirketlerinin burada arama lisansı alıp yatırım yapması, pratikte Türkiye–Libya mutabakatındaki iddiaların piyasada kabul görmediğine ilişkin güçlü bir işaret.





