Birçok kitapta, kaynakta bu konuya pek vurgu yapılmaz ama “evet serbest rekabet”; “evet devlet geride dursun, özel sektör gelişsin ama tüketici için en kaliteli ürünler üretilsin” da vardı!
-*-*-
Smith, 18’inci yüzyılda yaşadı…
Smith’e göre devlet, adalette, savunmada ve önemli kamu hizmetlerinde mutlaka varlığını hissettirmeliydi!
-*-*-
20’nci yüzyılda bu kez Milton Friedman denen adam kapitalizmi anlatmaya veya şekillendirmeye geldi!
-*-*-
Friedman’ın kapitalizminde dev şirketlerin dev karları öne çıktı, devlet hiç olmayabilirdi, ahlak hak getire!
Sadece daha çok kazanç!
-*-*-
Friedman’dan sonra kapitalizm boyut değiştirdi; boş konuşan büyük ülke liderleri hatta çok küçük ülke liderleri türedi…
-*-*-
Ve tabii ki uluslararası dev şirketler…
-*-*-
Mesela Donald Trump!
Herkes çok iyi biliyor ki bu adam gerçek bir ruh hastasıdır…
-*-*-
Ve dev şirketlerin çalışanı olmaktan öteye gidememektedir!
Kapitalizmin geldiği boyut şu anda oradadır!
-*-*-
Dikkat edin, Trump’ın, siyasi teamülleri aşan dangalak tavrı, söylediği hiçbir şeyin, hiçbir anlamı olmaması çıplak gözle görülebilen gerçeklerdir!
Ama arkasındaki güç o kadar büyüktür ki, herkes ya dinlemek ya da dinlermiş gibi yapmak zorundadır!
-*-*-
Trump, çok uluslu silah şirketlerinin, petrol piyasasını kontrol eden derin ilişkilerin basit bir elemanıdır!
-*-*-
Haaa yönettiği ülke, temsil ettiği şirketler çok büyük ve çok güçlü olduğu için, o ölçüde Trump da güçlü kabul edilmek zorundadır!
-*-*-
Ama Dünya’yı tanımayan, bilmeyen, vordo, aşağılık, cahil bir mahlukattan başka bir şey olmadığı çok nettir!
-*-*-
Sadece İran savaşı bile, Trump’ın kim veya kimler için çalıştığının açık kanıtı olmaya yeterlidir…
-*-*-
Bugüne kadar, İran ile ilgili söylediği hangi şey tutarlıdır?
-*-*-
En az beş defa savaşı bitirdiğini söyledi!
En az beş defa İran’ı tamamen yok edeceğini açıkladı!
-*-*-
Haaa kapitalizmin çıkarları Smith’ten, Friedman’dan sonra öyle bir boyut kazandı ki; Trump veya daha küçük kapasitedeki ağır kapitalizmin temsilcisi olan liderler, temsil ettikleri dev şirketlerin ya da derin devletlerin zavallı uşağı olmanın hiç ötesine geçemedi…
-*-*-
Kuzey Kıbrıs özeli veya Kıbrıs geneline bakacak olursanız, burada Türkiye’nin farklı boyutlarda çıkarları söz konusudur ve bu konuda kimsenin “Türkiye neden bunu yapıyor?” diye sorgulama hakkı yoktur…
-*-*-
Çünkü mevcut vahşi kapitalizm çerçevesinde, Türkiye’nin yerinde başka devlet olsaydı da aynı şeyi yapacaktı!
-*-*-
Türkiye tekrar ediyorum, “mevcut kapitalist paylaşım vahşeti içerisinde güçlü durmak, daha çok pay almak istediği için” suçlanamaz…
-*-*-
Haaa ne yapar Türkiye, Kıbrıs’ın kendi kontrolündeki bölümünde kendi çıkarlarına ayak bağı olmayacak, mızırlık etmeyecek, tabiri caizse her söylenene uyan, her emre itaat eden “siyasetleri” veya “siyasetçileri” destekler!
-*-*-
Ersin Tatar ve üçlü koalisyon hükümetimiz buna çok uygundu ve uygundur mesela…
Tatar’ın kaybetmesi sadece “hata sebepli” ama aynı zamanda Türkiye adına çok ciddi bir kazadır…
Haliyle Tufan Erhürman’ın da Tatar çizgisinde olmasını beklemek ve istemek Türkiye’nin “bence” açık tavrıdır…
Apaçık bir görüntüdür!
-*-*-
Aynı beklenti, olası CTP zaferi sonrası da söz konusu olacaktır!
Türkiye ile zıtlaşabilecek bir KKTC Hükümeti tercih edilmeyecektir; Erhan Arıklı’nın söylediği gibi, şube bankaları borç falan vermeyecektir!
-*-*-
Haaa bu böyle mi olmalıydı?
O ayrı bir mesele!
Elbette böyle olmamalıydı ama ne acıdır böyle!
-*-*-
Şunu da itiraf etmekte fayda vardır; Kıbrıs Cumhuriyeti de Avrupa Birliği ile birlikte, sadece kendi çıkarlarını savunur haldedir…
-*-*-
Ne yazık ki Kıbrıs Cumhuriyeti’nin tüm çıkarları, “Rum Toplumu merkezli çıkarlar”dır!
-*-*-
Araya bir not ekleyelim; Kıbrıs Türk Toplumu’nun işi çok hem de çok zordur çünkü aşağı tükürse sakal, yukarı tükürse bıyıktır!
-*-*-
Mevcut vahşi çıkar ilişkilerinde, azıcık palazlanan Kıbrıs Türk Toplumu’na mensup her bireye bir şekilde saldırılıyor olması da sistemin vahşiliği ile alakalıdır!
-*-*-
Çok fazla konuyu dağıttığımın farkındayım ama vahşi kapitalizmin varlığı devam ettiği müddetçe ki bu varlığın sonlanması ihtimali söz konusu bile değildir; büyük balıkların yem kavgası kapsamında “KKTC ya da Kıbrıs Türk Toplumu”nun yere basar şekilde varlığını sürdürmesi hiç de kolay olmayacaktır.
-*-*-
Şöyle düşünelim; Ersin Tatar ve son dönemdeki hükümet, tamamen Türkiye’nin çıkarlarına teslim olmuştu…
-*-*-
Erhürman ile birlikte CTP veya CTP ağırlıklı herhangi bir koalisyon hükümetinin Türkiye’ye, “hadi oradan” deme gücü olmadığı gibi; Erhürman ve CTP’de bunu arzulayan bir yapı ya da arzu da yoktur!
-*-*-
Peki, Erhürman seçildi; CTP de iktidara gelirse ne değişecek?
Elbette çok şey değişebilir…
Daha hesap verebilir; daha şeffaf; daha dürüst; daha toplumsal bir sürü iş yapılabilir…
Hatta federal çözüm için de bastırılabilir…
-*-*-
Ama iki şey çok zor yapılır; birincisi Türkiye yok sayılamaz; ikincisi Kıbrıs Cumhuriyeti ve Avrupa Birliği’nin kendi çıkarları es geçilemez!
-*-*-
İdeolojiler önemli mi?
CTP’nin kapitalizme uzak durup, sosyalist ya da komünist bir “yapı” oluşturma şansı veya gücü var mı?
-*-*-
Hayır yoktur!
-*-*-
Peki ne olacak?
CTP iktidara gelirse – ki gelecek, ne yapacak?
-*-*-
En azından Adam Smith’in kapitalizmine önem verip, yani devletin sağlık, eğitim, kamu düzeni, adalet gibi konularda çok daha güvenilir olmasını sağlayabilir…
Gerisi, kapitalizmin çıkarlarına teslim…
Vergi adaleti de sağlanırsa ne ala!
-*-*-
Adam Smith sonrasındaki Friedman ve Trump kapitalizminde “sadece devlerin karları” önemlidir…
CTP, Adam Smith’in önerdiği “serbest rekabet kapsamında daha kaliteli ürünleri halka sunmak” ahlağını da sağlarsa, bir kez daha “ne ala!”
-*-*-
İyi pazarlar ya da “Serbest Pazar”lar dilerim!!!

Lefkoşa Surlariçi’nden bir fotoğraf…
Bu yazı toplam 103 defa okunmuştur.