Lefkoşa 25°USD49,98 ₺▲EUR56,06 ₺▲GBP67,08 ₺▲GRAM ALTIN6.275,62 ₺ Nöbetçi Eczaneler
SON DAKİKA

Çatal: Bilgi çağında teyit şart

YDÜ Öğretim Görevlisi Yrd. Doç. Dr. Özen Çatal, 24-31 Ekim Küresel Medya ve Bilgi Okuryazarlığı Haftası...

6 dakika okumaHaber: Yusuf Bahadır AYDIN
Paylaş
Çatal: Bilgi çağında teyit şart

“Haber kaynağı sorgulanmalı”… Sosyal medyada karşılaşılan bilgilerin doğrulanmadan paylaşılmaması gerektiğini belirten Çatal, haberin asıl kaynağının araştırılmasının ve farklı güvenilir kaynaklardan teyit edilmesinin önemine dikkat çekti.

“Yanlış bilgi duyguları hedef alıyor”… Yanlış bilgilerin çoğu zaman öfke, korku ve panik gibi duyguları harekete geçirerek yayıldığını kaydeden Çatal, vatandaşlara düşünerek hareket etme çağrısında bulundu.

“Algoritmalar doğruyu değil, ilgiyi öne çıkarıyor”… Sosyal medya algoritmalarının içerikleri doğruluklarına göre değil, aldıkları etkileşime göre öne çıkardığını ifade eden Çatal, bu durumun yanlış bilginin hızla yayılmasına ve farklı görüşlerin göz ardı edilmesine yol açabildiğini belirtti.

“Medya okuryazarlığı ortak sorumluluk”… Medya ve bilgi okuryazarlığının geliştirilmesinde eğitim kurumları, üniversiteler, medya kuruluşları ve ailelere görev düştüğünü vurgulayan Çatal, doğru bilgiye ulaşma bilincinin toplumun tüm kesimlerinde güçlendirilmesi gerektiğini söyledi.

Candan MERT

Yakın Doğu Üniversitesi (YDÜ) İletişim Fakültesi Medya ve İletişim Bölümü Öğretim Görevlisi Yrd. Doç. Dr. Özen Çatal, 24-31 Ekim Küresel Medya ve Bilgi Okuryazarlığı Haftası kapsamında KIBRIS’a konuştu. Çatal, günümüz teknoloji dünyasında KKTC’de vatandaşların haber ve bilgiye ulaşma alışkanlıklarındaki değişimleri değerlendirirken, doğru bilgiye ulaşım açısından dikkat edilmesi gereken unsurlara ve bu çerçevede kurumların üzerine düşen sorumluluklara dikkat çekti.

“Haberler dijital ortama taşındı”

Son yıllarda KKTC’de vatandaşların haber ve bilgiye ulaşma alışkanlıklarında birtakım değişikliklerin olduğunu ifade eden Yrd. Doç. Dr. Özen Çatal, bu değişikliklerin gelişen teknolojiye bağlı olarak haberin yapılması, yayılması ve tüketilmesi süreçlerinde gerçekleştiğini dile getirdi. Bu çerçevede son yıllardaki en çarpıcı değişimin ‘haberin artık gidip bulunan bir unsur olmaktan ziyade bize gelen bir unsur halini alması’ olduğunu belirten Çatal, “Eskiden sabah gazetesini almak, akşam ana haber bültenini izlemek bir alışkanlıktı. Bugün haber çoğu zaman gün içerisinde telefon ekranına bir bildirim, bir WhatsApp grubu mesajı ya da bir sosyal medya paylaşımı olarak karşımıza geliyor. Ülkemiz küçük ve birbirini tanıyan bir toplum olması nedeniyle sosyal ortamlarda, iş yerinde, mahallede dolaşan ‘duydun mu?’ kültürü bugün dijital ortama taşındı.” ifadelerini kullandı.

“Sosyal medyayla yanlış

bilgi hızlıca yayılabiliyor”

Sosyal medyanın haber kaynağı olarak kullanımının artmasının, doğru bilgiye ulaşma açısından ortaya çıkardığını sorunlara değinen Çatal, sosyal medyanın hem profesyonel haber kaynaklarından gelen bilginin hem de doğrulanmamış, spekülasyon içeren bazen tamamen yanlış bilginin hızlıca yayılmasına neden olabildiğini kaydetti. Bu noktada bugün asıl sorunun, ‘habere ulaşıp ulaşılmadığı değil, ulaşılan haberin gerçekten haber olup olmadığının ayırt edilip edilemediği’ olduğunu vurgulayan Çatal, bilginin tanıdık bir yüzden gelmesinden dolayı sorgulama ihtiyacının da duyulmadığını dile getirerek, “Güvenimizi kaynağa değil, mesajı gönderen kişiye yöneltiyoruz.” dedi.

“Algoritma, ilgi çekme odaklı işliyor”

Algoritmaların haber yayılım süreçlerindeki rolünün de göz ardı edilmemesi gerektiğine dikkat çeken Çatal, sosyal medya platformlarının kişilere doğru olanı değil, ilgiyi en çok çekecek olanı göstermek üzere tasarlandığını belirterek, konuşmasında, “Algoritmalar bir içeriği doğruluğuna göre değil, ne kadar tıklandığına, paylaşıldığına ve tepki aldığına göre öne çıkarıyor. Bu da yanlış enformasyonun hızlı yayılmasına neden olabiliyor. Ayrıca algoritmalar zamanla bize yalnızca zaten düşündüğümüzü onaylayan içerikleri sunmaya başlıyor ve bu noktada farklı bakış açılarıyla karşılaşmadığımızdan, kendi görüşümüzün herkesin görüşü olduğunu sanıyoruz. Bu anlamda sosyal medya, ana akım medyanın görmezden geldiği seslere de alan açma potansiyeline sahip olmasına rağmen bir çelişki ortaya çıkarıyor.” ifadelerine yer verdi.

“Hız baskısı, doğrulama sürecini etkileyebiliyor”

Çatal, tüm bunlarla beraber, sosyal medyanın da etkisiyle hızlı haber ulaştırmanın, haberi veren ilk kurum olmanın neredeyse zaman zaman öncelik haline geldiğine vurgu yaparken, bu rekabet ortamında gazetecilerin haber yapma pratiklerinin de ciddi anlamda değişime uğradığını dile getirdi. Bu hız baskısının, haberciliğin temel pratiklerinden olan doğrulama süreçlerini de zaman zaman sekteye uğrattığının altını çizen Yrd. Doç. Dr. Özen Çatal, “Tabi ki doğru bilgiye ulaşmak, bilgi teyidi yapmak ve karşı görüşten de görüş almak gibi haber pratiklerini ciddiyetle sürdüren sorumlu gazetecilerimiz var. Ancak haber ve okur arasındaki keskin sınırların da ortadan kalktığı bu günlerde profesyonel gazeteciler dışında da habercilik işine soyunan çokça kaynak var. Dolayısıyla sorumlu habercilerin bilgiyi teyit etmek için emek ve zaman harcadığı süreçte, tüm bu süreçleri atlayarak hızlı haber veren ama bunu yaparken yanlış bilgi vermek için bu sorumlulukları atlayan kaynaklarla da haksız bir rekabet oluşuyor. Bunları da birbirinden ayırabilmemiz gerekiyor.” ifadeleriyle, hız baskısına kapılarak yanlış bilgi vermemenin önemine dikkat çekti.

“Sosyal medyadaki her bilgi teyit edilmeli”

Masa başı haberciliğin de yaygınlaştığını kaydeden Çatal, sosyal medyanın sadece haberin yayıldığı bir platform olarak bakılmasından ziyade haber kaynağı olarak da kullanıldığını ifade etti. Bu çerçevede viral bir paylaşımın, bir ekran görüntüsü ya da WhatsApp’ta dolaşan bir ses kaydının doğrulanmadan habere dönüşebildiğini aktaran Çatal, “Bu durumda tehlike ikiye katlanıyor. Çünkü doğrulanmamış bir iddia, bir gazetenin adı ve itibarıyla yeniden dolaşıma girdiğinde artık söylenti değil, haber statüsü kazanıyor. Üstelik günümüzde yapay zekâ ile üretilmiş görseller de söz konusu. Dolayısıyla artık yalnızca gözümüze güvenemiyoruz. Kaynağı doğrulamak her zamankinden daha önemli. Kısacası sosyal medya gazeteci için değerli bir ipucu olabilir, ama tek başına kaynak olamaz. Oradan gelen her bilgi muhatabına götürülerek teyit edilmeli. Küçük kadrolarla ve yoğun hız baskısı altında çalışan basın için bu kolay değil. Ama kamuoyunun güvenini korumanın başka bir yolu da yok.” ifadelerini kullandı.

“Medya okuryazarlığı eğitimi ihtiyaca dönüştü”

Sosyal medyada yayılan yanlış veya doğrulanmamış bilgilerin ayırt edilebilmesi için dikkat edilmesi gereken unsurları değerlendiren Yrd. Doç. Dr. Özen Çatal, “Bilgiye bu kadar kolay ulaşabildiğimiz bir dönemde, doğru bilgiye ulaşmak hiç bu kadar fazla çaba gerektirmemişti.” dedi. Doğru bilginin yanında, yanlış ve manipüle edilmiş bilginin günümüzde kolaylıkla dağıtıma girdiğini vurgulayan Çatal, böyle bir dönemde özellikle dijital medya okuryazarlığı eğitiminin temel bir ihtiyaç haline dönüştüğünü kaydetti. Bu kapsamda bir içeriği değerlendirmek için yalnızca ne söylediğine değil, kişiye nasıl ulaştığına da bakılmasının elzem olduğunun altını çizen Çatal, “Bir haberin doğruluğunu sorgularken, onu neden kendi sosyal medya akışımızda gördüğümüzü, kimlerin bu içerikten çıkar sağladığını, hatta onu bir insanın mı yoksa yapay zekânın mı ürettiğini de sorgulamamız gerekiyor.” dedi.

“Yanlış bilgi önce duyguları hedef alır”

Öğretim Görevlisi Çatal, sosyal medyada yayılan bilgilerin doğruluğunun teyidi açısından şu ifadeleri kullandı:

“Sosyal medyada yayılan yanlış veya doğrulanmamış bilgileri vatandaşların ayırt edebilmesi için ilk ve belki de en önemli adım durmak. Bir içerik bizi öfkelendiriyor, korkutuyor ya da bunu herkes bilmeli duygusu uyandırıyorsa bir durmalıyız. Çünkü yanlış bilgi en çok duygularımızı hedef alır ve duygu devreye girdiğinde sorgulamayı bırakırız. İkinci olarak ‘Bunu kim söylüyor?’ sorusunu sormalıyız. Paylaşan kişi değil, bilginin asıl kaynağı kim? Belirsiz kaynak kuşku uyandırmalı.

Bilgiye tek bir yerde bırakmamak da bir diğer adım. Gerçekten önemli bir gelişme varsa, birden fazla güvenilir haber kuruluşunda ya da ilgili kurumun resmî açıklamasında yer alır. Hiçbir yerde karşılığı yoksa, orada durmak gerekir. Bunun yanında tarihe ve bağlama bakmak da önemli. Bir fotoğraf ya da video gerçek olabilir ama başka bir yere, başka bir zamana ait olabilir. Bu gibi durumlarda da tersine bir görsel araması yani görseli arama motorlarında ya da bunun için üretilmiş teyit sitelerinde artmak bunu ortaya çıkarır. Emin olmadığımız bir şeyi paylaşmamak da çok önemli. Özellikle aile veya arkadaş gruplarında iyi niyetle iletilen bir mesaj, yanlış bilginin en hızlı taşıyıcısı olabiliyor. Kısacası, her paylaşım küçük bir yayıncılık kararıdır. Paylaş tuşuna basmadan önce birkaç saniye düşünmek, bilgi kirliliğine karşı hepimizin yapabileceği en etkili katkıdır.”

“Eğitim tek bir kurumun omzuna yüklenemez”

Çatal, KKTC’de medya ve bilgi okuryazarlığının geliştirilmesi için eğitim kurumları, medya kuruluşları ve bireylerin üzerine düşen sorumluluklardan da bahsederken, bu kapsamda medya okuryazarlığının tek bir kurumun omzuna yüklenebilecek bir sorumluluk olmadığını vurguladı. Okul, medya ve ailenin eş zamanlı çalışmasının gerekliliğine dikkat çeken Çatal, eğitim kurumlarının medya okuryazarlığını tek bir derse sıkıştırmak yerine eğitimin bütününe yaymasının bu noktada önemli olduğunu ifade etti. Çatal, öğretmenlerin bu alanda desteklenmesinin de en az müfredat kadar önemli olduğuna dikkat çekti.

“Üniversitelerin de sorumluluğu büyük”

Farkındalıkların doğru yönde oluşturulabilmesi açısından üniversitelere de ayrı bir sorumluluk düştüğünü aktaran Çatal, üniversitelerin öğrenci yetiştirmenin yanında ürettiği bilimsel bilgiyi toplum yararına kullanmakla da yükümlü kurumlar olduğunu dile geti

Bu habere tepkiniz?

Paylaş

Yorumlar

İlgili Haberler