Gerçekten de 1974 öncesinden farklı olarak, günümüzde Kıbrıslı Türkler arasında işbirliği ve dayanışma gibi erdemler geriledi. Toplumu birbirine bağlayan bağlar zayıfladı. Ben-merkezcilik, garez, hınç, kötücül sevinç ve haset gibi olumsuz duygular yaygınlaştı.
Bu durumun elbette birden çok nedeni vardır.
Ben bu yazımda üç kavram üstünde durmak istiyorum: Çarpık Modernleşme, Küçük Farklılıklar Narsisizmi ve Kıbrıs Sorununun Yansımaları
“Küçük Farklılıklar Narsisizmi”
Psikanalizin kurucusu Sigmund Freud narsisizmi hastalıklı bir öz-sevgi olarak tanımlarken, “Küçük Farklılıklar Narsisizmi” adını verdiği bir de tez geliştirir.
Buna göre, kişi kendini diğer kişilerden ayırmak için, kendi farklılığına aşırı bir vurgu yapar. Küçük farklılıklar yaratarak, ya da var olan farklılıkları öne çıkararak kendini diğer bireylerden ayırmaya yönelir. Bu da insanlar arasında yabancılaşma oluşturur, hatta düşmanlık yaratır.
Freud, insan ilişkilerinde rastladığımız düşmanlığı, birbirini sevmemeyi, dayanışmanın yokluğunu “Küçük Farklılıklar Narsisizmi” kavramıyla anlamaya çalışırken, bu kavramı uluslara, etnik ve dinsel gruplara uyarlamanın açıklayıcı olduğunu ileri sürüyordu. Birbirine benzeyen uluslarda düşmanlığın temellerini narsisizmde aranabileceğini söylüyordu.
Çarpık Modernleşme ve Hınç İnsanı
Ben, “Küçük Farklılıklar Narsisizminin” modernleşme sürecine giren küçük ve kapalı toplumlarda da ortaya çıktığını düşünüyorum. Özellikle çarpık bir modernleşme söz konusu olursa, bireyler arasında tüketici bir rekabet oluşabiliyor. Kurumlar liyakate değil patronaj sistemine dayandığında, fayda üretmeden faydalanma, yarar üretmeden yararlanma söz konusu olduğunda, bireyler arasında kıyaslama başlar.
Her şey ben-merkezci bir yaklaşımla ele alınır ve bireyler birbirlerini küçümseyerek farklılıklarını narsis bir vurguyla öne çıkarmaya yönelirler. “O kim ki…” diye kurulan cümlelerle herkes herkesi aşağıya çekmek ister. “O da bir şey mi” denilerek bütün değerler değersizleştirilir. Kısacası, kedinin uzanamadığı ciğere “mundar” dediği gibi bir durum hâsıl olur. Herkes “aynıdır” ve “aynı değere” sahiptir. Herkes kendini her yere ve her mevkie layık görür ve herkesle kıyaslama hakkına sahip olduğunu düşünür.
Kıskançlık, haset, garez ve düşmanlık gibi olgular, takdir, sevgi ve dayanışmanın yerini alır. Bir yandan bireyleşmenin önünü açan ama öte yandan özerk bireyin oluşmasını engelleyen çarpık modernleşme sürecinde yaşanan alt-üst oluşlar, eşitsizlikler, hakkaniyetsizlikler, adil olmayan kazanımlarla kayıplar, fırsatlar ve fırsatçılık, bireyleri birbirlerine karşı garez beslemeye sürükler. Biri diğerini engelleyerek bir yerlere uzanmaya çalışır.






