Sokaklara dökülen Z kuşağını izlerken Gezi direnişini hatırlıyorum hep. Ölümlerle neşenin kırılışını, kötülüğün her seferinde yeniden kazanışını. İtiraz ve öfkenin yaratıcı ifade biçimleri kalbimi kanatlandırıyor ama korkuyorum bir yandan da. Direnenlerin yenilgiler tarihi ezberimde çünkü. Ne olursa olsun bütün direnişler bir yönüyle iyilik tarihine kayıtlıdır insanlığın. Kabul edilemez olana itiraz her gün türlü yalanlarla kendini yeniden üretmeye çalışan sistemleri sarsar.
Z Kuşağı sokaklarda. Fransa’da gençlik dilinde hadi başlıyoruz anlamında kullanılan “ Bismillah” diyorlar, biraz da hor görülen göçmenlerin diliyle. Bismillah, bu karanlık!
Bugünlerin gözde ekonomisti Thomas Piketty “Avrupa’nın orta sınıfını ve alt sosyo-ekonomik gruplarını, Avrupa’nın kendileri için de çalışabileceğine, eşitsizliği azaltmak için yanlarında olabileceğine ve sadece zengin vatandaşların çıkarına çalışmayacağına ikna etmesi gerekmekte.” diyor. Bu iknadan çok uzakta görünüyor AB. Brexit’te de gördük birliğe karşı çıkanların çoğunluğu alt gelir gruplarından.
Gelecek kaygısıyla dolu gençler bu gidişe boyun eğmeyeceklerdir elbette. Bu sokak hareketleri provokasyonlarla gölgelenir ve devletler daha da sertleşirken nasıl bir dönüşüm getirecek, göreceğiz bunu. Polis şiddetini gölgelemek için öne çıkarılan vandalizmle 800.000 kişinin katıldığı eylemlerin değeri düşürülmeye çalışılıyor. Göstericilerin taşkınlık çıkaran insanlar olarak gösterilmesi en fazla da bir algı yaratma girişimi gibi geliyor bana.
Kendi deneyimlerimden biliyorum, içinde bulunduğun ve detaylarına çok hâkim olduğun bir ortamın medyada yansıması oldukça farklıdır. Kurulan anlatı tamamen oluşturulmuş bir bağlamı kanıtlamak içindir. Bugün bu müesses nizam medyası etkisi Sosyal Medya kanalıyla oldukça kırılmış durumda. Bu kadar yaygın bir platformda bilgilenmek mümkün gibi görünse de kitleler genelde kedi videolarıyla, influencer geyikleriyle filan meşgul. Yaygınlaşan en fazla da yalan haber olabiliyor.






