Bunlar gazeteci Aytuğ Türkkan’ın görüşleri... Bağımsız’da yazdı.
Doğrusu bu öneriye – ki ilk değil – sıcak yaklaştım hep...
Masada olsam kabul ederdim.
Ama değilim ya!
En azından "görüşülmeli" derim.
Hele de Ercan Havaalanı'nın da Birleşmiş Milletler gözetiminde dünyaya açılması işi içerisine girerse...
Müzakere edelim, kaçmayalım.
Ha şunun da farkındayım.
Maraş ya da Mağusa ve Ercan limanları gibi "kritik" konularda Kıbrıslı Türkler olarak bir başımıza "karar verici" değiliz.
Aç desek, açılmaz...
Türkiye de "he" demeden...
İkna etmek gerekir mutlaka...
Ya da ortaklaşmak...
İşin gerçeği bu...
Sevsek de sevmesek de...
***
Aytuğ’dan çok başka düşünüyorum elbette...
Çünkü bu anlayış, uluslararası ortak yönetimi ve dünyayla bütünleşmeyi, sanki bir "mal-mülk yitimi" gibi görüyor.
Hatırlayalım; bizzat Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan bile bir 20 Temmuz Kıbrıs ziyaretindeki Maraş açılımında, bölgenin Taşınmaz Mal Komisyonu aracılığıyla yasal sahiplerine iade edileceğini açıkça ilan etmemiş miydi? Yani uluslararası hukuk ve mülkiyet gerçeği zaten kaçınılmaz bir parametre olarak karşımızda duruyor.
Şimdi düşünün: Elimizde elli yıldır çürümeye terk edilmiş, siyasi ve ekonomik yükten başka bir şey üretmeyen kapalı bir Maraş var. Bir de dünyaya kapalı kaldığı için potansiyelini kullanamayan Gazimağusa Limanı...
Sevgili Aytuğ, "Karşılığında kocaman bir HİÇ alacağız" derken, mevcut durumun bizi dünyadan koparan ve içeriye hapseden ağır maliyetini tamamen görmezden geliyor.






